• BIST 95.734
  • Altın 271,249
  • Dolar 5,5633
  • Euro 6,1703
  • Trabzon 26 °C

İktisatçı neleri açıklayamaz?

Prof. Dr. Yahya Sezai TEZEL

  Reel (yani sabit fiyatlarla) büyüme hızı, enflasyon yani fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi, ödemeler dengesi hesaplarında cari hesap dengesinin açık mı fazla mı verdiği ve bundaki değişmeler, ödemeler dengesinin sermaye hesabındaki gelişmeler, yani ülkenin dünyanın geri kalanı ile ilişkisinde alacaklı mı borçlu mu olduğu ve bunun nasıl değiştiği gibi makro konularda iktisat teorisinin söyleyeceği fazla bir şey yoktur.
   Çünkü iktisat teorisinin ana bölgesi, çok sayıdaki aktörün ki, hem faktör sahibi ve tüketici olarak hane halklarının, hem üretici ve faktör kullanıcısı olarak firmaların, hem de ekonomide finansal varlık alacaklıları ile borçluları arasında aracılık yapan bankaların değişen fırsat ve koşullara nasıl tepki verdikleri, hangi konularda nasıl karar aldıkları incelemesinde "devlet" unsuru göz ardı edilmiştir. Devlet, Adam Smith (ondan da öncekiler de vardı) sonrası iktisadi analiz külliyatının temel paradigmasında adeta "ekonomi dışı" bir varlık gibi gündemin dışında tutulmuştur. Keynes'in makro iktisadı başlattığı iddia edilen analizi, aslında bir durumun açıklanmasını sağlamıştır. Bu durum bir ekonominin tam istihdamı sağlayacak faaliyet hacminin altındaki bir düzeye niye takılıp kalabileceğinin açıklanmasıdır. Önemlidir. Çünkü devleti iktisadi analizin gündemine geri sokmuştur. Devlet, bir iktisadi aktör olarak, ekonominin tam istihdamı sağlayacak faaliyet hacminin altında bir düzeye takılıp kalmasını düzeltebilecek tek aktördür. Ya da tersi durumda, ekonominin tam istihdam düzeyini zorlayan bir iktisadi faaliyet ortamının sonunda ortaya çıkan enflasyonist süreci durdurabilecek tek iktisadi aktördür.
*
  Keynes öncesinde makro iktisatçılık yok muydu? Vardı. Avusturya ekolünün ve onun Fisher gibi başka ülkelerdeki izleyicisi iktisatçılar, analizlerinde faiz hadlerine odaklanmışlardı. Faizi ödünç verilebilir ve alınabilir satın alma gücü taşıyan varlıkların, bugünkü satın alma güçlerini zaman ekseni üstünde geleceği taşımak isteyenlerle (tasarruf ki potansiyel mevduat sahipleri), gelecekteki satın alma güçlerini bugüne taşımak isteyenlerin ki potansiyel kredi kullanıcılarının, borç verme ve borç alma kararlarında zamanın fiyatı olarak ele almışlardı. Mikro temelli bir analizdi bu. Arka planda çok sayıdaki faktör gelirleri sahipleri ile üreticilere bakıyorlardı. Ama bunlar da, devleti gündemin dışında tutmuşlardı.
  Devlet ya da hükümdarlar ve bütün devlet gücü kullanan kadrolar eskiden beri önemli iktisadi aktörler olmuşlardır. Ama toplam harcamalar içinde devletin yaptığı harcamaların bugün birçok AB ülkesinde olduğu gibi toplamın yarısını bulması, hatta aşması yeni bir olaydır. Devlet tek basına en büyük harcama kaynağı, daha doğrusu sorumlusudur. Aynı şekilde hükümdarlar ve öteki iktidar odakları eski çağlardan beri finansal varlık aracılarından, bankerlerden, bankalardan borç almışlardır. Ama devletin finansal varlık piyasalarındaki en önemli tek aktör olması da yeni bir olaydır.
*
   Modern dünyada Merkez Bankaları devletli bir ekonomide vardırlar. Devletin hem en önemli harcama yapan aktör olduğu, hem birçok durumda finansal varlık piyasalarından en çok borçlanan aktör olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Bunun içindir ki yazımın girişinde sıraladığım meselelerin analizi, iktisat politikası kararlarının siyasi analizini gerektirir. Bu konuda da mikrocuların ya da Keynesgil makrocuların söyleyecekleri fazla bir şey, hatta hiçbir şey yoktur.
  Ben Türkiye kanallarında özellikle "anchor person" yapan insanlarının çoğunun kör kütük cehaletine her akşam tanık oldukça, bir duygusal 'ambivalans' yaşıyorum. Bir yanım küfretmek istiyor. Bu insan malzemesinin Türkiye'nin küresel coğrafyasının siyasi sorumluluğunu taşıması mümkün değil diyorum.
*
   Türkiye ekonomisinin bugünkü ciddi sıkıntıları Merkez Bankası Başkanının ya da para kurulunun iktisat bilmesi bilmemesi ile ne alakası var? Türkiye'de siyaset hasta. Mülkiyet ve haysiyet haklarımızı koruyan ve iktidardan ve içerideki ve dışarıdaki güç odaklarının meşru olmayan çıkarlarının baskısına direnebilecek bağımsız yani devletten yana ya da o ya da bu mezhepten, cemaatten, etnik gruptan yana taraf olmayan, hakemlik yapan bir hukuk kurumu ve kadrosunun olmadığı bir ortamda yaşıyoruz. Hiç böyle bir ortamda ekonominin düzgün işleyen bir refahı sağlaması mümkün mü?
  Bugün medeni ülkelerde hükumetler fiyat istikrarı içinde sürdürülebilir refah artışını sağlamak diye özetleyebileceğimiz bir temel siyasi sorumluluğu üstlenmişlerdir. Bunun için de hakemlik yapan bir hukuk devleti ve yurtta sulh dünyada sulh siyasi kültürüne ihtiyaç vardır. Türkiye'nin siyasi yönetici kadroları değil sadece, bütün özellikle güya okumuş insan kadrolarındaki bireyler, hem içeride hem dışarıda düşmanlar olan, herkesin herkese karşı olduğu bir hasta "biz ve dünya" tasarımı içinde yaşamaktadırlar. Türkiye'de genel anlamıyla kültür hakem olarak hukuk kurumunu, yurtta sulp dünyada sulh halet-i ruhiyesini zehirleyen özelliklerin derinleştiği hasta bir kültürdür.
  Daron Acemoğlu gelecekmiş de kurtaracakmış Türkiye'yi de falan da filan...  Yazıklar olsun hepimize!

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.