• BIST 99.292
  • Altın 237,746
  • Dolar 6,1768
  • Euro 7,2717
  • Trabzon 20 °C

KADIN OLMAK

Yıldız KARAAĞAÇLI ALİYAZICIOĞLU

     Cumhuriyetin ilk yıllarında laik hukukun benimsenmesi ile kadınlar eğitim, çalışma ve siyaset gibi kamu alanlarında yer almaya başladı.
    Atatürk’ün öncülüğünde hazırlanan kanunlarla Türk kadının toplumda ve aile içerisinde erkeklerle eşit haklara sahip birer birey olması sağlandı.
   1924 yılında kabul edilen eğitimi tek çatı altında toplayan Tevhid-i Tedrisad Kanunu ile kadınlar erkeklerle eşit eğitim imkanlarına kavuşturuldu.
  1926 yılında kabul edilmiş Türk Medeni Kanunu ile kadının aile içerisinde ve birey olarak toplumda erkeklerle eşit hale gelmesi sağlandı.
  Türk kadınına, 1930 yılında yerel 1934 yılında da genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı kazandırıldı. İsviçre’ de bu hak kadınlara 1971yılında verilmiştir.
   Dünya Ekonomi Forumu’nun 2017 Yılında düzenlediği ‘kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlik oranı’ raporunda yer alan 144 ülke arasında; maalesef Türkiye 131. sırada, Suudi Arabistan 138. İran 140. sırada yer alıyor.
    Ne acı ki;  dünyada bu sıralamada  en gerilerde olan  Orta Doğu ülkeleri. Geçtiğimiz yıl 130. sırada yer alan ülkemizde kadınların iş gücüne katılımı   yüzde 33’den yüzde 36’ya yükselmiş  ancak iş gücüne katılım arttığı halde cinsiyet eşitsizliği sıralamasında geriye düşmemizin sebebi kadınların ev ve bakım işlerinde yer alması.
    TÜSİAD ve Kadir Has Üniversitesi öğretim üyeleri işbirliğiyle oluşturulan komisyon geçtiğimiz günlerde televizyon dizilerinde toplumsal cinsiyet eşitliği mevcut durum araştırması yaptı. Çıkan sonuçlar yine vahim!.
   Türkiye’de ulusal televizyon kanallarında yayınlanan popüler dizilerde yapılan araştırma bulguları kısaca şöyle;
   ‘’Kadın gibi olmak’ kadınlar için bile aşağılama ifadesi olarak kullanılıyor. Kadın karakterler kalıplara sıkışıyor ve hep fiziksel özellikleriyle ön plandalar. Kadınların iş hayatında görünürlüğü yok denecek kadar sınırlı. Kadın karakterlerin yüzde 80’ni iş dışı mekanlarda. Ağlama, hüzün içeren sahneler yüzde 73 kadınlar için. Şiddet ve tehdit içeren sahnelerin yüzde 79’u erkekler için yazılıyor. Kadınlar zayıf karakter olarak anlatılıyor. Erkeklerin aksine bütün kadın karakterlerin medeni durumu biliniyor. Dul ve boşanmış kadın karakterlerin aynı medeni durumdaki kadın karakterlerden 5 kat fazla. Erkekler babalık rolünde görünmüyor.’
      Ülkemizde son yıllarda hızla artan kadına yönelik baskılayıcı, aşağılayıcı, dışlayıcı, şiddet ve taciz içerikli davranışların hiçbiri kabul edilemezken ve bunlarla mücadelede hukuki süreçler titizlikle takip edilmesi gerekirken çokça izlenen tv dizilerinde de kadına ve erkeğe verilen roller ne yazık ki bu yaşananları destekler durumda.
    1900’lü yılların başlarından itibaren başlayan kadınların erkeklerle toplumda eşit haklara sahip olma mücadelesinde, Türkiye’ de kadına verilen haklar birçok  Avrupa ülkesinden önce gelmekte.
   Ancak bugün ülke olarak Avrupa’nın çok gerilerinde kalmışız. Ne kadını şiddet ve tacize karşı koruyabilmişiz ne de kadına erkeklerle eşit olabilecek iş imkanı sunabilmişiz.
   Kadını hor gören, aşağılayan, duvarlar arasına hapseden, şiddete ve tacize maruz kalan kadını yasalarıyla korumayan bir toplumun gelişebilmesi, huzur bulabilmesi mümkün değildir.
  Toplumsal cinsiyet eşitliğinde öncelikli zihniyetler değişmeli her birey ve her kurum  ‘eşit haklar’ zihniyetine hizmet etmeli ki; fedakarlığının, emeğinin, yapıcılığının, sabrının, şefkatinin karşılığını çoğu kez bulamayan kadınların sesi  olsun.
    Duygularının gücünü her hücresinde taşıyan kadınlara hak ettiği değeri verebilen bir toplumda yaşamak ümidiyle.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.