• BIST 83.116
  • Altın 147,045
  • Dolar 3,7714
  • Euro 4,0470
  • Trabzon 7 °C

Haksız Yorum Bize, Bağışlamak Sana…

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Geçen hafta çok sevdiğim ve saydığım dostum, siyasi parti kurucusu, mimar, 22. dönem Antalya milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanlığı yapmış Türkiye’nin sayılı düşünürlerinden, Sayın Mehmet Dülger’le aylık olağan sohbetimizi gerçekleştirdik. Mehmet Bey tanıdığıma ve tanıştığıma çok memnun olduğum bir entelektüel. Bu ayki konumuz “Din ve İbadet” üzerineydi. Mehmet Bey çok önemli bir konuda “Türkler İslam’ı ibadet olarak yaşıyor ve algılıyorlar. Yani geleneksel yaşıyorlar” dedi. Bende bu çok hassas konuda küçük bir araştırma yaptım ve ortaya şöyle bir yazı çıktı…

İlk Türk felsefecilerinden “Hayalin Derinlikleri”nin yazarı, Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi’den bir alıntı paylaşacağım. Filibeli Ahmet Hilmi bir yabancıdan aktarıyor:

“Türkler gayet mükemmel namaz kılan bir kavimdir. Fakat onların ibadetlerinde kelimenin yüce manasıyla çok din aranmamalıdır. Türklerde namaz günlük vazifelerdendir. Kendiliğinden anlaşılır ki, bu vazife elbise giymek, işini yapmak, yemek yemek ve uyumak vazifeleri gibi yerine getirilir. Eskiden beri alışılmış bir adet takip edilir. Ne halde bulunursa bulunsun ve hal ne kadar elverişsiz olursa olsun o namaz kılınır.”

Bugün Türkler ve siyaseti dini motiflerle işlemeye çalışanlar,  İslâm’ı sadece ibadet yönüyle yaşarlar. İslam’ın bilim, hukuk ve diğer konulardaki muhteşemliğini görmez ve bilmezler.

Namaz kılıp ardından yalan söylemeye, insanları kandırmaya ve aldatmaya devam eden birçok insan görür ve biliriz.

Filibeli Ahmet Hilmi, “Çünkü namaz ile vicdanın hiçbir alakası yoktur ve hiç kimse bunda hayret edilecek bir şey görmez. Hiç kimse bundan arlanmaz, herkes kılınması gereken zamanlarda namazını kılar ve her şey olmuş bitmiş olur…”  sözüyle zaten içinde bulunduğumuz şekilci Müslümanlığı sade bir dille ve yerinde ifade etmiştir.

İbadet bizde bazı vakitlerde bazı insanlar tarafından Allah’a karşı saygı, hürmet ve borcunu yerine getirmek olarak sınırlandırılıyor. Kulluk görevini sadece belli vakitlerde yaşayan ve vakit sona erince hayatın işleriyle meşgul olmakla sınırlı bir ibadet anlayışımız var. İyiliği, dürüstlüğü, insan olmayı sadece belli vakitlerde yani ibadet saatlerinde hatırlıyor bazılarımız...

Ramazanda orucunu açıp sonrasında her türlü kötülüğü yapan ne çok insan görür, duyar ve okuruz. Orucu borcum deyip yapmak ve ardından borcunu ödemenin rahatlığı içinde olmak ve insanlık adına sınıfta kalmak çok acı bir gerçek.

İslâm’ın prensipleri sadece ibadetle sınırlı değildir. İslam’ın prensipleri iman, ibadet ve ahlaktır. İman eden kişi kötülükten, kinden, iftiradan, küçümsemekten, sınıf ayrımcılığından, ötekileştirmekten uzak durması gerekendir. İbadet işin şekil kısmıdır. Bizler burada kaldık. Ahlak ise; İslam’ın tüm kurallarını uygulayan, benimseyen, iyi nitelikleri olan güzel insandır. Bu da bizde çok az insanda var olan bir meziyettir.

İslâm’ın prensiplerini devlet idaresinde uygulamaya çalışanlar ise bu konuda sınıfta kalmışlardır. Yapılan bir ankette Yeni Zelanda bu konuda birinci olurken Türkiye çok alt sıralarda yer almıştır.

İslam’ın prensiplerinde helal ve haram diye çok önemli iki başlık vardır. Helal dinen yasaklanmamış olan iş ve davranışlardır. Yani alnının teriyle çalışıp kazanmak helaldir. Bir de haram vardır bu da dinimizde kesinlikle yapılması yasaklanan davranışlardır. Anne babaya saygısızlık, başka birinin kazancını almak, çalmak da haramdır.

Bugünlerde haramı helalleştirmeye çalışan ne çok olay gördük ve yaşadık. Oysaki helalde haramdan kaçınmak ilkesi vardır.

Bugünlerde akıl işletmekten yoksun, kör ve menfaatlerinin izinde gidenleri ne çok görür olduk.

İslâm’ı ibadetle sınırlı yaşayanlar, İslam’ın asıl güzelliğini yaşayamayan ve sınırlı yaşayanlardır.

Türklerin İslam’ı anlayışına ve yaşadığına ben çok inanmıyorum. Yaşayanları ise can-ı gönülden tebrik ediyorum. Bilinçsizce, geleneksel bir İslâm anlayışı hâkim maalesef…  

Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatini bilir misiniz? Nasihatinin bir bölümünde şöyle der:

Ey oğul,

Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik, yanılgı bize, hoşgörü sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana.

“Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nerden geldiğini unutma ki nereye gideceğini unutmayasın…”

Bu çok uzun olan nasihat bugünlerde inşallah yoldan çıkmış, şaşkın ne yapacağını ve ne diyeceğini bilemeyenlere, kibir sahibi insanlara, ötekileştirenlere nasihat ve küpe olur.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Trabzonspor Akyazı’ya taşınmalı!
  • Kemeraltı’nda çöpe gidecek para!
  • AKP’li vekillerin dal-çık bayramı!
  • Balta'nın pantolonu yırtıldı mı?
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.