• BIST 104.889
  • Altın 270,970
  • Dolar 5,7453
  • Euro 6,3361
  • Trabzon 22 °C

Hiçbir Şair Bilmiyorum Ki Zihinsel Şizofren Olmasın

Hiçbir Şair Bilmiyorum Ki Zihinsel Şizofren Olmasın
Doktor, yazar, şair, çevirmen Haşim Hüsrevşahi, Farsça, Azerbaycan ve Anadolu Türkçesiyle şiirler yazdı, yazmaya devam ediyor.

Çocukluğunda Türkçe ve Farsça arasında kalan Hüsrevşahi bu ikilemi şöyle anlatıyor: 

“Siz Farsçaya hakimsiniz ama ruhunuz Farsça değil. İnsan hangi dilde rüya görür? Tabii ki ana dilinde. Türkçeyi 17 yaşında geldiğim İstanbul’da öğrendim. Azerbaycan Türkü olduğum halde Türkçe okuyup yazmıyordum. Anadilimi bilmiyordum.” 

“Hiçbir şair bilmiyorum ki, zihinsel şizofrenik olmasın” diyen Hüsrevşahi: “Ama buradaki şizofreni yanlış anlaşılmasın. Burada akıl hastalığından bahsetmiyoruz. Şairler akıl sınırını geçtikten sonra halüsinasyon görüyor ve yazabiliyor. Ama hastalık olarak bahsettiğimiz ise akıl sınırına gelmeden ortaya çıkıyor. Birisi bilgelik, diğeri hastalık…”

ana-foto-buuuu.jpg

Bir etkinlik için Trabzon’a gelen Prof. Dr. Haşim Hüsrevşahi ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik…

          *******                                        

Tıp eğitimi aldınız ama bunun yanında aktif bir şekilde de edebiyatla uğraşıyorsunuz. Şiirler, kitaplar yazıp çevirirler yapıyorsunuz. Edebiyata olan ilginiz nereden geliyor?

Edebiyata olan ilgim, yakınlığım, sevgim ortaokuldan itibaren başladı. Ağabeyim evimizde büyükçe bir kütüphane oluşturmuştu, herkesin o kitaplıkta bir yeri vardı ve biz de cep harçlıklarımızla aldığımız kitapları oralara koyardık. Ağabeyim sayesinde kitaplarla tanıştım. Ağabeyimin bir kaşesi vardı, ‘en iyi dostunuz kitaptır’ yazan, bizler de aldığımız kitaplara o kaşeyi vururduk. Ağabeyim üniversitede okuyordu, siyasal bilimlerde sonra Şiraz Üniversitesinde siyasal bilimler dalında hocalık yapmaya başladı. Yani kitapla çok iç içeydi. Kaldı ki İran’da herkes edebiyatla iç içedir. Bu yüzyıllardır böyle…
Bir İran evine gittiğinizde orada mutlaka kitaplık görürsünüz ve o kitaplıklarda İran’ın yetiştirdiği büyük şairlerin divanları vardır. En başta da Hafız’ın divanı bulunur. 
İran’da evlerde yemekler yenilir çaylar içilir arkasından Hafız’ın divanı açılır, şiirler okunur. Kahvehanelere gittiğinizde de bu böyledir, şiir sohbet iç içedir. 

TÜRKÇE YAZMAK OKUMAK YASAKTI

Bu gelenek günümüzde de devam ediyor mu?

Bu gelenek hiç ölmedi, günümüzde de devam etmektedavvir. Tahran’a gittiğinizde Ramazan ayında kahvehanelerde oturduğunuzda biri gelir Firdevsi’nin Şahname’sinden, Tebriz’e gittiğinizde Şehriyar’ın divanından şiirler okunduğunu görürsünüz. İran’da edebiyat ile halk iç içedir. Bu nedenle ben de otomatik olarak kendimi böyle bir dünyanın içinde buldum. Ama tabii ki İran’da o zamanlar Türkçe yazıp okumak yasaktı. Otuz sene önce İran halkının yüzde 40’ının Türk olmasına rağmen Türkçe yazıp okumak yasaktı. İran’da Farsça, nüfusun yüzde 25’in oluşturan halkın anadilidir. Yani yüzde 70’in üzerine Farsça olmayan diller var bunlar; başta Türkler, Beluçlar, Kürtler, Araplar, Maziler Lorlar gibi çok büyük bir mozaik. Ve bunlar hep kardeşçe, bir arada yaşadılar. Ortak dil olarak Farsçayı kullandılar. Edebiyat da Farsça olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin anadili Azerbaycan Türkçesi olan Farsça şiir yazan şairlerin bin yüzün üzerinde divanı vardır. Bu çok büyük bir değerdir. Bu nedenle biz Farsça edebiyat dediğimizde bu açıdan bakıyoruz. Anadili Farsça olan veya olmayan edebiyatçıların ortaya koymuş oldukları bir değer…

ANADİLİMİ BİLMİYORDUM 

hasimi-(1).jpgTürkçeyi nerede öğrendiniz?

Türkçeyi İstanbul’da öğrendim. Türkiye’ye 1967 yılında 17 yaşında geldim ve İstanbul Edebiyat Fakültesinde Türkçe öğrendim. Ben Azerbaycan Türkü olduğum halde Türkçe okuyup yazmam yoktu. Anadilimi bilmiyordum. Evde Türkçe konuşuyorduk, okulda Farsça eğitim alıyorduk. Bir çocuğun bir objeye bakıp onun isminin ikiye ayrıldığını görmesi aslında onun zihninin ikiye yarılması demektir. Zihinsel yarılmalar, zihinsel parçalanmalar anadili Farsça olmayan İranlı çocukların ben de dahil hepsinde oluştu. Dolayısıyla bizler, tırnak içerisinde söylüyorum ‘şizofrenik’ bir zihinle büyüdük. 

Çocuklar ve Kültürler üzerinde dil konusu bu kadar önemli mi?

İnsanın varlığı dildir. İnsandan ve dolayısıyla çocuktan dilin aldığınızda onun kediden, tavşandan ne farkı kalır ki. Çünkü dili sadece konuşmak olarak değil zihinsel olarak düşünüyoruz. Bir insan kendi dilinde düşünemiyorsa, konuşamıyorsa, yazamıyorsa siz onu başka bir şeye dönüştürmüşsünüz demektir. Ben Türkçeyi öğrendikten sonra kendi düşüncelerimi yavaş yavaş yazmaya başladım. İlk başlarda yazdığım o acemice yazılarımı saklıyorum.

Bu nasıl bir acemilikti? Düşüncenizi kağıda aktaramama, duyguyu verememek mi?

Evet, öyle… Duyguyu kağıda geçirememek. Nasıl ki, ilkel insanlar mağara duvarlarına hayvan resimleri çizmek istemiş, çizememiş. Daha güzel çizmek için uğraşmış. Ben de, kendi dilim kendi kültürüm içinde gelişmek, acemiliğimi atmak, daha güzel yazmak için uğraştım, çalıştım. Bu uğraş 25 senemi aldı. Yazdıklarım için ‘oluyor’ dediğimde 45 yaşına gelmiştim. 

FARSÇADAN TÜRKÇEYE ÇEVİRİ

 hasimi-(3).jpg Ama bu süre içerisinde şiirler yazdınız, Farsçadan Türkçeye çeviriler yaptınız… Duygu olarak yazdıklarınız arasında fark görüyor muydunuz?

Yazmayı hiç bırakmadım, Farsça da, Azerbaycan Türkçesiyle de, Anadolu Türkçesiyle de şiirler yazdım. Siz Farsçaya hakimsiniz ama ruhunuz Farsça değil. İnsan hangi dilde rüya görür? Tabii ki ana dilinde. İnsan birkaç şeyi anadilinde yapar, bunlar; rüyalar, küfürler ve sevişmeler… Şiir çevirilerine de Nazım Hikmet’le başladım, yani en zor olanla başladım. Nazım Hikmet’in şiirlerini Farsçaya çevirdim. Çok zor oldu. Farsçadan Türkçeye çevirdiğim ilk şiir kitabı Furuğ Ferruhzad’ın, ‘yaralarım aşktandır’. Birçok çeviriler yaptım; Farsçadan Türkçeye Türkçeden Farsçaya.  
Daha sonra 120 kadın şairin Farsçadan Türkçeye çevirisini yaptım. Bu çalışmayı, ‘Dolunayda kızıl def çalan kadınlar’ olarak kitaplaştırdık. 

120 kadın şair dediniz, o coğrafya bu kadar çok kadın şair çıkarıyor mu? Bunun nedeni nedir?

  O sayı kadın şairlerin dörtte biridir. Bütün kadın şairlerin şiirlerini çevirsem 600 sayfalık kitap olur. Bastırmak için yayınevi bulamam. Türkiye’de de kadın şairler var. Ama İran kadınını farklı bir konu olarak ele almak lazım. İran kadınının geleneksel bir tarihi var. Türklerin İran’daki 7 bin beş yüz yıllık tarihini göz önüne alırsak çok büyük bir medeniyetten, gelenekten söz ediyoruz. Türk toplumlarında kadın çok önemli bir yerdedir. Kağanlar eşleriyle birlikte toplantılara giderdi ve o kadınların söz ve imza hakkı vardı. Biz böyle bir toplumdan söz ediyoruz. Şimdi neden böyle oldu? Çünkü zaman içerisinde Arap istilası oldu. İran, 300 sene Arap istilasına uğradı. Araplar İran’a geldiklerinde ilk yaptıkları iş kütüphaneleri yakmak oldu. Ve kadınlarımız da geriye doğru itildi. 
Tüm bunlara rağmen, tüm bu baskılara rağmen kadınlar direniyor. O coğrafyada savaşlar oldu analar çocuklarını kaybetti; cephelerde kaybetti, hapishanelerde kaybetti. Bir anne olarak çocuklarınızın öldürüldüğünü görseniz ne olur? Tavuğun civcivlerini alırsanız tavuk ne yapar? Saldırır. İran kadını da saldırmaya başladı. Ve kadınlar bütün alanlarda işe el koydu. Edebiyatı ele geçirdi, müziği ele geçirdi, sanatı ele geçirdi, resmi ele geçirdi, sinemayı ele geçirdi, yönetmeliği, oyunculuğu, şairliği, romancılığı ele geçirdi. Ve bugün İran kadını bu alanlarda erkeklerden çok daha ileridedir. 

İRAN KADINI SİMGE OLDU

Bildiğim kadarıyla, dünyanın en önemli ödüllerini alan İranlı kadınlara var…

  İranlı insan hakları hukukçusu Şirin Ebadi, 2003 Nobel Barış Ödülü’nü kazandı. Matematiğin Nobeli olarak anılan Fields ödülünü İranlı matematikçi Meryem Mirzakhani kazandı. Bu ödül ilk defa bir kadına verildi. Meryem Mirzakhani, genç yaşta kanserden hayatını kaybetti. Bunu gibi birçok İran kadını dünya çapında ödül aldı. İran kadını toplumsal ayaklanmanın simgesi oldu. Ve aynı kadınlar tutuklanıp işkence gördü, öldürüldü. 
  Birkaç ay önce dünya basınında yer alan ‘Mavi kadın’ olayı yaşandı, İran’da bir kız, erkek kıyafeti giyinip futbol maçı izlemeye gidiyor, yakalanıyor. Direndiği için 6 ay hapisle cezalandırılıyor. O da kendini yakıyor, ‘Mavi kadın’ olarak anılıyor. Buna rağmen kadınlar işin peşini bırakmıyor, protestolar sürüyor ve kızı serbest bırakmak zorunda kalıyorlar. Bir söz var; ‘sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa’. Bu boşuna söylenmiş bir söz değildir. 

Bu kadar kadın şair arasından neden Furuğ Ferruhzad? Furuğ’u ayrıcalıklı kılan nedir?

‘Yaralarım aşktandır’, Furuğ’un bütün şiirleridir. Furuğ’u tanıyabilmek için onun yazdıklarını da çevirdim. Furuğ’un öyküleri, mektupları, söyleşileri, edebi eleştirileri, makaleleri hepsi önce ben öleceğim adlı kitapta topladım. Neden Furuğ? Çünkü İran edebiyatında Furuğ şiiri Nima Yuşic şiirinden sonra Ahmed Şamlu’nun başını çektiği ‘AK şiir’ dediğimiz bir kolu var. Furuğ, Nima ekolünü sürdürürken bir taraftan da Şamlu’nun önderliğini yaptığı şiir kolundan da ayrılıyor. Onu kendi diline uygun bulmuyor. Uygun bulmadığı nedir? Şamlu’nun dili eril (merkezci, böbürlenen) bir dildir. Ahmet Şamlu’yu anlayabilmeniz için çok iyi Farsça bilmeniz lazım. Furuğ’un dili, sokak insanının dilidir. Onun için Furuğ, Şamlu’dan ayrılıyor. Furuğ çevirilerine başlamamın birinci nedeni bu. İkinci neden, İran’da kadın olarak toplumsal mücadelenin edebiyattaki simgesidir. Onu ön plana çıkarmak lazım… Erkek edebiyatçılar zaten tanınıyordu.

BİRİSİ BİLGELİK DİĞERİ HASTALIK 

Biraz da sizin şiirlerinizden bahsedelim. Daha önce de söz ettiğiniz gibi 3 dilde şiir yazıyorsunuz, çeviriler yapıyorsunuz. Bu demektir ki, üç dilde duygulanıyor ve düşünüyorsunuz. Buradan yola çıkarak sizi şiirin şizofreni olarak tanımlayabilir miyiz?

Evet, Farsça, Azerbaycan ve Anadolu Türkçesi ile şiirler yazıyorum. Şiirin şizofreni tanımınızı kabul ediyorum. Hiçbir şair bilmiyorum ki, zihinsel şizofrenik olmasın. Ama buradaki şizofreni yanlış anlaşılmasın. Burada akıl hastalığından bahsetmiyoruz. Şairler akıl sınırını geçtikten sonra halüsinasyon görüyor ve yazabiliyor. Ama hastalık olarak bahsettiğimiz ise akıl sınırına gelmeden ortaya çıkıyor. Birisi bilgelik, diğeri hastalık… Şairler, empati kurma yeteneği yüksek insanlardır, toplumun acısını kendi acısı olarak alıyor. Şair, sevgilisine güzel söz söylemek için şiir yazmaz. 
Ben oldum olası şarkıya, şiire, edebiyata, ülkeme, toprağıma tutkunum. Türkiye benim yurdum. 

Son olarak ne söylemek istersiniz?

  İran edebiyatçıları Türkiye’yi biliyor, bilmesi gerekiyor. Türk edebiyatçıları da İran’ı biliyor, bilmesi gerekiyor. Batı’yı öğreneceğiz tabii ki ama kendimizi, yanı başımızdaki kültürü de bilmemiz gerekiyor. Kısaca, bir birimizi tanımamız, bilmemiz gerekiyor.  

                                    Haşim Hüsrevşahi özgeçmiş

  Prof. Dr. Haşim Hüsrevşahi 1950 yılında Tebriz, İran’da doğdu. İran Azerbaycanı kökenli yazar, şair, aktivist ve çevirmen, ilk eğitimini Tebriz’de, lise eğitimini Tahran’da bitirdi. 1974 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İran, Almanya, Kanada ve Amerika’da tıp eğitimine devam etti. 1990 yılında Çocuk Hastalıkları ve Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanlığı dalında doçentlik unvanını kazandıktan sonra ailesiyle birlikte Kanada’ya göç etti. 10 yıl Kanada’da kaldı. Ardından Türkiye’ye döndü, 2009 yılına kadar Ankara’da kaldı. 2009 yılında mesleki nedenlerden dolayı Ankara’dan taşındı. Bir süre Kastamonu Safranbolu’da yaşadı. Prof. Dr. Haşim Hüsrevşahi halen Zonguldak Ereğli’de özel bir hastanede çocuk kalp hastalıkları uzmanı olarak görev yapmaktadır.  Azerice, Farsça ve Türkçe şiir, kısa öykü ve denemelerinin yanı sıra onlarca çeviri, şiir ve öyküleri başta Türkiye olmak üzere birçok ülkede yayımlanmıştır.
Şiir-Roman-İnceleme
kitaplar.pngAzalya, Roman, Arkadaş Yayınevi. 2011.
Rıza Beraheni ve Saba Kırer. Yazarın Gölgesi: Sadık Hidayet; Kadın ve Ölüm. İnceleme. İstanbul: Kavis Yayınları, 2011
Ölümü Gözlerinden Gördüm, Roman, Arkadaş Yayınevi. 2010,
Dil Tutulmalarım Şiir, Ankara: Kanguru Yayınları, 2010, 
Dil Açmalarım Şiir, Ankara: Kanguru Yayınları, 2010,
Çevirileri
kitaplar.jpgYaralarım Aşktandır, Furuğ Ferruhzad, Toplu Şiir, 1.Baskı Öteki Yayınları 2000; 2. baskı Telos Yayınları 2002; 3.baskı Kanguru Yayınları, 2008, 4. Baskı Totem Yayınları, 2014
Bana Aydınlıktan Söz Et, Ahmed Şamlu, seçme şiir, Adam Yayınları, 2000
Kelebeklere, Rıza Beraheni, şiir, Dünya Yayınları, 2004
İran Edebiyatı. Öykü Antolojisi, 33 yazardan Kısa öyküler, Dünya Yayınları, 2004
18. Hücre, Ali Eşref Dervişiyan, roman, Karakutu Yayınları, 2006
Gözlerinizden Korkuyorum, Ferhunde Hacizade, roman, Kapı Yayınları, 2006
Gizli Rol, Muhammed Muhammedali, roman, Kapı Yayınları, 2006
Helya, Nadir İbrahimi, roman, Kapı Yayınları, 2006
Karanlık El, Aydınlık El, Huşeng Golşiri, toplu öykü, Vatan Kitap, 2006
Küçük Kara Balık, Samed Behrengi, Nokta Yayınları, 1. baskı 2006, 2. baskı 2007
Bir Şeftali Bin Şeftali, Samed Behrengi, Nokta Yayınları, 1. baskı 2006, 2. baskı 2007
Püsküllü Deve, Samed Behrengi, Nokta Yayınları, 1. baskı 2006, 2. baskı 2007
Sabır Taşı, Sadık Çubek, roman, Kavis Yayınları, 2011

Hurma Ağacı ve Keçicik Efsanesi, M. H. Muhammedi, masal, Can Çocuk 2011
Küçük Kara Balık, Samed Behrengi, Can Yayınları, 2012
Ulduz ve Kargalar, Samed Behrengi. Can Yayınları, 2012
Ulduz ve Konuşan Bebek, Samed Behrengi. Can Yayınları, 2012
Sevgi Efsanesi, Samed Behrengi. Can Yayınları, 2013
Bir vardı Bir Yoktu, Samed Behrengi. Can Yayınları, 2013
Bu Gelen Köroğlu’dur, Samed Behrengi. Can Yayınları, 2013
Dolunayda Kızıl Tef Çalan Kadınlar: İran kadın şairler seçkisi. Totem Yayınları, 2015

Röportaj: Fatma YAVUZ​

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.