• BIST 97.859
  • Altın 145,775
  • Dolar 3,5783
  • Euro 3,9984
  • Trabzon 18 °C

Hayrettin Karaman’a sorular!

Hasan Kurt

Zaman Gazetesi Yazarı Nuriye Akman önceki günkü ‘Hayrettin Karaman’a sorular’ başlıklı yazısının giriş bölümünde;

‘Hükümetin bazı netameli konularda görüşlerine başvurup cevaz aldığı Hayrettin Karaman hoca, “Dinde çoğulculuk değil, hürriyet” başlıklı son yazısında İslam’ın tek hak din olması sebebiyle, Müslüman bir ülkede her inanca ve hayat tarzına eşit mesafede durulamayacağını, hoşgörülü olunamayacağını, dinin yasakladığı hususların sistemin elverdiği ölçüde engelleneceğini ve bu yapılamadığı takdirde istemeyerek tahammül edileceğini söylüyor’ dedi ve ardından Hocaya bir dizi soru yönetti.

Akman’ın sorularından bazıları şöyle;

‘Dinin “hak” olması, ona inandığını söyleyen kişilere din adına karar verme hakkı doğurur mu?

İnananların sayısının, inanmayanlardan çok olması bir ülkeyi İslam toplumu yapsa bile İslam devleti yapar mı?

Tarih boyunca hangi “İslam devletinde” din Kur’an’ın istediği saflıkta uygulanabilmiştir?

Hz. Adem’den bu yana dünyanın geçirdiği bütün evrelerde çoğulcu olmayan bir düzen kurulabilmiş midir?

Çoğulculuğun nedeni, insanların farklı idrak kaplarına sahip ve apayrı esmalar grubunun tecellisine mazhar olması değil midir?

İslam devleti adına karar alan ve uygulayanların aslında kendi şahsi bilgi ve yorumlarına dayandıklarını, bunların da kişilik yapıları ve çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu hesaba katmamız gerekmez mi?

Devlet başkanı miraç sahibi bir ermiş değilse, (ki hüsnüzanla erişilen bu bilgi kamuya açık değildir) yönetim tarzındaki dinsel isabet oranı daima şüpheli olmayacak mıdır?

Devletin resmî dini olduğunda, dinin siyasi manivela ve manipülasyon aracı olmasından kaçınılabilir mi?..  

Farklı inanç sahiplerine ve yaşam tarzlarına, ilk fırsatta engellenmesi gereken, şimdilik tahammül edilen insanlar gözüyle bakmak, toplumsal barışa hizmet eder mi?

“Diğer dinlerle İslam arasındaki ortak noktaların varlığı, farklı noktaların önem ve işlerliğini ortadan kaldırmaz” şeklindeki yaklaşım acaba ortak noktaların sulha ve sükûna dair potansiyel gücünü heba etmek anlamına gelmez mi?..

“İslam, imanda hak ile batılı, ahlak ve davranışlarda iyi ile kötüyü, sevap ile günahı, güzel ile çirkini, değerli ile değersizi birbirinden ısrarla ve titizlikle ayırmıştır” diyorsunuz. İyi de bunun takdirini neden Allah’a bırakmıyorsunuz? Bu dünyanın hangi mahkemesi, hangi yargıçlar kurulu bu konuda yüzde yüz isabetli bir karar verebilir?

“Din hürriyetinden ancak Müslümanlara karşı bir savaş açılmaması halinde söz edilebileceği” cümlesi savaşın tanımında nasıl uzlaşılacak sorusunu karşılar mı? Ya birileri de içki içen, faiz yiyen, tesettürsüz dolaşan, cumaya gitmeyenlere karşı cihat ilan ederse ne olacak?..

Peki ya içki içmeyen, faiz yemeyen, cumaya giden, tesettüre riayet edenler arasında ahlakı güzel olmayanlar varsa, diğerlerine tercih edilmelerinin bedelini toplum çok feci bir şekilde öderse?

Allah’a karşı olan görevleri insanlara karşı bir zorunluluk olarak dayatırsak, kendimizi yaratıcının yerine koymuş olmaz mıyız?

Farklı inanç algılarına karşı yapılacak müdahaleler; toplumda takiyye yapanların, şirke değilse bile münafıklığa düşenlerin oranını yükseltmez mi?

Çoğunluk, tek başına biat edilmesi gereken bir güç müdür? Çoğunluğun inancı, neden azınlığın inancından daha değerli olsun?’

Tüm hocalar ve talebeler için son söz: Her şeyin doğrusunu, mülkün ve hükmün tek sahibi olan Allah bilir...’

xxx

 

Hayrettin Hoca, Akman’ın bu sorularına vereceği cevap bizim gibiler için de öğretici bilgiler olacaktır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.