• BIST 109.330
  • Altın 156,133
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Trabzon 11 °C

HAYAT BİZE NE ÖĞRETTİ?

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Bugünlerde hep geçmişe gidiyorum. Arkadaşlarımla Uzunsokak’ta yürüyor, Ganita’da çay içiyor, Kemeraltı’na inerken simit alıyorum, Kemeraltı’nın naftalin kokusunu ve kına kokusunu içime çekiyorum. Ya, Kunduracılar Caddesi… Bizim dönemimizin alışverişte tek adresi ve cazibe merkezi. Arkadaşlarımla bir dükkandan çıkıp, diğerine giriyoruz. Sokakları, kokusu, tarihi dokusu ile Trabzon’u ve dostlarımı yaşıyorum. Ama geçmiş hep içimi acıtıyor. Arkadaşlarımın bazen telefonda seslerini duymak boğazımda bir düğüm oluştururken, gözlerimden yaş akıtıyor.

Geçmişten hep huzurlu zamanları hatırlıyorum. Işık gibi. Işıl ışıl. Kesik kesik, o kadar kısa süreli anlar ki, ama dinlenmek için yeterli zamanlar.

Geçmişe dönüp baktığımda bazen nelerden kaçmışım, anlamsızca ve manasızca. Kim bilir belki de kaçış değildi, belki de karşımızdakileri üzmemekti.

Geçmişi, arkadaşlıkları gözden geçirmek ve çıkardığımız sonuçlar bir nevi tevekkülden ibaret sanki. Çünkü geçmişin geri dönmesi mümkün değil.

Bugünden geçmişe döndüğümüzde neler neler öğrenmişiz. Arkadaşlıklarımız bizlere, “belki”leri, “asla”ları, sevmeyi, güvenmeyi, pişman olmayı, yaşamayı, gülmeyi, ağlamayı, neşeyi, coşkuyu hüznü ve daha nicelerini öğretmiş; Ve zaman içerisinde de hep öğreten olmuşlar.

Geçen zaman içerisinde hayatlarımızda neler oldu neler? Babası varlıklı zengin dediğimiz arkadaşlarımız parasızlık ve işsizlikle tanıştı. Çok mutlu ailenin çocuğu olan mutsuzlukla tanıştı. Bir dediği iki olmayan ve bir fanusun içinde saklanan arkadaşlarımız eşinden ayrılarak yalnız yaşamaya başladı. Yanakları al al, bedenen ve ruhen çok zengin arkadaşlarımız hayatın en acı hastalığı ile yüz yüze geldi. Sesini yükseltmeye dahi içi elvermeyen ailelerin güzel değerli kıymetli çocukları evlenince dayakla tanıştı. Hayat akış içerisinde acıyı da tatlıyı da insanlara sindire sindire yaşatıyor. Bazılarına ise bir tokat gibi vuruyor.

Ama arkadaşlarımın yüzünde hep bir gurur, güç ve asalet var. Çünkü onlar yaşadıkları her şeyi sindirmeyi başarmış birer mücevher. Umutsuzluk asla yaslandıkları bir yastık olmadı. Çaresizlik ise hiç onların işi olmadı hep engellerin üzerinden atlayan oldular ve çözüm odaklı davrandılar

Murathan Mungan anılar ve hayat üzerine diyor ki:

“Hayat her zaman cömert davranmaz bize. Tersine çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanlarını ödetir, hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimsecikler olmaz ya da olanlar olması gerekenler değildir.”

Bazen geçmişimden gelen o sesler beni ne çok heyecanlandırıyor. Gelip, geçici olsa da, güçlüdür o sesler.

Birbirine bağlı kök salmış geçmişin anıları ve arkadaşlıkları.

En güzel, en canlı günlerimiz gençlik günleri ve arkadaşlıkları asla unutulmayan ve hep hatırlanan olmuştur.

Psikolojik sorunlarımızı dâhil kendi aramızda çözdüğümüz, akşamdan sabaha hiç uyumadan sabahlayıp, çözüme ulaştığımız günlerdir gençlik yılları.

Geçmişin kitabı çok kalın. Sayfalar sararmış, cümlelerin altı çizilmiş, hatta sayfalar kıvrılmış ve rutubet koksa da, kitabın fiyatı paha biçilemez.

Yaşamak, beklemek ve aramak; üçü de birbirini tamamlayan kelimeler bütünü. Yaşamın içinde sevdiklerini beklemek ve aramak sonu mutlulukla biten bir beraberliktir. Bazen de hüzündür eğer bulamazsan.

Sevdiklerinizi arayın ve bulun. Bugünlerde ben bu işi yapıyorum. İçim huzurla ve mutlulukla doluyor. Bulduğum kişinin sesini duymak tıpkı sevdiğim bir melodiyi dinler gibi hissettiriyor.

Bugünlerde bir yanda umutlarım, düşlerim, diğer yanda aldığını geri vermeyen koca bir evrenle çatışmam var. Sevdiklerimi, geçmişimi, arkadaşlarımı alıp geri vermeyen evrene isyanım var.

Kızıp telefon defterimden isimlerinin üzerini çizdiğim arkadaşlarımı arar oldum. Bugün eski telefon rehberimle baş başa kaldım. Kimler yok ki rehberde.

Kimileri okuldan arkadaşlarım, kimileri apartmandan, bazıları da dışarıdan arkadaşlar.

Bazılarının soyadları yok. Kimi isimleri çıkaramıyorum. Bazıları eğer isim aynıysa sarışın ya da esmer, şişko ya da zayıf, hatta güzel diye kaydedilmiş.

Defterde doğrular, yanlışlar, hatalar, üzüntüler, mutluluklar var.

Acaba bütün bu isimler şimdi nerede ve ne yapıyor?

Her ne kadar kimileri yanlış yapmış olsa da, canınızı acıtmış olsa da, hatta ağlatmış olsa da o isimler şimdi yok.

Üzerinden onca zaman geçmiş acaba arasam ne konuşuruz? Ya da sesini duyabilir miyim,  diye düşünüyorum. Kim bilir! Belki de kaldığı yerden devam eder. Ya da yerini hüzün alır ve yahut hiç tanımadığım bir sesle karşı karşıya gelirim.

Nuran, Hakan, Berna, Demet, Selda, Elvan, Saliha, Alp, Melek Nur, Nilüfer… İsimleri hafızamda kalan ve silinmeyecek daha nice arkadaşlarım var olun, çok yaşayın.

Gün gelecek yaşlanacağız. Yaşlılık hayatın yaşıdır. Yaşlılık hayatın deneyimidir. Yaşlılık olgunluktur. Akıl sağlığımız el verdikçe seslerimizi hep duyalım, hiç çekinmeden. Ölüm hep yakınlarımızda gerçekleşir, sanki hiç bizim başımıza gelmeyecekmiş gibi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.