• BIST 103.972
  • Altın 270,945
  • Dolar 5,7738
  • Euro 6,3613
  • Trabzon 15 °C

İBRETLİK HİKAYE

Osman Necip SEVİNÇ

Ahmet bin Hanbel oğlu diyor ki:
Babam zindandan çıktıktan sonra sürekli bir sarhoşa dua edip duruyordu. Sordum, “Baba kimdir bu adam? Niye bir sarhoşa dua ediyorsun?”
Babam dedi ki: “Evladım! Zindanda ki işkence günlerimde Allah beni bir sarhoş ile destekledi ve dayanma gücü verdi.
Ellerim, ayaklarım zincirli, hücremden kırbaçlanmaya götürülürken birisi eteğimden çekti. Bana dedi ki: “Bana bak İmam! Ben bu beldenin en büyük ayyaşıyım. İçki ve günah uğrunda, tam 18 bin kırbaç yedim, ama inat ettim, yine de bu batıl davamdan dönmedim. Sen ise Müslümanların imamısın. Sakın ola kırbaç yediğinde Hak davandan ve söylediklerinden vazgeçmeyesin!” dedi.
Evladım! Nice alim dostlarım bana “Vazgeçtim de kurtul” derken, o sarhoş bana Direnişi ve mücadeleyi nasihat etti. İşkence altında o sarhoşun sözleri beni dimdik ayakta tuttu. Allah ondan razı olsun, hidayet versin!”
Bu hikâyeden Trabzon’uma çıkan şu. Allah’ım şu mübarek Cuma günü hürmetine bu Trabzon’uma da küçük ve kara karıncalar yerine, namuslu, dürüst, iradeli, dirayetli, faziletli, karakterli, mütevazi, güç karşısında eğilmeyen, doğru sözlü ve donanımlı bir büyük yerel idareci nasip eyle… Tabii cesur yürek meclis üyeleri de… Amin!
Bir sürü liyakat fukarası ufak adam, birilerini yücelterek, onun gölgesi altında onun adına “amir” oldular. Tarih ağalarından daha zalim, daha cahil kahyaların kanlı cinayetlerinin hikayeleri ile doludur.
Kahyalarının yaptıklarından sorumlu tutulup saltanatlarının yıkılışını gören sultanların sayısı da az değildir… ANLAYANA!
AKILLI OL!
Peygamberimiz Kabe’nin duvarına göğsünü dayadı. Şöyle buyurdu. “Kâbe! Sen ne kadar şerefli ve yücesin. Allah senin şerefini daha da yüceltsin. Ey Kâbe, sen çok yücesin ama, bir Müslümanın şerefi ve onuru senden daha az değil.”
Kabe’ye bir el uzansa Ebabil olur akarız. Kem göze müsaade etmeyiz. Haremimizdir, harimimizdir deriz…
Deriz de karşımızda Müslümanın aleyhinde konuşulur, iftira atılır, gıybeti yapılır, onuru zedelenir hatta yeri gelir namusuna dil uzatılır, kılımız kıpırdamaz!
Halbuki ha Kâbe, ha bir Müslümanın iffet ve onuru. Birisi mecazen Allah’ın evi, ötekisi nazargâhı ilâh, yani Allah’ın baktığı yerdir. Daha özetle, müminlerin kalpleridir.
İşte kutsal ve muazzam Kabe’miz ile müminin kalbinin irtibatını belirten bu kıssaya göre, GÖNÜL YIKMA MÜSLÜMAN KARDEŞİM!
Mecnun namaz kılan birinin önünden geçer. Adam; “Ey Mecnun, beni görmüyor musun da namaz kılarken önümden geçiyorsun?” der. Mecnun; “Be adam, ben Leyla’yı düşünürken seni görmedim, Sen Mevla’yı düşünürken beni nasıl gördün? diye cevabı yapıştırır.
Tabii zorunlu olduğunda namaz kılanın önünden geçilir. Ama Allah’a ibadetin en yücesini yapanın Dünya ile ilişkisi kesilir. Bize de nasip et Allah’ım!
İŞİNİN UZMANI
Diyanet işleri başkanı Sn. Erbaş hocamız şöyle söylemiş. “İşi ehline vermediğiniz zaman kıyameti bekleyiniz.” Çok doğru ve bize rehber olacak bir söz.
Hocam: Bu düstura kendi başkanlığınızdaki kurumda, uyuyor musunuz? Eğer öyle ise neden Diyanette de torpil geçiliyor söylentileri dolanıyor… Koca koca camilerimizde görev yapan tüm imamlarımız için hepsi ehildir diyebiliyorsanız, ne mutlu size ve bize… Teşekkür ederiz.
Örneğin bir ilde ki yerel yönetim başkanı, “küçük dağları ben yarattım” havasında ise; ona bir gönderme yapıp “Ey yönetici! Şimdi elini vicdanına koy! Bulamadın değil mi?” diye vaazında işleyebilecek, kibrin en büyük nefis belası olduğunu söyleyebilecek cesarette elemanlarınız çoğunlukta mı? Cesur, bilgili, tarafsız, cemaatine örnek bir yaşam süren, eğiten, eğitilen, okuyan, ilim adamı… hocalarımız bizim iftihar vesilemiz olmuştur her zaman. Lütfen, özellikle de müftülüklerimizde iş her zaman ehline verilsin. Allah’ın izni ile… Onların alt kademeleri eğitmeleri daha kolay olacaktır sanıyorum.
TRABZONSPOR

  Üç kuruşa muhtacız… Bu hale düşürenler utansın. Son üç başkanın kibri hepimizin malumu… Peki bu yönetim kurulumuzda maziden ders almamış olacak ki yeni gelir kaynakları yaratacağına banka kredilerine sarılıyor. Gerçi pahalı ve uyumsuz şöhretlerden sıyrılmasını becerdiler. Ama Avrupa ve Amerika da başarı ile uygulanmış stat çevresinde ve bir duvarında zemin taşlarına isim kazınması önerim zor gelmiş olacak ki hiç ilgilenmediler. Armutun pişmesini beklerlerse daha çok yanarız. Borç da kabarır.
Gelelim son maçlara… Ünal hoca takımdaşlığı sağladı ama maçı dışarıdan okuyup taktik ve oyuncu değişikliğinde eksiklerini gideremiyor. Saha içi ise başka alem. Hakemler ve VAR bizi doğruyor. Ne hoca ne kaptan ne de oyuncular tepki koyamıyor. Kuzu muyuz be. Ümraniye maçında rakip son adamdan kırmızı kart görmeli. Hakeme VAR’a git bile diyen yok. Ekuban ve Rodallega bencilleşti, uyaran yok. Abdülkadir Ömür geri gidiyor. Sebebini araştırıp onun Burak aşkını önleyecek terapist orada bulunamıyor. Sakatlıklarda birinciyiz. Sağlık kurulunu veya diğerlerini sorgulayıp araştırana rastlayamıyoruz. Saha veya antrenman sorunu mu var? Bunlar profesyonelce düşünülüp çözülmesi gereken problemler.
Ancak yine de bu cesur yürek gençler ile geldiğimiz nokta için bu oyunculara, yönetime, antrenöre ve hele hele de taraftara kocaman teşekkürler. Gelecek aydınlık. Ama nefsimiz bugünden daha ileriye hep ileriye diye bizi gıdıklıyor.
Son söz… Bu genç takımın hakkını yiyen TFF ye hakkımı helal etmiyor, onları Hz. Allah ıslah etsin diyorum. Bu Cüneyt Çakır’ın çocukları hakem müsveddelerinin de Allah cezasını versin!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.