• BIST 107.206
  • Altın 142,629
  • Dolar 3,5525
  • Euro 4,1323
  • Trabzon 27 °C

İlk oluyor - 3

Ö. Faruk Altuntaş

Başbakan Erdoğan’ın hal ve davranışları nedeniyle, ara vermeyi düşündüğümüz “İlk Oluyor” dizisine ara veremedik. Halkın acısının ayyuka çıktığı Soma’da, son derece olağan karşılanması gereken sıradan protesto olaylarına karşı gerek kendisinin, gerekse danışmanının takındığı tavır, değil Türkiye tarihi, dünya tarihine bir ilk olarak geçti.

            Resmi açıklamaya göre 301 kişinin öldüğü, ancak gerçekte ölü sayısının daha fazla olduğu iddia edilen maden faciasından sonra, Soma’ya giden Başbakan Erdoğan’ın, protestolar sırasında geçici olarak sığındığı markette Taner Kuruca adlı kişiyi tokatlaması, Türkiye’yi ve dünyayı sarstı.

            Anlaşılıyor ki, alkışa ve övgüye alıştırılan Başbakan Erdoğan, yüzlerce ölünün acısıyla kavrulan Soma’da alkış yerine tepki görünce, hazımsızlığı şiddete dönüştü ve tarihte bir ilke imza attı: Protestocu olduğunu düşündüğü vatandaşı tokatladı.

            Başbakan Erdoğan tokat atar da danışmanı boş durur mu?

            Başbakan Danışmanı Yusuf Yerkel’in, polislerin müdahalesi ile yere düşmüş Somalı bir protestocuyu yerde tekmelerkenki görüntüsü, Başbakan Erdoğan’a eşlik eden bir başka ilk oldu. Dünya basınında manşet oldu. Üstüne üstlük, Danışmanımız, ne derece danışılır özelliklere sahip olduğunu gösterircesine, tekme attığı dizinde oluşan şişkinlik nedeniyle 7 günlük rapor almayı da ihmal etmedi.

            Danışmanının görevini sürdürmeye devam etmesi ise Somalının yaşadığı acıya bir de utanç ekledi.

            Kasımpaşalı olan Başbakanımız Kasımpaşalılığını gösterdi ve istifa etmeyi düşünmediği gibi danışmanını da yedirmedi! Batan feribot nedeniyle ölen yolcuların sorumluluğunu duyarak istifa eden G.Kore Başbakanı gibi “layt” görüntü vermedi; omurgalı davrandı!

                                                                    ***

            Başbakan Erdoğan’ın saldırgan davranışı gibi, faciayı sıradanlaştıran konuşması da rahatsızlık yarattı, acıyı büyüttü.

            Başbakan konuşmasında, “Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok…” derken, 1800’lü yılların sonunda 1900’lü yılların başındaki kazalardan örnekler vermesi, şaşkınlıkla izlendi.

Başbakanın, günümüzdeki maden kazalarını, 150 yıl geriye giderek, daha Cumhuriyet dahi kurulmadan, Osmanlı dönemindeki dünya koşulları ile açıklamaya çalışması, teknolojideki devasa gelişmeleri görmezden gelmesi anlaşılır gibi değil.

“Fıtratında bunlar var” diyerek, ihmalleri, yanlışları, suçluları gizliyor; faciayı normalleştiriyor. Olayı kadere bağlayarak, sorumluları gizliyor, sistemi aklıyor.

Bu açıklamanın saçmalığını göstermek için dünyaya şöyle bir bakmak yeterli.

Ölümlü maden kazası olayı, AB ülkelerinde yüzbin işçide sadece 1.8 iken, İngiltere’de daha düşerek 0.6 iken Türkiye’de 15.5 düzeyindedir. AB ülkelerinde işin fıtratından olamayan ölümlü kazalar, Türkiye’de neden fıtrattan sayılıyor.

Resmi istatistiklere geçmiş bir başka rakama bakalım:  2008 yılında işletmelerde üretilen milyon ton taş kömürü başına kazada ölüm sayısı en büyük kömür üreticilerinden Çin’de 1.27 ve ABD’de 0.02 iken, bu oran Türkiye’de devlet kuruluşu olan TTK’da 4.41 ve özel sektörde 11.50 düzeyindedir.

Rakamlar açık olarak şunu söylüyor: Maden kazalarında Türkiye’deki ölüm olayı, diğer ülkelerin en azından 4 kat fazla iken, özel sektördeki ölüm oranı ise, kamu kurumlarındaki oranın 3 katına yaklaşıyor.

Burada “fıtrat” ya da “takdir-i ilahi” sorunu değil, “takdir-i fani” sorunu, sistem sorunu, ihmal sorunu, aşırı kazanç … vb. sorunlar vardır.

                                                                       ***

            Özelleştirme uygulamaları ve taşeron eliyle çalıştırma, iş kazalarında yüksek oranda işçi ölümlerinin başlıca nedeni durumunda. Buna kapitalizmin doğasında var olan kâr hırsı ile sömürü olgusunun da ilavesi gerekiyor.

            Zaten özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarının bir nedeni kaynakların sermaye sınıfına ve yandaşlara aktarılması ise diğer nedeni de çalışmanın kuralsızlaştırılması, çalışma standartları ve iş güvenliği kurallarının bozulması ve emekçi sınıfların gücünün kırılmasıdır.

Geri kalmışlık ve emekçi sınıfların örgütsüz olması sorunu daha da büyütmektedir.

Bu nedenledir ki, örneğin gelişmiş kapitalist ülkelerde kabul edilmek zorunda olan Uluslar arası Çalışma Örgütü’nün (İLO) 176 sayılı Yeraltı ve Yerüstü Maden İşletmelerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, patronların kârını düşürdüğü için Türkiye tarafından imzalanmamakta ve uygulanmamaktadır.

Soma Madencilik tarafından üretilen kömürün maliyetinin ton başına 140 dolardan 25 dolarlara düşürülmesindeki “hikmet” ve “fıtrat” buradadır. Maliyetin düşürülmesi demek, bir yandan işçiye daha az para verip daha çok çalıştırmak, diğer yandan da işyerindeki çalışma koşulları ve güvenlik önlemlerine daha az para harcamak demektir. Bu da özelleştirme ve taşeronlaştırma ile mümkün olmaktadır.

Yani özelleştirmeleri ve taşeronlaştırmaları savunanlar, işyeri denetimlerini yapmayanlar ve yaptırmayanlar, Tayyip Erdoğan’lar ve diğerleri; yaşanan ölümlerden sizler de sorumlusunuz.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.