• BIST 108.869
  • Altın 271,585
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • Trabzon 9 °C

Hayat Pahalı Kadınlar Biliyor

MOR PEŞTEMAL

  Hem evde hem ücretli bir işte çalışarak bugünü ve yarını üretsek de konu ekonomi olunca her nedense!( biz nedenini çok iyi biliyoruz) kadınlar konunun başrolü değil figüranı ilan ediliyor. Kadın emeğinin değersizleşmesini, yok sayılmasını, aileyi geçindiren değil ek gelir sağlayanı olarak görülmesini bir başka yazının konusu yapalım. Bu yazıda ‘ekonomik kriz var mı yok mu’ tartışması yapadursun birileri, biz hayatı ürettiğimiz yerden değerlendirelim geçim derdini, çarşıyı, pazarı, faturaları… Elbette kadınların nasıl etkilendiğini.
Daha dün et ve süt ürünlerini soframıza koymakta zorlanıyorduk, bugün sebze de mutfağımızdan hızla uzaklaşıyor. Hadi et ve süt ürünlerini her gün tüketmeyiz, fırsatını buldukça midemiz bayram eder dedik de her yemeğin olmazsa olmazı soğanı da mı lüks sayalım?  Dar gelirlinin, yoksulun sofrasındaki kuru soğanın kafası karışmış olsa gerek. Zor zamanında, yokluk anında sofradayken şimdi ulaşılamaz olmak nasıl bir his acaba soğan için? Soğanın hiç suçu yok, aramıza mesafe koyanlara olsun lafımız. Kuru soğanın can dostu ekmeğe ne demeli! Sağlığınız için ekmekten uzak durun diyerek yapılmış iyi niyetli bir uygulama değil elbette. Trabzon’da ekmeğe yapılan gizli zam, cebimizden gizlenemiyor. Ekmekte fiyat artımı yapılmadı ancak gramajı 50 gram düşürüldü. Soğanın suçu olmadığı gibi, ekmeğin, sebzenin de suçu yok. Biz biliyoruz ki marketlere yüklenecek bir yük de değil bu. Tam da yerel seçimler öncesi yapılan bu zamlar, pahalılık iktidarın işine gelmeyeceği için olsa gerek marketler hedefe konuyor. Marketçiler de raflarından patlıcan ve biberi kaldırıyor haliyle. Sebzeler kilo işi değil tane hesabı satılmaya başlıyor. Bu kentte hadi diyelim bekarlar ve öğrenciler alışkındır tane işi sebze almaya peki ya aileler? Hele kalabalık ailelerin ayarları markette, çarşı-pazarda bozulacak bu gidişle. Haliyle tüm bozulan ayarları evli-bekar-öğrenci-ücretli-ücretsiz önce kadınlar hissedecek, hissediyor da.  Günlük rutinimizle yaşıyoruz, sofraya koyacağımız yemekten biliyoruz.
Gıda fiyatlarının artışı bir yana günlük ihtiyaçlarımız için kullandığımız elektrik, su, doğalgaza yapılan zamlar da faturalarda kendini gösteriyor. Dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanan bir ülkede benzin zamma doymuyor. Arabayı erkekler kapıyor, hanede bir araba varsa o da erkeğin mülkü oluyor nasıl olsa onlar düşünsün demiyoruz. Buna itirazımızı saklı tutarak, dünya genelinde -gıda ve benzin fiyatları arttıkça kadına yönelik şiddetin artıyor olmasının- her gün evde, iş yerinde şiddete maruz kalan biz kadınlar için hayati önemini biliyoruz. İş yerlerinde, ev içinde kriz dönemlerinde yükselen şiddeti yaşıyoruz ve biliyoruz.
Hani o ev hanımı! , çalışmayan kadın! diye tanımlanan, ücretli bir işte çalışsa bile ‘evinin kadını’ olmaya zorlanan biz kadınlar ‘büyük ekonomi tartışmalarının’ figüranı değil başrolüyüz. Elbette bize biçilen rollleri, tanımlamaları kabul etmiyoruz. Ev işlerini, yemek yapmayı, bulaşıkları, ütüleri ev içinde yapılan tüm işleri doğal olarak bizim işlerimiz diye sahiplenmiyoruz, ancak yaptığımız halde görünmeyen, karşılığı ödenmeyen ev içi emeğimiz söz konusu olan. O büyük büyük ekonomi tartışmalarını erkekler yapar, kadınlara da  ‘ev ekonomisi ‘ kısmı kalır. Ev ekonomisi değil mi ekonomik krizin vücut bulduğu yer? Üstelik kadınların sırtına bir de zamlara, pahalılığa karşı evdeki ekonomiyi düzenlemek, evde daha çok çalışmak yükleniyor. Bir yandan evde daha çok çalışarak tüm hayat pahalılığının etkilerini en aza indirmeye çalışırken bir yandan da ücretli bir işte çalışmak ya da çalışmak zorunda kalmak var. Ücretli bir işte çalışırken çoğu kez kazancımız aile ekonomisine destek olarak görülüyorken kriz koşullarında kazancımızı çok daha fazla kendi ihtiyaçlarımızdan ziyade ailenin ihtiyaçları için harcıyoruz. Kriz koşullarında yine kadınlar daha ucuz, geçici, esnek ve güvencesiz işlerde tercih ediliyor. İşten çıkarmalarda ilk kadınlar tercih edilebileceği gibi, daha ucuza çalıştırabileceği için işverenler kadınları tercih edebiliyor. Böylece kadınların hem ev içinde hem ücretli alanda emekleri daha fazla sömürülüyor. 
Hayatı ev içinde, iş yerinde, tarlada, neredeyse orada üreten biz kadınlar kimin ne dediğinden bağımsız olarak biliyoruz ve yaşıyoruz ekonomik krizi, hayat pahalılığını. Üstelik emeğimizle, bedenimizle kat be kat hissediyoruz krizi. Belli ki tüm bu zamlar, vergiler krizin bedelini yoksul halka, dar gelirliye kesmenin bir yolu ve kadınlara da krizin en ağır faturası yükleniyor. Peki hayatını ve haklarını savunmaktan vazgeçmeyen biz kadınlar bu bedeli ödeyecek miyiz?

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.