• BIST 83.012
  • Altın 146,855
  • Dolar 3,7918
  • Euro 4,0437
  • Trabzon 8 °C

'Hücrede şarkılar söyledik'

'Hücrede şarkılar söyledik'
Ergenekon Soruşturması kapsamında yaklaşık 60 saat gözaltında tutulan Doğan Gazetecilik Yürütme Kurulu Üyesi Tijen Mergen’in, İstanbul Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde başından geçenler

O ÇAY NASIL İYİ GELDİ, ANLATAMAM...İlk geceyi (pazartesiyi salıya bağlayan) uykusuz geçirdikten sonra sabah oldu. İfademin alınıp alınmayacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sadece bekliyordum. Öğle saatlerinde gelip, ifademi almak üzere beni götüreceklerini söylediler. Merdivenden 5 kat yukarı çıkarak sorgu odasına girdik. Odada iki polis memuru ve avukatım Köksal Bayraktar vardı. Ben sürekli ağlıyordum. Genç polis memurları, ‘Siz gergin olursanız biz de gergin oluruz’ deyip, beni rahatlatmaya çalıştılar, çay ikram ettiler. O çay bana nasıl iyi geldi, anlatamam. Emniyetteki sorguda avukatın müdahale edemeyeceğini hatırlattılar bana. Avukatım Prof. Köksal Bayraktar ‘Ben müdahale edemeyeceğim, doğruyu söyleyin, ama kısa ve öz anlatın’ dedi.

BABA BENİ OKULA GÖNDER KAMPANYASINI SORDULAR İlk önce beni tanımak istediler. Söylediklerimi daktilo ettikleri için, sorgu 3 saat sürdü. Nerelerde çalıştığımı, nerelerde okuduğumu ve üye olduğum dernekleri sordular. O derneklerde aktif üye olarak görev yapıp yapmadığımı sordular. Daha sonra ÇYDD ile Türkan Hoca’yı nereden tanıdığımı sordular. BBOG kampanyasıyla tanıdığımı söyledim. Kampanyanın ne olduğunu, hedef ve amaçlarını anlatmamı istediler. Ben de sürekli Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşerek bu kampanyayı kararlaştırdığımızı söyledim.

MEĞER ARALIKTAN BERİ CEP TELEFONLARIM DİNLENMİŞBu aşamada beni çok şaşırtan bir şey oldu. Bana bazı telefon konuşmalarım soruldu. Yöneltilen sorulardan aralık ayından itibaren telefonlarımın dinlenmiş olduğunu, hatta cep telefonuma gönderilen SMS mesajlarının bile  kayda alındığını anladım. 15-16 sayfalık bir tape vardı önümüzde. Bu konuşmalardan yola çıkarak bana yöneltilen soruların önemli bir bölümü, tümüyle gazetemizin iç işleyişi ile ilgili konulara giriyordu. Ben Doğan Gazeteciliğin promosyon, tiraj ve sosyal sorumluluk projelerinden sorumlu olduğum için, doğrudan bu konulara ilişkin bir dizi soruyla karşılaştım.  Bunların burada ayrıntısına girmek istemiyorum.

ZAMAN GEÇİRMEK İÇİN İSİM BULMACA OYUNU OYNADIKYaklaşık üç saat süren ifade alma işleminden sonra ‘ertesi gün devam edeceğiz’ dediler. Ben de oradan çıkıp hücreye geldim. Biraz daha rahattım. Hiç olmazsa ifade alma işlemi başlamıştı. İlk defa benim ifadem alındığı için herkes merak ediyordu, diğer koğuşlardan sorular geldi, ama cevap veremedim. Akşam 17.00’de yemek getirildi. Bir gece önceki yemek ile aynıydı. Patates, et, pilav, yoğurt ve armut. Yemeğimizi yedik. Ve yine uzun bir bekleyiş başladı. Hücre arkadaşım hukuk fakültesi öğrencisi Eda ile yarı uyuyarak, yarı konuşarak zaman geçirmeye çalıştık. Zaman geçirmek için isim bulmaca oynadık. Bir harf söylüyoruz, örneğin A, ardından A harfiyle başlayan bir ünlü söyleniyor. Bir o söyledi, bir ben söyledim. Sonra izlediğimiz filmlerden bahsettik. Ben ona gezdiğim yerlerden bahsettim. Eda, hiç yurtdışına çıkmamıştı. Pasaportu bile yoktu. Bana nasıl pasaport çıkartabileceğini sordu.

01.20’DE HERKESİ UYANDIRDILAR Saat 23.00 gibi dalmışım. Bir gece önce hiç uyumadığım için bu benim açımdan iyi bir şeydi. Sonra birdenbire ‘Hadi kalkın’ diye bir sesler duydum ve gözlerimi açtım. Apar topar herkesin kapısını açtılar. Ben de saatin kaç olduğunu sordum. Bana ‘01.20’ demişler, ben 07.20 olarak anladım ve uyuyarak sabahı etmişim diye çok sevindim. Gece geride kalmıştı. Meğer yanlış duymuşum, saat 01.20’imiş. Bizim parmak izlerimizi alacaklarmış, bunun için gecenin 01.20’sinde herkesi uyandırdılar. Topluca nezarethanenin yan tarafındaki büroya gittik. Ancak burada listede adım olmadığı için benim parmak izimi almadılar. Ama ÇYDD grubundaki herkesin parmak izini alıp, fotoğraflarını çektiler.

SU ŞİŞESİNİN ETİKETİYLE ZAMAN GEÇİRDİM Yaklaşık yarım saat sürdü. 02.00’ye doğru hücreye geri döndüm. Ancak uykum kaçmıştı. Eda bir önceki akşam olduğu gibi yine uyuyabildi. Ama ben yine uyuyamadım. Uyuyabilmek için ne yapsam boştu. Meşgale olarak su şişesinin çevirip durdum, üzerindeki etiketi çıkarttım, yapıştırdım, tekrar çıkarttım, böyle oyalanmaya çalıştım. O an tespih çekmenin anlamlı bir şey olduğunu düşündüm. Uyuyamasam da bir gece öncesine  kıyasla daha az gürültülü bir akşam oldu. Bir gece önce kriz geçirip sabaha kadar gürültü yapan uyuşturucu madde bağımlılarından yalnızca biri kalmıştı. Zaman zaman o da “memur bey”, “kimse yok mu?”, “bakan yok mu?” diye bağırıyordu.

GELEN BEYAZ GÜVERCİN TÜRKAN HOCA MIYDI?Saatler en zor çarşamba sabahı geçti. 07.00’den 13.00’e kadar beklemek bana çok zor geldi. Çünkü bana sabah erkenden ifademin alınmasına devam edileceği söylenmişti. Susma hakkını kullanan ÇYDD yöneticilerine de 10.00 gibi savcılığa sevk edilecekleri söylenmiş. Ama gelen giden kimse yoktu. Sinirler geriliyordu. Bu arada 10.00 sularında ilginç bir olay yaşadık. ÇYDD Başkan Yardımcısı Prof. Ayşe Yüksel’in hücresinin bulunduğu yer avlu gibi bir alanı görüyormuş. Oraya içeri nasıl girdiyse beyaz bir güvercin gelip konmuş. Ayşe Yüksel de hemen hepimizin duyacağı şekilde ‘Aaa bakın bir güvercin geldi. Bu güzel haberler getiriyor bize. Hocamız geldi. Hocamız bizimle birlikte’ dedi. Türkan Saylan Hoca bir güvercin olup aramıza katılmıştı sanki... Herkes duygulandı, iyi temennilerde bulundu.

YILDIZLARIN ALTINDA ŞARKISINI SÖYLEDİK  Gelgelelim hâlâ bir hareket yoktu. Bunun üzerine şarkı söylemeye başladık. Aynı soruşturmada gözaltına alınan erkekler de koridorun diğer ucundaydı. Onlar da katıldı şarkılara. Bazen sırf erkekler korosu söylüyordu, bazen biz kadınlar  korosu olarak... Biri şarkı söylemeye başlıyor, sonra diğeri ona katılıyor. Beylerin bir şarkısından sonra alkışlar geldi. Bazı şarkıları topluca söyledik. Mesela, ‘Ağlama değmez hayat’ı söyledik. Kayahan’ın bazı şarkılarını söyledik. ‘Dağ başını duman aldı’yı hepimiz bir ağızdan kuvvetle söyledik. İki gündür doğru dürüst ışık görmemiştik, belki de bu yüzden olsa gerek ‘Yıldızların altında” şarkısı biraz dokunaklı geldi. Ayrılık şarkısını söyledik. Ama fazla hüzünlü gelince hemen “hareketli şarkılara” geçelim denildi. Birçok şarkıyı birlikte söyledik. O şekilde şarkı söyleyerek vakit geçirmeye çalıştık. Gardiyanlar şarkı söylememize ses çıkarmadılar.

ŞİMDİ PARMAK İZİNİZİ ALACAĞIZSaat 13.00 gibi ‘İfadeye çıkıyorsunuz’ dediler. Aynı polislerin yanına ifadeye götürdüler, iki kısa soru daha sordular. Sonra da ‘bitti’ dediler. Tutanağı imzaladık. Hücreye dönerken nezarethanenin yanındaki ofise girdik, bana parmak izimin alınacağını, fotoğrafımın çekileceğini söylediler. Duvarda boy ölçüsünü gösteren bir cetvel vardı. Onun önünde durmam istendi. Bu arada önüme ayaklı bir tablayı getirdiler. Bir polis önündeki kaseden numaralar alarak bu tablaya yerleştirdi. Bana hangi numaranın verildiğini bilmiyorum. Bu şekilde, yani önümde fişlenme numaram olduğu halde fotoğrafım çekildi. Önce cepheden çektiler. Sonra da iki yandan çektiler. Önümde flaş patlıyordu. Sonra parmak izimi aldılar. Bir  polis önce parmaklarımı tek tek tutarak, sonra dördünü yağlı kömür gibi bir malzemenin olduğu masaya bastırtıp oradan kağıda bastırttı. Daha sonra bu işlemi avuç içiyle yaptık. Önce sağ, sonra sol elle...

BANA EN ÇOK FİŞLENMEK DOKUNDUÖzgürlüğümün kısıtlandığı yaklaşık 60 saat içinde beni en çok rahatsız eden olaylardan biri, suçlular gibi fotoğrafımın çekilmesi işlemi oldu. Suçlu olmadığınız halde kendinizi bir suçlu gibi hissediyorsunuz... Bu çok kötü bir duygu. ‘Yerin dibine geçeyim daha iyi’ dedim kendime. Bir de emniyete götürülmek üzere evden çıkarken kendimi kötü hissettim. Komşuların önünde bu şekilde götürülmek bana çok dokundu. Herkesin beni suçlu zannettiği hissine kapıldım. “Evimi bir daha görebilecek miyim” korkusuna kapıldım.

KAMERALARIN ÖNÜNDEN GEÇİRİLMEK KÖTÜ BİR DUYGUÇok rahatsız eden üçüncü olay, Haseki hastanesine sağlık kontrolüne götürüldüğümde kolumdan bir kadın polis tutarken gazetecilerin önünden geçirilmem oldu.  Kameramanlar ve foto muhabirleri de önden ve yandan bizi görüntülüyorlardı. Kanun kaçaklarına,  mafyaya, uyuşturucu kaçakçılarına yapılan bir muamele bana da yapılıyordu. O an kendimi geçenlerde uyuşturucu kullandığı iddiasıyla içeri alınan Deniz Seki’nin yerine koydum. Serbest kaldıktan sonra o fotoğrafları gördüğümde de aynı şekilde kötü hissettim kendimi.

GEL KOLUNA GİREYİM, SENİNLE KANKA OLDUK ARTIKSonra saat 15.00’de isimlerimizi sayıp ‘Hazır olun’ dediler. Emniyet’ten çıkacağımız sırada beni evden getiren kadın polis memurunu gördüm. Daha önceki işlemlerde hep kolumdan tutuyordu. Kendisine ‘Gel, gel seninle kanka olduk artık. Ama bu kez sen benim değil, ben senin koluna gireceğim’ dedim. Onun koluna girdim, itiraz etmedi. Beşiktaş’taki adliye binasına geldik. Bizi orada sağlık kontrolüne götürdüler. Daha sonra savcı Nihat Taşkın’ın karşısına çıktım. İfademin alınması 15 dakika kadar sürdü, avukatım Köksal Bayraktar da hazır bulundu. Kendisine Baba Beni Okula Gönder kampanyasında her şeyin Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan protokollerle düzenlendiğini, bursların da ayrı bir hesapla toplanıp denetim içerisinde çocuklara gönderildiğini, bu konuda hiçbir açığın mümkün olamayacağını anlattım.

KAŞARLI TOST VE ÇAY  BANA ZİYAFET GİBİ GELDİSonra avukatımla dışarı çıktık ve savcının odasının baktığı koridorda beklemeye başladık. Orada kendimi daha iyi hissettim. Çünkü salıverileceğime inanıyordum. Bu sırada avukatlarımızdan Murat Teber, bana meyve suyu, kaşarlı tost ve çay getirdi. Bana ziyafet gibi geldi. Bir saat kadar bekledik.  Savcı odadan çıkarak avukatım Köksal Hoca’nın yanına geldi ve benim de duyacağım bir sesle ‘Benim görüştüğüm iki kişi serbest’ dedi. Diğeri ÇYDD yöneticilerinden Belkıs Hanım’dı. Biz öylece serbest bırakıldık.

ÖZGÜRDÜM, BAĞCIKLA ZAMAN KAYBETMEDİMBir an önce oradan çıkmak istedim. O sırada bir görevli bana nezarethaneye girerken aldıkları atkım, tokam, gözlüğüm ve ayakkabımın bağcığını verdi. Ama bağcığı bağlayarak kaybedecek zamanım yoktu. Önce avluya çıktık. Gazeteden Deniz Alphan’ı, Neslihan Tokcan’ı, Hülya Yürür’ü gördüm. Çok şükür sevdiklerime kavuşuyorum dedim. Ancak avludan dışarı çıkınca birden kameraları karşımda gördüm. Rahatsız oldum. Yorgundum, konuşmak istemiyordum, bir an önce karşımda beni bekleyen aileme ulaşmak istiyordum. Kameramanlar ve foto muhabirleri etrafımı kapatınca kendimi kuşatılmış gibi hissettim. Oysa aileme, yakınlarıma sarılmak istiyordum. Onlara sarılamadan arabaya binip evin yolunu tuttuk.

DAHA ÖNCE BİR KEZ KARAKOLA GİTMİŞTİM3 gün içinde 3 kilo verdim. 49 yaşındayım. Bütün hayatımda daha önce bir kez karakola gitmiştim. O da  cüzdanım çalındığı için şikâyet amaçlıydı. İkincisinde nezarethanede iki gece geçirmiş oldum. Ayrıca daha önce bir kez bile bir adliye binasından içeri girmemiştim. 

AİHM’YE  GİDİYORUMBu olaylardan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  gitmeye karar verdim. Bildiğim kadarıyla haksız bir şekilde gözaltına alma olaylarında mahkemeye başvurmak için artık iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmiyor. Benim örneğimde olduğu gibi insanı hedef alan arama ve gözaltı muamelelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve mahkemenin içtihatına aykırı olduğu savıyla Strasbourg’a gitmek, yasalarımızın Türk vatandaşlarına tanıdığı önemli bir haktır.

BİLGİSAYARIMI HÂLÂ GERİ ALAMADIMPazartesi günü benim ve oğlumun laptop bilgisayarı polis tarafından alındı. Cuma gününe geldiğimiz halde hâlâ geri alabilmiş değiliz. Benimkisinden vazgeçtim, ama oğlumun okulda kullandığı bilgisayarı hiç olmazsa verselerdi... Çünkü ödevleri bilgisayarın içinde. Asıl problem şurada: evde arama yapılırken avukatlarımın bütün uyarılarına rağmen  bilgisayarlara hard disklerinin kopyaları alınmadan el konuldu. Emniyet’te kopyalarının verileceği söylendi. Ama verilmedi. Keza telefonlarım da hâlâ iade edilmiş değil. Ben profesyonel bir insanım, bütün hayatım telefonum ve bilgisayarıma bağlı.

Tijen Mergen’in, polisler tarafından didik didik aranan çalışma odasının son durumu buydu.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Devlet Bahçeli veda edecek!02 Ocak 2017 Pazartesi 15:28
  • Bakan Soylu'dan PKK-FETÖ bombası!29 Ekim 2016 Cumartesi 13:10
  • Süleyman Soylu'dan kayyum eleştirilerine cevap14 Ekim 2016 Cuma 07:51
  • Kılıçdaroğlu'ndan 'Lozan' tepkisi!30 Eylül 2016 Cuma 03:08
  • AK Parti kulislerinde bomba iddia!01 Eylül 2016 Perşembe 10:34
  • Soylu için de sürpriz olmuş01 Eylül 2016 Perşembe 08:44
  • Süreç devam edecek!15 Temmuz 2016 Cuma 10:26
  • Akşener MHP'deki tartışmaya son noktayı koydu21 Haziran 2016 Salı 23:55
  • Yargıtay'dan Bahçeli'ye bir şok daha!16 Haziran 2016 Perşembe 11:44
  • Akşener'den 'Başbuğ Meral' tezahüratına tepki!29 Mayıs 2016 Pazar 08:10
  • YERİN KULAĞI
    • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
    • Utku ve Hasan Bozoğlu!
    • Soylu’ya BJK forması!
    • Altuntaş’ın torpili!
    • ASKF’de kutlama!
    • Konsey toplantısı!
    • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
    • MHP sürpriz yapabilir!
    • Antalya’da sabah sporu!
    • Metin Kara’yı topa tutacak!
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.