• BIST 106.926
  • Altın 151,365
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Trabzon 15 °C

KAÇ KAÇ NEREYE KADAR?

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Kaç kaç ta nereye kadar?

İnsanlık daha ne kadar alicenaplık gösterecek bu kaçış yaşayanlara?

Önce ülkeleri din faktörü ile birbirine düşürüyor, sonra iç savaş çıkarıyor ve sonra da o ülkelerin insanları rahat yaşayabilmek ve var olan tek ömürleri için sürekli kaçıyorlar.

Kimden kaçıyorlar?

Kapitalizm denen canavarın çıkardığı fırtınadan.

Sonrada denizde fırtınaya kapılıp alabora oluyorlar. Ve ailecek yok oluveriyorlar.

Bir arkadaşım ‘keşke kendi ülkelerinde kalıp savaşsalar hiç değilse kendi ülkeleri için mücadele ederken ülkeleri için şehit olurlardı’ dedi.

Bu insanlar ülkelerinde nasıl bir eziyet yaşıyorlar ki hep kaçıyorlar.

Peki nereye kadar bu kaçış?

İnsanlar başka diyarlarda başka hayatlar arıyorlar.

Artık güneşli günleri geride bırakan mülteciler kendi güneşlerini arıyorlar.

Ülkemize hiçbir katkısı olmadan, topraklarımızda ahlaksızlık, terör, tehdit gibi olaylara karışan insanlar gerçekten kimdir?

Sahiden vatanlarındaki zulüm, işkence, savaş ve açlıktan kaçan mağdur insanlar mıdır?

Eğer öyle ise neden dünya onları istemiyor?

Zulüm görmüş insan mazbut olmaz mı?

İnsan sömürülmeden rahatça yaşayabilmeli öz topraklarında.

Yabancı gibi değil, öz evlat gibi…

Bireylerin ya da toplumların bir takım sebeplerle insan hakları ihlalleri ile karşılaşmaları insanlık boyunca var olmuştur.

Olacaktır da…

İnsanlık tarihinin en büyük ve en utanç verici olaylarından biri Ortadoğu kaosudur.

Farklı ülkelere dağılmış, finansal zorluklar yaşayan bu insanların en büyük acısı vatansızlıklarıdır.

Vatanlarına dönüşlerini bir an önce arzu ettiğim Suriyelilerin bize eziyetleri de umarım son bulur.

Bizim derdimiz bize yeter de artar bile.

Güneydoğu, büyükşehirler, ülkenin doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi her yer tehdit altında.

Bunun üzerine bir de Suriyeliler eklenince işte bu çok büyük bir paradoks.

Bugün için mağdur kimdir?

Tabii ki T.C halkıdır.

Dağların dili olsa da konuşsa; Birçok kötü zihniyetlere mültecilere hep sığınak oldu.

Güvensizlik her yeri sarmış durumda.

Kutsal din duyguları, din kardeşliği ile ülkemiz ters yüz olmuştur.

Ben soruyorum “Kendi topraklarında sığınmacılardan daha çok güvenlik zaafı altında olan bizler değil miyiz?”

Kim cevap verir bilemem?

Zorluklarla karşılaşanlar hangi psikoloji ile ayakta kalabilirler?

İnanç kişinin psikolojisini nasıl etkiliyor? Eğer olumlu ise biz o zaman neden mutsuzuz?

Bağdat’ın Sirenleri adlı kitapta, “Arap dünyasında onur, şah damarı gibidir. Onursuz yaşanmaz. Yoksulun yegane serveti budur. Onuru elinden alındığında kendi ve başkalarının gözünde bitmiş demektir?”

Bu durumda bize mülteci edenler Arap değil mi acaba?

Türkiye Mülteciler konusu ile çok tehlikeli bir oyunun içerisindedir.

Keşke 1933 yılında ülkemize sığınmak isteyen Albert Einstein ve yanındaki kırk alimi ve profesörleri kabul etseydik. Belki bugün farklı günler yaşardık…

Kim bilir?

 

23 NİSAN

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu ve mutlu olsun. Küçücük yaşta bayramlarını unutan çocuklar ulusal bayramlarımız dışında öğrenmemesi gereken her şeyi öğrendi ve gördüler. Oysa bayramdır çocuklarımızın hakkı. Kendinize iyi bakın çocuklar. Sağlık, huzur, mutluluk ve bayramlar sizinle olsun. Belki bugün değil ama yarınlarda inşallah yeniden bayramlarımızı kutlarız… Bir çocuk büyür ve dünya değişir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.