• BIST 106.711
  • Altın 143,448
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • Trabzon 24 °C

Hüseyin’in Kaşkolü

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Yerel seçimlerde Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olan Hüseyin Örs’ü kastediyorum. Bizim Hüseyin’in; canı sevimli “abi-kardeş” Hüseyin’in Trabzonspor kaşkolünde simgeleşen söylemini ve devamındaki “mücadelemiz emeğin sermayeye karşı mücadelesidir” sloganını biraz didikleyeyim dedim…

Çünkü kendisini gece karanlıkta bizim üniversitenin ana caddesinde uzaktan seçtim ve selamlaştım. Yerinde durur mu bizim Hüseyin… Geldi ve sarmaş dolaş… Tabii ki ayaküstü mini bir politika sohbeti… Yaşananlar ve gerçekler...

Hüseyin Örs’ü aynı kurumda görev yapan bir arkadaşım olarak tanırım. Bildiğim ve gözlediğim kadarıyla hoşsohbet, kalp kırmayan, temiz yürekli bir arkadaşımızdır. Camiamız içerisinde kendisi hakkında da olumsuz konuşan bir arkadaşımıza bugüne kadar rastlamış değilim. Bütün bunların dışında en önemlisi ideolojik bir saplantı içerisinde olmayışı ve her zeminde açık yüreklilikle, her türden ideolojiyi eleştirebilecek kadar ya da sahip çıkabilecek kadar geniş yürekli olduğunu göstermesi kendisini farklı kılmaktadır. Taşıdığı bu özellikleri fark eden politikacılar onu politik zemine çekmekte büyük yarar görmüşlerdir. Bence içerisinde bulunduğu siyasi yapıya bizim Hüseyin’in birçok değer katma potansiyeli vardır, bulunduğu yer için önemli bir şanstır. Umarım küçük hesaplarla “gafula” atılmaz…

Yerel seçim sürecinde ortaya atmış olduğu “Trabzon’a gelen siyasi liderlere Trabzonspor kaşkolü takmayalım” önerisini ilk duyduğumda açıkçası oldukça etkilenmiştim. Geçen akşamki ayaküstü sohbette de bunu kendisi ile paylaştım. Zira partinin genel başkanına karşı böyle bir çıkış yapmayı göze alacak kadar Trabzonspor’a sahip çıkabilmek herkesin göze alabileceği bir duruş değildir. Nitekim o çıkışı izleyen günlerde partisinin gerekli kademelerinden gelen uyarılar ve dikkat çekmeler ile yaşanan mini bir yalpalama sonrasında bir şekilde iş yoluna girmişti. Gerçi Hüseyin; durumu bizlere açıklıkla anlatıyor ve hala aynı görüşte olduğunu dile getiriyor ama bu ülkede parti Genel Başkanlarına ilişkin konumlamanın hangi çerçevede yapıldığını da bilmeyen yoktur herhalde. İnternet kayıtları eyyamcılığın ayyuka çıktığı sahneler ile doludur. Neyse bu konuya daha sonra detaylı olarak bakarız artık…

Trabzonspor’un dramatik bir şekilde elinden alınmış olan şampiyonluk kupası, bütün Trabzonsporlular gibi bizim Hüseyin’i de çok üzmektedir. Hüseyin; tüm Trabzonsporlulara karşı yapılmış olan bu haksızlığı siyasi bir malzeme olarak kullanmak için değil, hakkın teslim edilmesi adına, kendi siyasi geleceğini de riske edecek çıkışlar yapmaktadır. Bütün ümidim bunu kendi parti yönetiminin anlaması ve gereken desteği kendisine vermesidir. Aksi takdirde bundan bütün Trabzon zarar görmeye devam eder. Demem odur ki; bu ülkede Trabzonspor siyaset üstüdür. Bunu hem Trabzonspor’un mevcut yönetiminin hem de siyasi parti genel başkanlarının çok iyi anlamalarında sayısız yarar vardır. Bu anlamda “bizim Hüseyin’in Trabzonspor kaşkolü” herkese takılamayacak kadar değerlidir. O kaşkolü takacak olanın “şike”, hak ve hukuk, Trabzonspor ruhu gibi kavramları anlaması ve değer vermesi gerekir. Meydan’da halka el sallarken kullanılacak bir aksesuar olmanın dışında ne anlama geldiğini bilmeyenlerle işimiz olmamalıdır. Hüseyin’in kaşkol kararlılığını sonuna kadar destekliyorum.

EMEĞİN MÜCADELESİ

Kaşkol polemiğinin devamında; Hüseyin Örs’ün; mücadelesinin “emeğin sermayeye karşı mücadelesi” olduğunu ifade etmesini bir “bizim Hüseyin üslubu” olarak tebessümle karşıladığımı söylemeliyim. Eminim ki; Hüseyin Örs iyi niyetle söylemiş olduğu bu ifade ile aslında “emek” ile Trabzonspor’u “sermaye” ile de Aziz Yıldırım’ı kastetmektedir. Ancak emek-sermaye çelişkisi bugün dünyanın temel sorunlarından bir tanesi olarak her yerde karşımıza çıkmaya devam etmektedir.

Emek; Soma’daki kömür maden ocağının dibinde sefer tasında patates yemeği yemek iken, sermaye İstanbul Levent’teki 18.katta boğaza karşı viski içmektir. Emek Tonya’da çevre mücadelesi vermek, sermaye taşı toprağı bozmaktır. Emek; fırtınalı denizde can pahasına hamsi ağı çekmek, sermaye ise Norveç’ten balık ithal etmektir. Emek; ayda bin liraya güvenlikçi olarak plastik kabinlerde gece sabaha kadar soğukta beklemek iken, sermaye, devletten ihale ile yandaşlık yaparak işi almaktır. Emek; kendi boğazından keserek Değirmendere’deki Endüstri Meslek Lisesi’ndeki çocuğuna okul parası vermek, sermaye Londra’daki “School of Economics and Political Sciences” de çocuk okutmaktır.

Gerisini yazmak çok kolaydır. Ama bunları bir parti politikası haline getirmek, halka ilan etmek ve halkı inandırmak çok zordur. “Emeğin sermayeye karşı mücadelesi” içerisinde olmak sadece Aziz Yıldırım’a karşı Trabzonspor’u savunmak değil, yukarıda verilen örneklerde yer alan toplumsal saflaşmada taraf olmaktır. Bütün ümidim “bizim Hüseyin’in” siyasi yolculuğunda bunları partisinin karar defterine yazdırabilmesidir. İşin zor be Hüseyin…

Seni hoşgöründür bana bu satırları yazdıran. Seni seviyorum. Bu arada vedalaşırken kararlaştırdığımız o yemeği ne zaman yiyeceğiz? Konuşacak çok şey var.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.