• BIST 96.400
  • Altın 144,450
  • Dolar 3,5644
  • Euro 4,0031
  • Trabzon 13 °C

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Ö. Faruk Altuntaş

Gün geçmiyor ki, kadına karşı işlenmiş bir vahşet ile sarsılmayalım. Sokakta ya da işyerindeki tacizden, sevgilisinin dövdüğü kadın haberlerine, boşanmak istediği ya da boşandığı eski eşinin, çocuklarının yanında onlarca bıçak darbesi ile öldürdüğü kadın haberlerine kadar çeşit çeşit saldırganlık örnekleri sıradanlaştı.

            Kuşkusuz şiddet ve saldırganlık örnekleri sadece kadınlarla ilgili değil. İçinde yaşadığımız toplumun bir temel açmazı olarak şiddete düşkünlükten söz edersek, abartmış mı sayılırız? Hiç sanmıyorum.

            Maç çıkışında rakip taraftarları sıkıştırıp dövenlerden, bıçaklayanlardan mı söz edelim; aynı yurtta kaldığı okul arkadaşını, sadece farklı düşünce ve aidiyetinden dolayı döven, öldüren öğrencilerden mi söz edelim?

            Sokakta biri ötekine yan baktı, omuz attı diyerek birbirine kurşun sıkanları mı ele alalım; arabasını park etmek ya da birbirine yol vermek için başlayan tartışmanın kanlı bıçaklı kavgaya dönüşmesini mi ele alalım?

            Ailede, okulda, sokakta, işyerinde, hastanede, siyasette…; şiddet, toplumun bütün katmanlarında, bütün hücrelerinde.

            Şiddet toplumsal bir sorunumuz. Şiddetin,  hem toplumsal yaşamdan, hem de siyasal yaşamdan uzaklaştırılmasına özel önem vermek gerekiyor.

            Ancak, ille de kadına karşı şiddetin geldiği yaygınlık ve büründüğü vahşet, kadın ve şiddet konusunda hepimizi yeniden ve yeniden düşündürmeli.

                                                                 ***

            Büyük şair Nazım Hikmet’in  sözleriyle; “Ve kadınlar, /bizim kadınlarımız: /korkunç ve mübarek elleri, / ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle / anamız, avratımız, yarimiz / ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen / ve soframızdaki yeri / öküzümüzden sonra gelen” kadınlar.

Kadına karşı şiddetin yaygınlığı, sorunun özünün, toplumsal kültürümüzle ilişkili olduğunu gösteriyor.  Çoğu kez kadınların da kullandıkları “Erkek, döver de sever de” deyişine içkin olan “eşitsizlik” ve “erkek egemen kültür” sorunun temel kaynağıdır.

“Kadın” ve “Erkek”lerin eşitliği, amasız fakatsız benimsenmelidir. Kadın ve erkeğin eşit olduğu anlayışından uzaklaşıldıkça, derece derece kadına karşı şiddet normalleşir; kadın ve erkeğin eşit olduğu anlayışına yaklaşıldıkça, şiddet ortadan kalkar ya da azalır.

Kadın – erkek eşitsizliği, sadece evli eşler arasında değil, kardeşler arasında da sorundur.

Sorunsuz görülen kardeşlik, sıra mirastan pay almaya gelince, iki kaful fındık için ortadan kalkabiliyor, hatta sıra şiddet tehdidi ve şiddete kadar varabiliyor. Kardeş olmak sorunu çözmüyor. Bu nedenledir ki eşitlik savunulmalı: Kız kardeş – erkek kardeş arasında eşitlik, karı – koca arasında eşitlik ve toplumda kadın – erkek arasında eşitlik. İlle de eşitlik.

                                                ***

Eşitlik kavramı, önce düşence olarak oluşturulmalı, sonra bilinç haline dönüşmeli ve en sonunda bir kültür olarak davranışımızı belirlemeli.

İçinde yaşadığımız coğrafyanın kültürü, her konuda, ama en çok da kadın - erkek konusunda eşitsizlikle malul. Cumhuriyetle birlikte epeyce yol alınmasına karşılık, gelinen aşamanın çok yetersiz kaldığı açık. 

İddialar “Fıtrata” dayandırılarak, kız çocuklarının okula gitmesi hala sorun olabiliyor; kadının görevinin evde çocuklarına bakmak ve kocasına hizmet etmek olduğu söylenebiliyor; 7-8 yaşındaki çocukların evlendirilmesinden utanmadan söz edilebiliyor. Erkek egemenliğine ve eşitsizliğe dayalı kültür, Fıtrata atıf yaparak,“kadını” erkeğin malı olarak, en iyi ihtimalle “Emanet” olarak kabul ediyor. “Emanet”in başına gelenleri de ibretle seyrediyoruz.

Kültürümüze “eşitsizlik” egemen olunca, bugünkü iktidarın muktedirleri olarak Tayyip Erdoğan, “Makyaj yapan kadının kaportasının bozukluğu”ndan söz ederek kadınları aşağılayabiliyor; B.Arınç, “kadın iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak” diyerek, topluluk içinde gülmeyi kadına çok görebiliyor; Bakan Mehmet Şimşek, kriz zamanlarında daha fazla iş arayan kadınları işsizliğin artma nedeni olarak gösterebiliyor; Mecliste bir dönem İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı da yapmış olan Sakarya AKP milletvekili Ayhan Sefer Üstün, “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur” biçiminde açıklamalar yapabiliyor.

Nazımın deyişiyle, hiç yaşamamış gibi ölen, soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlar; hakkınız, size bahşedilmeyecek / lütfedilmeyecek, mücadele ederek kazanacaksınız. Ve mücadelenin başlangıç noktası eşitliktir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.