• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Trabzon 17 °C

Hesap vermek, hesap sormak!

Hesap vermek, hesap sormak!

Türkiye Odalar Borsalar birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, Türkiye’de hiç kimsenin hesap vermediğini, hesap veremeyenin de hesap soramayacağını, bu durumda da kaliteli demokrasi olamayacağını söylemiş.

Kaliteli Demokrasi!

Demokrasi’nin de kaliteli ve kalitesizi varmış!

Rıfat bey, böyle söylüyor.

Demokrasi, demokrasidir. Demokrasi’nin kalitelisi kalitesizi olur mu?

Hesap sorduğunda kaliteli demokrasi, sormadığında kalitesiz demokrasi!

Tercüman Gazetesi’nin eski sahibi rahmetli Kemal Ilıcak, demokrasiyi sakıza benzetirdi.

Uzatırsın, çiğnersin, ağzın yorulduğunda atarsın!

Hisarcıklıoğlu’nun söylemi bana bunu hatırlattı.

Süper ligde oynamak için yani AB standartlarına ulaşmak için mevcut anayasadaki prangaları sökmek lazımmış!

Rıfat beyin özlemini duyduğu kaliteli demokrasiye geçmek için, pranga mranga kırmaya, sökmeye gerek yok. Almanya veya İtalya’daki yasaları Türkiye’de uygula, sorunu kökünden çözersin.

Hesap verme, hesap sorma!

Senin demokrasinin, sakız gibiyse ne hesap verirsin ne de hesap sorabilirsin!

Hesap sorma, hak arama, tepki gösterme, bireysel değil toplumsal bir olgudur!

Bunun da temeli eğitimden geçer!

Türkiye’de yıllardır uygulanan bu eğitim sistemi ile ne hesap sorulur, ne de hesap verilir.

Hesep verebilecek ve sorabilecek bir nesil yetiştirebilmek için önce eğitim sistemini değiştirmen gerekir.

Bu ülkede 5- 6 yıl öncesine kadar binler, on binler cami avlularında, üniversite kapılarında başörtüsü, türban’a özgürlük diye diye yeri göğü inletmedi mi?

Ne oldu bu süre zarfında, ne değişti?

Yasal bir düzenleme mi yapıldı? Ne oldu?

Hiçbir şey!

Peki, türban’a özgürlük isteyenler neden köşelerine çekildi?

Burada amaç hak arama mı yoksa bir siyasal düşünceye hizmet etmek mi?

İnsanlar bu ve benzer olaylarda siyasal değil de gerçek anlamda inandıklarını ve bireysel çıkarlarını ön plana çıkarsaydılar işin peşine sonuna kadar giderlerdi. Destekledikleri iktidar işbaşına gelmesine rağmen hak aramayı sürdürürlerdi.

Türkiye’deki hesap verme, hesap sorma, hak arama siyasallaşmıştır.

‘benim hırsızım’, ‘benim soyguncum’, ‘Benim vurguncuma’, ‘benim gibi düşünene’ dönüşmüştür.

Türkiye işte bu olguyu kırmak zorundadır. Türkiye’ye kaliteli demokrasi işte o zaman gelir!

Ekonominin güçlenmesiyle demokrasi gelişir. Buna itiraz eden yok!

Bu güçlenme nasıl olacak?

Zenginlerin sayısını arttırmakla mı?

Bir ekonomi dergisi Türkiye’deki en zengin yüz kişi sıralamış.

Bakın bakalım o listedekilerin kaçı vergi sıralamasında? Kaçı, kaç kişi çalıştırıyor? Türk ekonomisine ne tür katkı yapıyor.

Ekonominin güçlenmesi, sermayenin tabana yayılmasıyla, yerli üretimin artmasıyla gerçekleşir.

Üretmeyen bir toplumun ekonomisi güçlenmez!

Hisarcıklıoğlu, ‘Başkasından talimat almak ağrıma gidiyor’ diyor.

Üretmesen, başkasından talimat alırsın, almaya da mecbursun!

Talimat almak istemiyorsan, üreteceksin. Başka çaren yok.

Dışardan alıp Türkiye’de satma ile ne ekonomi güçlenir, ne de demokraside kalite artar!

Böyle bir düzende ne hesap veren olur, ne de hesap soran!

 

Ordu’nun dereleri

 ve Erol Tuna!

 

Cuma günü öğle sonrası Karadeniz Gazetesi ve Zigana TV Genel müdürü Osman Diyadin ile Ordu’ya gittik.

Tunalar Otomotiv, Trabzon bayisi olduğu FIAT’ın Ordu bayiliğini de üstlenmiş ve Ordu- Giresun karayolunun 8. km.sinde görkemli bir plaza kurmuş.

Ordu’ya gidiş nedenimiz, plazanın açılışına katılmak ve yatırım yapan, istihdam sağlayan işadamını desteklemekti. Tunalar Beyaz Eşya, geçen yıl İstanbul’da da büyük bir alış- veriş merkezi açmıştı. O tesisin açılışına da katılmıştık.

Tunalar Otomotiv, FIAT otomobillerinin Gürcistan distribütörlüğünü de almış. Yakında Tiflis’te de bir açılış yapacak.

Eskiden Trabzon’dan Ordu’ya gitmek saatler alırdı.

Hiç unutmam! 1970’li yıllardı. Orduspor- Trabzonspor maçı için 10 kişilik eski bir minibüse balık istifi 17 kişi binmiştik. Minibüs Armenik dağına tırmanırken bazı arkadaşlar aracın yükü ağır diye aşağı inmişlerdi. Ordu’ya durmaksızın 5 saatte gitmiştik.

Dün, gidişimiz 2 saat 15 dakika gelişimiz ise 2 saat sürdü!

Sahil yolunda açılmayan bir iki tünel kaldı. Onlar da yapılınca hız yapmadan rahatlıkla iki saatte Ordu’ya gidilebilir.

İstanbul’un bir ucundan biri ucu daha uzun!

Anadolu’daki kentler genelde batıya doğru gelişir, büyür.

Ordu’da bu gelişme tersine. Ordu’da doğuya doğru gelişiyor, büyüyor.

‘Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa’ türküsü, sanki ‘aksa doğuya aksa’ ya dönmüş!

Ordu’nun doğuya doğru genişlemesinin en önemli nedeni, doğu bölgesinin düz ve ova olması!

Ordu- Trabzon karayolu’nun sağında solunda irili ufaklı fabrikalar, tesisler!

Yol kenarları genelde konut alanı olmuş.

Ordu- Samsun ve Ordu- Trabzon karayolunun tamamlanması ile birlikte Ordu daha da büyüyecek ve genişleyecek. İleride Karadeniz bölgesinin en önemli sanayi kenti olacak gibi!

 

Erol Tuna’nın başarısı

 

Tunalar otomotiv’in Ordu’daki açılışına Koç grubunun patronları ve üst düzey yöneticileri de katılmıştı. Vehmi Koç’un kızkardeşi Semahat Arsel, Ali Koç, Erol Tuna’yı yalnız bırakmayan isimlerin başında idi.

Açılışa Trabzon’dan da çok sayıda iş adamı katıldı ve Erol Tuna’yı yalnız bırakmadı.

Trabzon’un renkli kişilerinden biri olan TTSO Meclis üyesi Mehmet Ali Sezer, işadamlarını iki kategoriye ayırır.

Birinci kategoriye; vefakar, cefakar, fedakar ve kanaatkarları, ikincisine ise

sahtekar, riyakar, hilekar ve tamahkarları koyar.

Mehmet Ali, her iş adamının ‘kar’i sevdiğini sekiz kelimenin son hecelerinin ‘kar’ la bittiğini söyler ve ekler ‘Önemli olan bu ‘kar’ hecelerinin baş tarafındaki hecelerdir’ der.

Erol Tuna, Mehmet Ali’nin ‘vefakar, cefakar, fedakar ve kanaatkar’ diye özetlediği bu ilk kategorinin önde gelen isimlerinden biri.

Erol Tuna; planlı, programlı, disiplinli bir çalışma temposuyla, siyasilerin şemsiyesi altına girmeden, girişimci ruhuyla iş aleminde devamlı yükselen bir grafik çiziyor.

Erol Tuna, çalışıyor ve kazanıyor. Erol Tuna, hayır işlerinde reklamı sevmeyen bir kardeşimizdir. Bu bilinmeyen özelliğini yazdığımız için belki de bize kızacaktır.

Kızsın, önemli değil! Erol Tuna, Trabzon’da çoklarının bilmediği en büyük hayırseverlerden biri olduğunu söyleyebiliriz. İşlerinin iyi gitmesinin bir nedeni de belki de bu özelliğidir.

Ordu’nun DSP’li Belediye Başkanı Seyit Torun’un, ‘Erol Tuna gibi bir işadamının ilimize yatırım yapması, bizim için büyük bir şanstır’ demesi,  Erol Tuna gerçeğini en güzel şekilde özetleyen bir ifadedir.

Bu satırları kimileri belki de ‘yağcılık nitelendirecektir.

Kim nasıl yorumlarsa yorumlasın. Biz, yatırım yapanın, üretenin her zaman yanındayız ve destekçisiyiz. Bu isim Erol olmuş, Celil olmuş, Recep olmuş, Ahmet olmuş… Çokta önemli değil.

Erol Tuna’yı; girişimci, istihdam yaratıcı ve örnek işadamı kişiliğinden ötürü tekrar kutluyor ve başarılar diliyoruz.

 

Keklik ve Kene!

 

Trabzonlu bir grup avcı, avlanırken avlanmışlar. Bayburt’un bir köyünde epey dayak yemişler.

Olay geçen hafta gazete sayfalarına, TV ekranlarına yansımıştı.

Bayburt’un yetiştirdiği en önemli şahsiyetlerden biri olarak ün yapan, son dönemlerde İskele caddesinde hükümranlığını ilan eden, Trabzon Bayburtlular Derneği eski başkanlarından Hasan Tahsin Coşkun, Çakırlar Otomotiv patronlarından Atilla Çakır ile Yıldız Büfe patronu Adnan Çalık’a, Bayburtta meydana gelen nahoş olaydan büyük üzüntü duyduklarını, olayın yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını söylüyordu.

Bayburt’ta Trabzonlu bir grup avcının hırpalanması, araçlarının tahrip edilmesi gerçekten üzücü bir olay!Hasan Tahsin, köylülerin avcıları ikaz ettiğini belirterek, ‘Bayburt’ta kene vakası duydunuz mu? İstisnalar dışında duymamışsınızdır. Bunun nedeni, Kekliklerin kene yemeleridir. Keklikler tarlalardan keneleri adeta toplarlar. Bizim avcı arkadaşlarımız da tarlalardan kene yiyen keklikleri birer birer avlamışlar. Köylülerde buna kızmış. Avcıları uyarmışlar. Tartışma çıkmış. Olayı büyütmenin anlamı yok’ dedi.

Hasan Tahsin bu şekilde savunma yaparken Atilla Çakır itiraz etti.

‘Abi, az önce Bayburt’tan gelen bir vatandaş anlattı. Geçen yıl aynı bölgede avlanan bir grup avcı, kendilerini ikaz eden köy muhtarını bir ağaca bağlamış. Avlandıktan sonra muhtarı serbest bırakmışlar. Köylüler, kovaladıkları avcıları geçen yıl muhtarı bağlayan gruba benzetmiş’ dedi.

Hasan Tahsin söylemeseydi, Kene’nin ilacının Keklik olduğunu öğrenemeyecektik.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kaşüstü’nde yapılacak Kavşak sorunu çözmez!21 Ocak 2016 Perşembe 06:47
  • Türkiye’de muhalefet iktidara çalışıyor!20 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Asım Aykan’ın reçetesi!19 Ocak 2016 Salı 06:47
  • Yeni Cumhuriyet yeni rejim!18 Ocak 2016 Pazartesi 06:46
  • Devlet Bahçeli nereye koşuyor?02 Aralık 2015 Çarşamba 06:47
  • İşgal yılları Trabzon S.P.Mintslov’un günlüğü! (1916-17)26 Eylül 2015 Cumartesi 14:58
  • Trabzon-Maçka'da Bir Prometeus: İlyas Karagöz19 Eylül 2015 Cumartesi 09:54
  • Kral Sarayından Kızlar Manastırına!16 Eylül 2015 Çarşamba 13:35
  • Efsaneler kenti Trabzon!08 Eylül 2015 Salı 14:17
  • Tarihi doğru okumak ve Trabzon’un Hatunları!03 Eylül 2015 Perşembe 09:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.