• BIST 107.217
  • Altın 140,822
  • Dolar 3,5243
  • Euro 4,0982
  • Trabzon 24 °C

İnsanın Kırmızı Çizgileri

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

İnsanların tahammül sınırı yaş ilerledikçe olgunlaşır derler. Yaş insana belki öğrenmeyi öğretiyor ama her konuda olgunlaşmayı değil…

Tahammül, yani sabır bence insanlık vasıflarının en kıymetlisi; Ama gözlemlerim Türk insanın dört konuda tahammülsüz ve sakin olmadığını ortaya koyuyor. Din, siyaset, futbol ve etnik köken. İnsanlar bu konularda üstün sabrını gösteremiyor, birbirlerine katlanamıyor ve kırıcı oluyor. Önceden sadece din ve futbolla sınırlı olan tahammülsüzlük sınırı siyaseti de içine alınca arkasından etnik ayrımcığı getirdi.

Aslında bu dört ana başlık insanı uygar olmaktan alıkoyan ana başlıklar. Din, Allah ve kul arasında yaşanması gereken bir kurallar silsilesi ise; bize ne üçüncü şahıslardan.

Türkiye’de dini koruma adına yapılan zararlar, beklenen faydaları da ortadan kaldırdığı gibi insanlığa kaygı yaşatıyor. Birilerinin koruduğunu zannettiği “din” aslında şu anda korumasız durumda. Birilerinin kendine göre fetva vermeleri ve yalanları ise insanları dini iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı, çirkini ve güzeli ayırt etmekten alıkoyuyor.

Aslında insan neye inanırsa onun peşinden gider(miş). İnandığın neyse odur ışığın ve kurtarıcın. İnancı yaşamanın da yeri ve zamanı vardır. İnsanların gözüne sokarak, bilinçsizce, şuursuzca yapılan inanç zarardır, tehlikedir, yobazlıktır, bağnazlıktır.

Siyasetin dinle iç içe geçmesi, Devlet kurumunun tarafsızlığını ortadan kaldırıyor. Vicdan hürriyeti ve ibadet hürriyeti kavramları maalesef günümüzde din hürriyetinin olmadığını gösteriyor. Siyasetin ılımlı İslam modeli ile yönetiliyor olması zaten laiklikten uzaklaştığımızı avaz avaz bağırıyor.

Futbolda ise birbirine tahammülü olmayan taraftar güruhu davranışları ile iyice amacını şaşmıştır. Futbol da artık siyasetin oyuncağı olmuştur.  Babadan oğula geçen futbol taraftarlığı güçlüden yana tavrını kullanınca futboldaki aile bağını da yitirmiştir.

Taraftarlığın tanımı, başka kulüplere duyulan nefretin kendi takımına tutkuyla bağlanması ise; bu fanatizmin ta kendisidir. Bugün ülkemizde fanatizm baş göstermiştir. Beraberinde de tahammülsüz taraftarları getirmiştir.

Artık futbolda olduğu gibi siyasette ve dinde de taraftarlık boy göstermiştir. Taraftarlar kutuplarını belirleyip savaş kıyafetlerini giymiş durumda. Taraftarlık aslında bugün çok acı ama gerçekleri görmekten uzak güçle doğru orantılı giden bir trajedi.

Bir tek futbolda, etnik köken karmaşası yoktur. Hiçbir kulüp etnik köken gözetmez.

Aynı halk ve aynı kültürel bağları taşıyan, aynı tarihi sahnede rol almış insanların kutuplara ayrılması günümüzde “etnik köken” ya da “etnisite” diye adlandırılıyor. Bireylerin oluşturduğu etnik kimliklerde en önemli faktör farklı görmek yani “öteki” dürtüsüdür. Oysa hepimiz aynı toprakların insanıyız. Ama bizden olmayan tahammülsüzlüğü karşı tarafa olan sabrı tüketiyor.   

Ötekileştirilenler yalan olan ve yabancılaştırılandır. Bugün ülkemizde Türk’üm diyebilenlerin yabancılaştırılması örneği sanırım bu olaya en güzel örnek olsa gerek. Oysa Selçuklu ve Osmanlı bir Türk devleti değil miydi?

Emperyalizmin yarattığı başkalaştırma ne ilginçtir ki bugünlerde Globalizm ile tek bayrak, tek dil ve kültür çatısı altında birleşmeyi öngörüyor. Başbakan da aynı dili konuşmuyor mu? Hepimiz “tek din, tek dil ve tek bayrak” altında buluşacağız diyerek… E hani biz Kürt, Türk, Laz diye kutuplara ayrılmıştık. Haritada yerler beğenilmişti. Ne oldu?

Evet dinimizle oynandı, kimliklerimizle oynandı, siyasetimiz nasıl bir hal aldı çözmekte zorlanıyoruz, bugünlerde ise futbolumuz bulandırılıyor. Kulüpler arasına nifak sokup, kardeşlerimize düşman oluyoruz. Bugünün düşmanları, insanlara kök söktürerek ve insanların canını acıtarak ve başkalaştırarak savaşlarını yapıyor.

Hep bir düşman yaratılmıştır, ama bugünlerde yaratılan düşmanlar vampir, şeytan, cadı gibi hayali düşmanlar değil, kanlı, canlı ama çok daha tehlikeli olan “insan.” Günümüzde iyi ve kötülerin, siyah ve beyazların, Hıristiyan ve Müslümanların, Petrol ve yer altı madeni savaşlarında hep onlar kazanıyor.

 “Birbirimize tahammül etmeye, sabretmeye, hoş görmeye başladığımızda insan oluruz.” Renklerin bir arada güzelliğini görebildiğimizde, farklı dillerin kültürünü anladığımızda, dinlerin hoşgörüsünü, mezheplerin farklılıklarından doğan çok sesliliği görebildiğimizde, ahengin ve uyumun bir arada olmazsa olmaz olduğunu anladığımızda insanoğlu oluruz. Aslında çok zor değil, değil mi? Sadece tahammül… Sonrası zaten insan-ı Kamil o da bizi aşar.   

***

“Veda” toplantısında Mustafa Akçay, “Trabzonspor’un ‘Beyaz Trabzonluların’ bakışı ve işleyişe müdahil şekli onu yönlendirme biçimi hepsi değişmeli. ‘Beyaz Trabzonluların’ bakışı ve yönlendirme biçimini yeniden gözden geçirmek gerekir” sözündeki altı çizili olan “Beyaz Trabzonlu” sıfatı ise Trabzonspor’da bazı isimlerin, bazı oyuncuları değersizleştirdiğinin ve ötekileştirdiğinin en güzel örneğidir. Bakalım Hami Mandıralı Hoca renklerin dilini ve kendine özgü anlamlarını nasıl algılayıp, taraftara sunacak. Şimdilik Maşallahımızı diyelim de…

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.