• BIST 82.185
  • Altın 147,989
  • Dolar 3,8274
  • Euro 4,0748
  • Trabzon 6 °C

HAVADA KONUŞMAMANIN, GÖRMEMENİN KAHROLASI HÜZNÜ

Ali Rıza Keskinalemdar

Nâzım Hikmet, 1962’de yazdığı “Vatan Haini” adlı şiirini “(…) vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, / ben vatan hainiyim. / Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: / Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.” diyerek bitirir. Yani, Nâzım’ın  “vatan hainliğini” kabul etmesinin üzerinden 53 yıl geçmiş…

Evet, Nâzım bir “vatan haini”ydi! Öldüğünde, “bir yanında Irgat Osman’ın bir yanında Şehit Ayşe’nin yattığı Anadolu’da bir köy mezarlığına” gömülmeyi vasiyet edecek, Varna önünden Boğaz’a doğru geçen bir vapuru “usulcacık okşayacak” kadar “vatan haini”ydi üstelik.

Cumhuriyet tarihi boyunca “devlet büyükleri”nce, devletin büyüttüklerince sol düşünceye hep “vatan hainliği” diye bakıldı. Belki de bu yüzden Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı’ndaki “yarin yanağından gayrı her yerde / her şeyde / hep beraber diyebilmek” dizeleri, sadece bir düşsel güzellik, naif bir beklenti olarak, köreltildi.

 

MEYMENETLİLER VE VATANSEVERLER

2013 yılının haziran ayına “Gezi Parkı Direnişi” ve aralık ayına da “17-25 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” damgasını vurduğundan bu yana “devlet büyükleri”nin diline, “ihanet” ve “vatan hainliği” sözlerinin pelesenk olduğu görülüyor. Kendilerinden yana olmayanların, kendileri gibi düşünmeyenlerin, kendilerinin yaptıkları anayasa, yasa ve hukuk tanımazlıkları eleştirenlerin “darbecilik” sıfatı yanına artık çok kolaylıkla “ihanet” ve “vatan hainliği” de eklenebiliyor artık.

İşin tuhaf tarafı, “devlet büyükleri”nce poh pohlanıp arkaları sıvazlanan, “yeri geldiğinde sizler birer polissiniz, birer savcısınız, birer alperensiniz”diyerek “yürrrü aslanım” dokunuşlarıyla kendilerine “durumdan vazife çıkartma” inisiyatifi verilerek “emniyet güçleri yardımcısı” rolüyle “vatan hainleri” olarak algılatıldıkları halkın üzerine pala, sopa, zincir ve demir sopalarla saldırmalarında bir beis görülmeyen esnaf ile mesela “Gezi Parkı Direnişçileri”nin büyük sermayedarların kurduğu avmler yerine “mahallelerinizdeki esnaftan alışveriş yapılın” yönündeki söylemleri şiar edinmeleri arasındaki yaman çelişkidir.

Bunun en büyük örneği Eskişehir’de “polise yardımcı olarak”, polis ile birlikte hareket eden esnafın döverek öldürdüğü Ali İsmail Korkmaz ise, en yakın  örneği 1 Mayıs 2015 günü “1 Mayıs’ı kutlamak için” Beşiktaş’a gitmeye kalkan iki kişinin “meymenetli üç esnaf” tarafından demir çubuklarla dövülmesi; yine polisin attığı gazdan kaçarken otoparka sığınan bir gencin “vatansever” bir otoparkçı tarafından ölümcül şekilde bıçaklanmasıdır.

Elbette Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, Bakanlar’ın, “diğer devlet büyükleri”nin bu kadar “vatan haini” cephesi yarattığı bir ülkede “kraldan çok kralcının çıkması” gayet normal karşılanabilir. “Gayet normaldir” de sıradan bir vatandaşın herhangi bir muhalefeti anında “tahrik, hakaret, saldırı, bölücülük, ayrıştırıcılık, darbecilik ve nefret suçu”na girebiliyorken, “balığın baştan koktuğu” atasözü ne çabuk unutuluveriyor dersiniz?

 

YAMUK YUMUKLAR VE DÖKÜNTÜLER

Anayasa Komisyonu Başkanlığı ve AKP İstanbul Milletvekili’nde son günlerini geçiren Prof. Dr. Kuzu, Nişantaşı Üniversitesi’nde düzenlenen başkanlık sistemi ile ilgili söyleşide, "CHP, paralel, küresel, yamuk yumuk, değişik kesimler, komünistler, faşistler, ateistler yani nerde bir döküntü varsa, geçmişte yan yana gelmeyen değişik kesimler bir araya toplanıp hepsi bir araya gelip şimdi HDP’ye oy vermek istiyor.  İstemeleri HDP’yi sevmelerinden değil, AK Parti’ye düşmanlıklarından kaynaklanıyor. Bu vatan hainleri, AK Parti’nin gitmesi için dünyada Türkiye’ye en düşman olanlarla işbirliği yaparlar" diye konuşmuş.

Dikkat ettiyseniz, kendileri dışında herkes “yamuk yumuk”, “vatan haini” ve “döküntü” listesinde! Hatta daha önceleri kendi partilerine oy vermesine rağmen artık vazgeçenler de…

Bu ülkede, böylesine sorunlu bir siyasi partiler ve seçim yasalarından, böylesine adil olmayan bir seçim sürecindeki “kayıkçı kavgası”ndan, zaten hiç oluşmamış “kültürü” ile demokrasi beklemek büyük saflık olsa gerek...

Üç dönem herkesin gözlerinin içine bakılarak insan aklıyla sözüm ona “dalga geçilerek” ekonomik ve sosyal hayatı büyük bir alt-üst oluşla “5. viteste”ki koca koca hortumlarla kendilerine bağlarlarken, yoksul, yoksun ve aklını peşin peşin iktidara teslim etmiş kitlelere, attıkları “kırıntıların” bile artık kesilmesi karşısında,  görmelerini sağladıkları rüyalardan birileri tarafından uyandırılmaması için son sarıldıkları olgu din ve Kur’an ne yazık ki.

 

HER ZAMAN İŞ YAPMIŞTIR ŞİMDİ DE YAPABİLİR

AKP’ye oy atanlar, o zaman da “döküntü”ydü ama işler iyi gidince el üstünde tutulmaktaydılar. Arada sırada    “ölüm onların fıtratında var”, “güzel öldüler”, “İsrail dölü”, “Ananı da al git lan” falan filan ile niyetleri ortaya çıkıyordu ama “babalar hem döver hem sever”di ya kültürünüzde, bu nedenle fazla ırgalamıyordu onları.

Sıkıştın mı din istimrarcılığı, sıkıştın mı kürsülerden kaldırılarak gösterilen Kur’an-ı Kerimler… Oldum olası iş yapmıştır siyasi hayatımızda… Bu yolla, hem kolay oy devşirilmiştir hem de “ne kadar dindar ve inançlı oldukları” kanıtlanılmıştır.

Bundan dolayı “namus ve şeref üzerine” edilen yeminlerin hiçbirinin “kıymet-i harbiyesi” yoktur. Hani yöremizin çocukları verdikleri sözlerin ne kadar geçerli olduğunu kanıtlamak üzere iki gözünü de aynı anda kapatıp “yalanım varsa ha’bulecik olayım” (Yani kör olayım) demelerinin karşısındakileri kesmediği anladıklarında bu kez “yalanım varsa Musaf çarpsın” derler ya (hala söylüyorlar mı acaba mahalle aralarında), şimdiki iktidar ve onun en yüksek makamdaki “gönlünün partilisi” de bu hikayeleri iktidar partisine destek amacıyla, yeniden halkın huzuruna çıkartmakta bir beis görmüyor.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra toplum katmanları iyice muhafazakarlaştırıldığı için artık geri dönüşü (şimdilik) çok zor görünen, geçmişte ucundan ucundan yakalanmaya çalışılan “laik ve demokratik” bir ülke yönetiminin bu gerçeğini gören “solumtırak” Ana Muhalefet Partisi’nin de Romanlardan Ermenilere, “muhafazakar demokratlar”dan “Kürt demokratlar”a kadar ne kadar açılım ve saçılım varsa denemesine rağmen oy ibresini bir türlü % 30’ların üzerine çıkartamaması; kayan eksenleri esasında başka bir yerlerde arama gereğini işaret etmekte…

Çocukluğumuzda “Musaf çarpsın ki” diyen arkadaşımızın sözüne güvenirdik. Ancak bir şekilde “devlet büyüğü” makamına gelmiş olanların ne “ha’bulecik olayım” demeleri ne de “Musaf çarpsın ki” demeleri, sonra her illegaliteyi kendilerine legal hale getirmeleri, sanırım özellikle “dini bütün AKP’li” kitlede hiçbir etki yaratmıyor.

Çünkü onları da ne “Musaf çarpıyor” ne de verdikleri “namus ve şeref sözü” ırgalıyor! “Namus ve şeref” kavramları gibi  “Musaf” da artık ne yazık ki sadece bir “aldatmaca” aracı.

Geçmişte “din elden gidiyor” dediniz mi bu ülkede; herhangi bir sorgulama ya da araştırma yapma gereği duymadan “gözü kapalı öldürmeye meyilli” bir çok insan vardı. Şimdilerde bu güruhun “kefenlileri” de çıktı, beslendikçe beslendiler, besledikçe beslediler.

Ana Muhalefet Partisi istediği kadar “Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuran, İmam Hatip Okullarını ilk açan parti biziz” desin; gram faydası yok “tek başına iktidar olması”na…

Muhafazakarlaştıkça mağdurlaştırılan, mağdurlaştırıldıkça sömürülen, sömürüldükçe ekonomik olarak iktidara bağımlılaştırılan “gönülden partili” iktidar yandaşlarının henüz daha çözülmesini gerektirecek bir durum ufukta gözükmüyor.

Çünkü insanlara vurulabilen “vatan hainliği” damgası ve “Musaf çarpma” korkusundan uzakta “dinsiz-imansız”lık okutmaları, hala bu ülkede çok kolay prim yapabiliyor: “13 yılda, 17 milyon fakir yaratmalarının” ve “faizli rüşvet ve yolsuzluk paralarıyla 60 dakikada 600 bin TL harcayanların” haberlerinin hala heyecanla okunabilmesinin, biraz “çeneleri yorulsa” da, fakirleşenler açısından memnuniyet verici olduğunun anlaşılması, esasında birilerine dışarılarda “yüzlerini elleriyle kapatmış” olarak dolaşırken rastlamamanın yarattığı “havada(ki) konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü”nü yansıtmasından başka bir şey değil…

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Balta'nın pantolonu yırtıldı mı?
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
  • MHP sürpriz yapabilir!
  • Antalya’da sabah sporu!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.