• BIST 105.026
  • Altın 162,753
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • Trabzon 5 °C

İŞİMİZ GÜCÜMÜZ BAŞKASI

Gürol Ustaömeroğlu

Ortaokul sıralarında, ülkemizin henüz siyah beyaz ve tek kanallı televizyon yayınına sahip olduğu yıllarda televizyonda Avrupa Kupaları veya liglerine ait futbol maçlarını izlerdik. Daha o yaşlarda en dikkatimi çeken şey her takımın kendi taktiği ile oynadığı ve oyunun insana müthiş keyif ve huzur verdiğiydi. Taktikler bugün yapıldığı gibi karşısındakini oynatmama üzerine değildi. Paslar yerden bilardo oynar gibi sert ve hedefini hiç şaşırmadan verilirdi. Bugün futbol, voleybol veya basketbol gibi oynanıyor. Nedense topun yere indiği yok.
Sevgili okurlar yanlış anlamayın bu yazı bir futbol yazısı değildir. Bunu hemen belirteyim. Sadece konuya futbol ile bir ironi yaparak başlamak istedim o kadar.
Geçenlerde bir futbol müsabakasını izlerken yukarıdaki anılarım gözümün önüne geldi. Yıllar geçtikçe anladım ki her şeyde olduğu gibi futbolda da mesele kendimizin ne yaptığı değil başkasının ne yaptığı olup çıkıvermiş. Birkaç örnekle devam edelim;

    •    Teknik direktörlerin maç öncesi veya sonrasında yaptıkları yorumların çoğunda şu cümleyi duyarsınız; “Öncelikle rakibimizi oynatmak istemedik. Bütün kurgumuz rakibin oyununu bozmak üzerine idi. Bunu da başardık”… Yani anladık ki en iyi taktik rakibini engellemektir.
    •    Eskiden Ahilik Kültürü vardı. Mesele esnafın rızkını korumak üzerine idi. Bugün ise mesele başkasının rızkını engellemek üzerine kuruludur. Bir sokakta bir esnaf işyeri açar. Bu esnafın işleri meraklı gözlerle bir süre izlenir. Bir bakmışsınız ki 3 ay sonra bu işin aynı farklı kişilerce aynı sokakta açılıvermiş. Yani en iyi iş komşunun işidir.
    •    4000 yıllık bir kentte yaşıyor olmamıza rağmen 4000 yıllık bir kentin mimarisini örnek almayan mimari ürünlerin yaratıldığı bir kentimiz var. Modern mimari adı altında ortak malzeme kardeşliği ile bir mimari ürün 8 ay sonra 8 defa küçük değişikliklerle tekrarlanabilmektedir. Yani en iyi mimari proje rakibinin projesidir.
    •    Kadınlarımızın ev dekorasyonları tamamen komşusu veya arkadaşının ne yapmış olduğu ile direkt ilintilidir. Yani mesele bir bilene sormak değil, arkadaşının ne yapmış olduğu ile ilgilidir. Yani en iyi dekorasyon arkadaşının dekorasyonudur.
    •    Yasaklar çiğnendiğinde “O yaptı ben niye yapmayayım” denir. Yani en iyi savunma emsal gösterilen savunmadır.
    •    Otomobil kullanıyorsunuz. Seyir halinde iken bütün dert gidilecek hedeften ziyade diğer otomobillerle mücadele haline geliveriyor. Yani en iyi sürüş diğer sürüşleri engellemektir.
    •    Siyasette hiç kimse kendi projesini tartışmaz. Bütün mesele rakibinin projesini tartışmaktır. Yani en iyi siyaset dedikodudur.

Bu örnekleri sizler devam ettirebilirsiniz sevgili okurlar. Göreceksiniz ki hayatımızı kendimiz değil diğer insanlar yönlendiriyor.


İLK DEFA DUYUYORUM

Geçen hafta Eski Bakanlarımızdan Sayın Faruk ÖZAK’ın yemekli toplantı davetine icabet ettik. Toplantı bir siyaset toplantısı olmasına rağmen verilen sosyal ve kültürel mesajlar dikkat çekiciydi.  Özellikle Sayın ÖZAK’ın uzun konuşması içinden iki mesajı ilginçti. Şüphesiz ortak kaygı Trabzon’du. Trabzon üst başlıklı bu iki mesajı bugüne kadar siyaset insanlarından duymadığımı ya da yok denecek kadar çok nadir duyduğumu belirtmeliyim.
İlkinde şöyle dedi Sayın ÖZAK;
“Trabzon’un ruhu kültür ve sanattır. Yol, su, yapımı vs bunlar et ve kemiktir. Ama ruh kültür ve sanattır.”

Sevgili okurlar kültür ve sanat siyasette çok duymadığımız bir olgudur. Trabzon’un geleceğinde fiziki yapımların yanında en az hatta daha fazla kültür ve sanatın olması kaçınılmazdır. Medeniyet salt ticaret değildir. 4000 yıllık bir kentin geleceğinin kültür ve sanat eşliğinde oluşturulması aynı kentin medeniyet dünyasındaki yerini altın harflerle yazdıracaktır.
Her şeyden öte bu kentin geçmişinden gelen miras bu geleceği hak etmektedir.

Sayın ÖZAK ikincisinde de şu mesajı verdi;
“Trabzon ilkler kentidir. İlkler kentinde kişiler ve olaylar değil fikirler tartışılmalı ve konuşulmalıdır.”

Değerli okurlar hakikaten böyle değil mi? Bakınız yazımın ilk bölümünde birkaç örnekten mesaj vermeye çalıştım. İşimizi gücümüzü bırakıp diğer insanları tartışıyoruz. Dedikodu hatta gıybet yapıyoruz. Halbuki empati yapmaya çalışıp tartıştığımız insanların fikirlerine yoğunlaşmak medeni bir hareket olmaz mı?
Trabzon gibi 3 kişinin bir araya gelip bir işi kotaramadığı bir kentte fikirlerin konuşulup tartışılması, tartışıldıkça geliştirilmesi bu kentin geleceği için olmazsa olmazımızdır.

29 EKİM VE BARIŞ

Yarın Cumhurun Bayramını kutlayacağız. Çocukluk ve gençliğimiz bayramlarda savaş araç ve gereçlerini tanıyarak geçti. Halbuki bu bayramı bize armağan eden Yüce Atatürk “Yurtta sulh, cihanda sulh” derken bir mesaj veriyordu. Umuyor ve ümit ediyorum ki ülkemiz geçen her gün Atatürk’ü daha iyi anlayacak, çevremizdeki ateşten çember içinde Atatürk’ü daha iyi özümseyecektir. Buna inancım sonsuzdur. Dolayısı ile bayramlarımızın da barış nutuklarının atıldığı, horonların oynandığı, halayların çekildiği, zeybek havalarının çalındığı, dansların yapıldığı ortamlarda kutlanması Atatürk’ün mesajına sahip çıkmanın ilk adımı olacaktır.
Cumhuriyet Bayramınızı kutluyor, Başta Yüce Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimizi minnet ve rahmetle anıyorum.

ÜLKEM İÇİN HAYIRLISI OLSUN

Sevgili okurlar kısmet olursa gelecek yazımız seçimlerin yapılıp sonlandığı bir ortamda olacak. Bu seçimlerin ülkem için hayırlı olmasını diliyorum. Hangi sonuç çıkarsa çıksın bütün siyasetçilerimizin o sonuçtan gerekli mesajı alması ve yine ülkem için gereğini yapması temennisinde bulunuyorum.

Haftanız mutlu geçsin.
Hoşçakalın.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.