• BIST 107.152
  • Altın 143,431
  • Dolar 3,5606
  • Euro 4,1613
  • Trabzon 27 °C

İLK DÖRT MADDE

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Çok değil 5-6 ay önce Bulgaristan’da Türkçe tabelalar kaldırılıyor diye Türkler tepki göstermişti. Hatırladınız mı? Hani aramızda espri konusu olmuştu. Bulgaristan gücünü bizden mi alıyor diye. Çünkü bizde de Türkçe tabelalar indirilip yerine Kürtçe, İngilizce tabelalar asılıyor ya. Bizdeki tabelalar asıldığında tepki göstermeyen halk, açılım adına sessiz kalan halk; Bulgaristan’daki tabela seni niye gerdi. Bayrağın ayaklar altında, Türklüğün Türkiyelilikle yer değiştiriyor burada susuyorsun da Bulgaristan’daki Türkçe adların değiştirilmesinin mi adı “Türk düşmanlığı” oldu. Başkalarına ne kolay çuvaldız batırıyoruz.

Türk olmak ne zormuş, ne eziyetli bir işmiş. Türk olmak demek çok fazla düşmanın olmak demekmiş. Türk olmak, Çanakkale destanını yazmak ama bunu bugünlerde görmeyenlere gösterememekmiş. Zaferleri, İnkılapları görmemek ve silmeye çalışanlara sessiz kalmakmış. Bayrağımıza, milletimize yapılan hakaretleri sindirmekmiş Türk olmak. Türk olmak birilerinin boyunduruğu altına girmekmiş.

Türk, haksızlıklara karşı savaşmak, destan yazmak, ayrıştırmamak, aynı çatı altında birleşmek, aynı kaptan yemek, haram yememek, üç kıtada ün yapmak, saygı görmek, ün, şan, nam, itibar, hakkaniyet, yetimin hakkını yememek, zengini el üstünde tutmamak, şefkat, birlik, düzen, eğitim, öğrenim… demek değil miydi? Ne oldu bize? Ne oldu değerlerimize, ne oldu unvanımıza? Hep bu Türkiyelilik sevdası yüzünden mi oldu bu olanlar?

Türkiyeli olarak ayrıştırıldık, kategorilere bölündük, haram yemeyi öğrendik. Saygı yerlerde sürünüyor, dış ülkelerde artık alay konusu olduk. Hak, adalet ve hukuk yani doğruluk kavramları artık kullanılmıyor. Fakiri daha fakir, zengini ise daha zengin yaptık. Birliğimiz bozuldu, düzenimiz yok oldu. Dirliğimiz ise yaşamını kaybetti. IŞİD’in (Irak- Şam İslam Devleti) rehin aldığı vatandaşlarımızın iadesi konusunda Türkiyeli olarak ne yapacağını bilemedik. Eğitim ve öğretim alanında çocuklarımız sürekli savaş halinde. Gül yüzlü geleceklerimiz artık soldu. En acısı Türkiyelilik hepimizi kategorizeleştirdi. Bu sayede de çeşitli bayraklar oluştu. As olan esas olan itibarını kaybetti, yerlerde sürünüyor. Yani değer ve naçiz yer değiştirdi.

İşgalci düşmanı etkisiz hale getirebilmek için haftalarca aç, susuz, kötü koşullarda yaşayıp sabırla düşmanı yenmeyi düşünen bir askerin yerine kendinizi koyabiliyor musunuz? Rüyada ya da düşüncelerinizde o kötü koşullarda savaşabilir misiniz? Hiç savaşın ne olduğunu düşündünüz mü? Susuzluğu, açlığı ve hedefe varmak için çekilen onca sıkıntıyı hiç hissedebildiniz mi? Tabii ki mümkün değil onca insan vatan uğruna, ay yıldızlı bayrağımız şanla, şerefle Türk topraklarında dalgalansın diye şehit oldu. Bugünleri yaşatanların önce Allah’a sonra binlerce şehit düşen askere vicdan ve kulluk görevini layığı ile yerine getirememenin borcu var.

Albert Einstein ‘Aptallara göre insanlar: Irk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılır. Halbuki olay bu kadar komplike değildir’ diyor. Çünkü insanlar sadece ikiye ayrılır o da iyi insanlar ve kötü insanlardır. Biz iyi ya da kötü insan olmayı bile beceremedik sadece şekilci olmayı ve değersiz olmayı becerebildik.

Bu kadar yoğun değer kaybına uğramış bir ülkede kendini gösterme, ifade etme hatta savunma yöntemi sanırım ayrı dil ve ayrı bayraktan yana tavır almaktır. Bunu yapanlar güç gösterisini sergilerken de, bir milletin geçmişini, değerlerine saygısızlık etmeyi hiç utanmadan sergilerler. Çünkü kimsenin sesi çıkmaz. Üzerimize ölü toprağı serpilmiştir. Her şey barış süreci ve açılım için.

Devlet olmak bayrağa sahip çıkmaktır. Devlet olmak büyük olmaktır. Devlet milletin birliğini ve bütünlüğünü korumaktır. Bize böyle öğretildi. Biz bunu bilir ve bunu söyleriz.

Bir Hatırlatma yapmak istiyorum; Anayasanın ilk üç maddesinde Türkiye devletinin bir cumhuriyet olduğu, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; Bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak olduğu, Başkentimizin Ankara olduğu ve milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu gerçeği vardır. Dördüncü madde ise; ilk üç maddedeki hükümlerin asla değiştirilemeyeceğini vurgular. Devlet olmak ise bu maddeleri kutsal saymaktan geçer. Hükümetler ise bu maddeleri korumakla ve gözetmekle mükelleftir.

Dedelerimiz bayrağımıza yan gözle bakanın gözlerini oyarız demişti. Bunlar birer masal mıydı? Bunlar ütopya mıydı? Anlatılanlar eğer doğru ise bugün yaşadıklarımızın anlam ve manasını devlet büyüklerimizden öğrenmek isterim.

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.