• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Trabzon 5 °C

IŞIKLARLA YARIŞMAK

Ali Rıza Keskinalemdar

38 bin feet yükseklikte, bulutların üzerinde, saatte 850 kilometre hızla uçmaktayken…

Doğudan batıya…

Gün, akşama doğru iyiden iyiye yol almışken…

Henüz gökyüzünün açık mavisi laciverte dönmemişken…

Ufuk çizgisinde…

Kalın, siyah bir çizginin üstünde sarı sarı açmış katırtırnaklarının yeşilden kahverengine dönmüş dallarını aydınlatırcasına…

Turuncudan kızıla, küf yeşilinden kül rengine kadar, küçücük bulut kümeleriyle toprak üstünde duran kocaman bakır taslar içindeki meyvelere benzeyen bir renk cümbüşünü, kuzey ışıklarına bakar gibi hayranlıkla izlerken…

Bütün bunlardan gözünüzü ayıramazken, güneş battıktan sonra, bir noktadan çıkıp batıya doğru giderken, günün ışıklarıyla yarışılabileceği hiç aklınıza gelmiş miydi?

***

Işıkla yarışmak olası mıydı?

İlkin hangi sınıfta öğrenmiştik, Dünya’nın Güneş etrafında saatteki dönme hızını?

Kaç defa unutmuş, kaç defa anımsamaya çalışmıştık, kim bilir?

Ya ışık hızının ne olduğunu?

Yerkürenin kuzeyden güneye 360 eşit parçaya bölündüğünün varsayıldığını ve her bir parçasına meridyen denildiğini, her meridyenin ekvatoral genişliğinin 111 km, arasındaki uzaklığın da 4 dakika olduğunu, mesela çocuğunuza ders çalıştırırken yeniden anımsadığınızda, kendinize hiç “aferin” çektiğiniz olmuş muydu?

***

Dünya’nın dairesel çapı 40 bin km idi ve buna bakarsanız saatte yaklaşık 1600 km kat etmeliydiniz ki aynı ışıklarla yola devam edebilesiniz. Oysa uçaklarda henüz bu hıza ulaşılabilmiş değildi!

Ancak nerede, hangi mevsimde uçtuğunuz da önemliydi. Zira Ekvatordan Kutuplara doğru gidildikçe meridyenler arası daralmaktaydı.

Yaz mevsiminde, en uzun gününde takvimin, kuzey yarımkürede kutuplara yakın bölgede uçma olanağınız bulunsaydı; hiç kuşkusuz ışıkları ıskalamadan yolunuza devam edebilirdiniz.

Bu, mesela ışıkla yarışabilmenin kuzey yarımkürede yaz mevsimi yaşanırken ancak Ekvatordan yukarılara doğru çıkıldıkça olası olabileceğini anlatırdı elbette…

***

Kısaca, her şey göreceliydi!

Nerede durduğunuza, nasıl gördüğünüze, nereye baktığınıza bağlıydı.

Acılar da öyle!

Sevinçler de…

Ateş düştüğü yeri yakıyordu… Cenaze evi, cenaze eviydi… Düğün evi de düğün eviydi sonuçta!

***

Son günlerde dilime doladığım Murathan Mungan’ın güzel dizeleriyle bitirelim:

Hani erken inerdi karanlık

Hani yağmur yağardı inceden,

Hani okuldan, işten dönerken,

Işıklar yanardı evlerde,

Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken

Mevsimler kimseyi dinlemezken,

Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,

Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,

Hani oyunlar tükenmemişken,

Henüz kimse bize ihanet etmemiş,

Biz kimseyi aldatmamışken,

Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,

Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,

Daha biz kimseye küsmemiş,

Daha kimse ölmemişken,

Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski

Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden

Geçen geçti,

Geceyi söndür kalbim

Geceler de gençlik gibi eskidendi

Şimdi uykusuzluk vakti.

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
  • MHP’de iki çift bir tek!
  • TFF Trabzonspor’u haraca bağladı!
  • Fevzi Hoca’nın misafirleri!
  • ‘Evet’ platformu için işadamlarına baskı!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.