• BIST 89.282
  • Altın 145,428
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • Trabzon 9 °C

İLKLERİN KADINI HAYRÜNNİSA GÜL!

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Denir ki niyet hayr olmadıkça, akıbette hayr olmazmış.

Samimiyet ve inanmak kapıyı açan anahtardır.

Samimiyetsizlik içten olmama halidir. Rol yapmaktır. Karşındaki kişinin sana inanmaması durumudur.

Yıllardır türbanı konuşuyoruz. Yıllardır türban için mücadele eden insanların itiraflarını dinliyoruz. Sonuca ulaşıldı mı? Kısmen. Ama geldiğimiz nokta çok da samimi değil.

Türban bir dini hadiseden çıkıp, siyasi simge haline gelmiştir deniliyor. Doğru mu? Son dönemde yaşadıklarımız ve gördüklerimiz bu savı doğrular nitelikte.

Ekranlarda, sosyal medyada bazı başı örtülü kadınların söylediklerini ve savunduklarını izledikçe inanın utanıyorum. İşte bu yüzden türban siyasi simge haline gelmiştir denilebilir. Çünkü söylenenler ve savunulanların dinle hiçbir ilgisi yoktur. Dindarları tenzih ederek yazıyorum. Gerçek dindar yani dini kurallara bağlı yaşayan, Allah’a inanmış ve bağlanmış en önemlisi de ayırım yapmayan insan bu ülkenin yüzünün akıdır. Gerçek başı örtülü kadın bu ülkenin çivit mavili kadınıdır. Çivit mavisi kadar saf, beyaz ve berraktır onlar. Ama kaç kişi kaldılar orası işte muammadır.

Bundan yıllar önce türbanıyla Üniversiteye gidememenin sıkıntısını yaşayan Hayrünnisa Gül Hanımefendi Türkiye Cumhuriyetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet etmiştir. Kendileri niyet etmiştir ve kararla, azimle, güvenle yürümüştür; Başörtüsü konusunu değiştirebileceğine inanarak. Ama tüm bunları yaparken ülkesine vuracağı damgayı hiç düşünmemiştir.

Olumsuz bilinçaltı kayıtları bazen insanı tutsak eder. Ve insanı yönetmeye başlar.

İçsel kızgınlıklarımızla hiçbir yere varamayız. İçsel öfkeler büyür ve kontrol edilemez hale gelirse tehlike sinyali verir ve hak aramaya başlarsın.

Tabii ki hak aramak herkesin hakkıdır.

Okumak da herkesin hakkıdır. Başörtülü ya da başörtüsüz fark etmez. Ama ülkesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet etmek kimsenin hakkı değildir.

Hele de eşi siyasetçi ise. Hele de sonradan First Lady olacağının sinyallerini almış ise…

Hayrünnisa Gül hep ilklere imza atmıştır. Öyle ki Çankaya köşküne türbanı ile çıkan ilk Cumhurbaşkanı eşidir. “Çankaya türbanı kabul etmez” diyen siyasetçilerin de üzerini kırmızı kalemle çizdirmiştir.

Ama Çankaya köşkünde hamamböceği, Kara Fatma ya da fare olduğu için ille de yeni bir saray diye tutturmamıştır. Baş kadın edasıyla misafirlerini köşkte ağırlamıştır. Üstelik de hiçbir sendrom yaşamadan.

Dedik ya Hayrünnisa Hanım ilklerin kadınıdır diye. Başka ne mi yaptı? Yıllarca Gül’e baş danışmanlık yapan Ahmet Sever yayınladığı kitabında çok özel sırlara yer vermiş. Bunlardan bir tanesi de kitapta First Lady’nin kendi kullandığı arabasıyla askeri kışlayı bastığıdır.

Evet kendi mücadelesi uğruna elinden geleni ardına koymayan bir kadın; Bence çok da güçlü bir kadın.

Hayrünnisa Gül Hanım aynı zamanda bugün tüm kadınların kanayan yarası çocuk gelinleri de en iyi anlayacak ve yorumlayacak kadındır. Çünkü kendisi çocuk dediğimiz yaşta evlilik yapmıştır. Peki bu konuda ne yapmıştır? Hiç bir şey…

AKP kanadından olup, sempati ile bakılan belki de tek kadın.

Hep tek ve ilk olmayı başaran kadın; Hatırladınız mı İngiltere Kraliçesini bile hayrete düşüren kadındır kendileri.

Onun için haklı olmak ya da haksız olmak gibi bir dava yoktu. Onun davası sadece kazanmaktı. Kazandı mı? Kazandı. First Lady oldu ve tarihe Çankaya köşküne türbanı taşıyan kadın olarak geçti.

O sadece hayatın gerçeklerini sanırım kurduğu hayallerle gerçekleştirmek istedi ama bu arada laik bir sistemde yaşadığımızı unuttu. Sayesinde öteki ve beriki kadınlar olduk.

Çabaları sonuç verdi mi?

Gözyaşları kurudu mu?

Kuşkuları son buldu mu?

Artık türbanlı gençler istediği her yere girebiliyor, gidebiliyor hatta okuyabiliyor.

Kendisi imkansızı mı başardı?

Artık huzurlu mu?

İlklerin kadını olmak zor zanaat; Misyon yükler insana. Beklenti yaratır.

Oysa dünyada benim bildiğim ve okuduklarımın doğrultusunda elli altı tane Müslüman ülke var. Bu ülkelerden de yalnızca Türkiye ve Endonezya’nın anayasasında laiklik ilkesi var.

Suudi Arabistan’da kızlar ve erkekler ayrı okullarda okur. Kadınları rahatsız eden olur diye kadınların araba kullanması yasaktır; Bizde ise serbest. Hatta başı örtülü kadınların kullandıkları arabaların markalarını ilk kez gördüğüm bile var. Ama nedense bu arabalara binen bayanlar çoğunlukla Laik sistemi istemeyenlerdir. Bu ne yaban çelişki değil mi?

Pakistan’da zaten kadın olarak doğmak çok korkunç; Kırsal kesimde feodalizm hakim ve kadınların hiçbir hakkı yok. Aslında bizde de kırsalda üç aşağı beş yukarı aynı. Başörtüsü için mücadele eden First Ladyler bu konuda nedense dut yemiş bülbüle döndüler.

Afganistan’da ise ailelerinden bir erkek olmadıkça bir kadının sokakta yürümesi yasak; Evet laik sistemi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edenlere ve ekranlarda olur olmadık saçma ve de sapan sözler edenlere, olmasaydın da olurdu diyenlere, reklam arası verenlere, Atatürk’e hakaret edenlere küçük bir hatırlatma yapayım dedim… Siz eğer konuşabiliyor, mücadele edebiliyor ve özgürce ülkeni şikâyet edebiliyorsan laik olduğundandır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Güzellik salonu beğenilmedi!
  • MHP büyüyecekmiş!
  • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.