• BIST 107.041
  • Altın 143,194
  • Dolar 3,5623
  • Euro 4,1506
  • Trabzon 26 °C

Kamyoncularımız ve Kitap

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Geçen hafta içinde medyada gündeme gelen konulardan bir tanesi de Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarlarından Mine G. Kırıkkanat’ın İzmir’de kamyoncular ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklama oldu. Kırıkkanat; “Lütfen kamyoncu ve şoför esnafının grevine destek verir misiniz" diye yazan bir takipçisine, “Kamyoncular benim okurum değil... Onlar zaten kitap okumaz" diye yanıt verince bazı köşe yazarlarının tepkisini de çekmiş oldu.

Konu; özünde Mine Kırıkkanat’ın kamyoncular ile ilgili değerlendirmesinin dışında ve çok daha geniş kapsamlı sosyo-kültürel temeli olan bir konudur. Türkiye kendi tarihsel süreci içerisinde hemen her dönemde oldukça ağır çelişkiler yaşamış ve halen de bu çelişkileri yaşamaya devam etmekte olan özel bir ülkedir. Türkiye için her zaman dile getirilen “dinamik bir ülke” tanımının temelinde yatan unsur, ülkede yaşanmakta olan bu çelişkilerin zaman zaman tetiklediği toplum kesimleridir.  

Ülkenin aydın tabir edilen ve fikir üreterek toplumsal yapıya katkı sağlayan yazar-çizer kesiminin toplumun ağır emekçilerini hafife alma eğilimi, yeni bir şey olmadığı gibi, toplumsal çelişkiler azalmadığı sürece daha da devam edecektir. Gecekondularda yaşam sürenlerin, hiçbir zaman sınıf atlama fırsatını bulamayacaklarını bile bile, liberal esaslı sağ partilerin oy deposu olmalarına tahammül edemeyen aydınlar, bazen böyle dillerinin kontrolünü kaybediverirler. Yoksulu, işçiyi, emekçiyi, kamyoncuyu hafife alıp küçümseyerek; üzerlerindeki sorumluluktan kurtulmaya çalışırlar. İşte buna salon solculuğu ya da bilinen adıyla “burjuva çıkarcılığı” denmektedir.  

Ülkemizde Solun yaşadığı en temel sorunlardan bir tanesi de “kamyoncuların kitap okumama” dışavurumunda somutlaşan seçkinleşme refleksidir. Halen iktidarda bulunan AKP’nin bütün halk karşıtı politikalarını kamufle etmede kullandığı temel öge de işte bu konudur. AKP; yapmış olduğu özelleştirmeler ile, taşeronlaşma ile, “saraylaşma” ile yürütmekte olduğu kendi düzeninde kamyoncular ve diğer emekçiler ile yapmış olduğu bilinçaltı “kitap okumama” sözleşmesi ile oy almayı bugüne kadar başarmıştır. Seçkinci sol da bu tezgâha bile bile çanak tutmuştur. 

Esas konu bu ülkede kamyoncuların Mine Kırıkkanat’ın kitaplarını okumuyor olmaları değil, Mine Kırıkkanat gibilerin kendi yazmış oldukları kitaplarında Fransız elitlerinden alıntılara değil, bizim kamyonculara yer vermiyor olmalarıdır. İşte en güncel çelişkilerimizden bir tanesi de budur… O küçümsediğimiz kamyoncular; dağ taş dere tepe aşarak kazandıkları ile çocuklarına iyi bir eğitim aldırmak ve hatta çocuklarının ileride iyi birer yazar olmalarını sağlamak için alın teri dökmektedirler. Aydın bir insan bu ayrıntıyı asla kaçırmamalıdır. Yoksa Mine Kırıkkanat gibi boşluğa savrulur, dışlanırsınız.

 

FEN LİSELİ YAVRULARIMIZIN DEĞERİNİ BİLİYOR MUYUZ?

Yine bir TEOG travmasını daha geride bıraktık. Heyecan, kaygı, üzüntü, sevinç yaşayan orta okullu yavrularımızın en büyük hayali iyi bir lisede eğitim almaktır. Fen Lisesinde okuyabilmenin ayrıcalığını yaşamak hem aileler hem de çocuklar için önemli bir statü kazanmak ve geleceğe iyi hazırlanmak adına çok önemsenen ciddi bir konudur. Ben de yakın zamana kadar öyle olduğunu sanıyordum. Ama maalesef durum hiç de öyle değil.

Geçen günlerde çocuklarımın eğitim gördüğü bir Devlet Fen Lisesindeki öğretmen-veli görüşmelerine katıldım. Okulda öğrenim gören çocukların gözlerinde farklı bir ışık, konuşmalarında farklı bir dil, saygı, nezaket ve kısacası “zekâ” vardı. O güzelim yavrularımızın espri anlayışları ve davranışları diğer yaşıtlarından çok farklı ve sıra dışı olmakla birlikte Fen Lisesinde bir şeyler eksikti. 

Ülkenin ilk yüzde 2’lik diliminden bu okullara giren bu özel çocuklarımıza ne kadar değer verebiliyoruz, ya da gerçek anlamda Fen Liseli çocuklarımızı geleceğe iyi hazırlayabiliyor muyuz diye sormadan edemiyor insan. Öğretmenler iyi niyetli, okul yönetimi hevesli, çocuklar yeni bilgilere kolayca açık ve hazır… Ama eksik olan şey, devletin sahipliği. Üstün başarı göstererek o okullara giren çocuklarımızın yatakhane koşulları, yemekhane koşulları, spor ve sosyal etkinlik olanakları maalesef çok iyi değil. Komşu kentlerden gelmiş, ailelerinden uzakta okula teslim olmuş yavruların sağlık koşulları gerektiği gibi değil. Okulda ailelerin yerini alması gereken iyi bir sahip ya da bir “baba” ortada yok. Çocukların tek şansı hep aynı zekâ düzeyinde olmaları ve birbirlerini yetiştiriyor olmaları. Açıklarını birbirlerinden aldıkları feyz ile kapatıyor olmalarının dışında fazlaca bir kazanımları yok. Deneyimli öğretmenleri de önemli bir avantaj tabii.

İnsanın üzülesi, sahip çıkası geliyor. Dar gelirli oldukları her hallerinden belli olan o zeki çocukların bir kısmına yeterli cep harçlığı burs vermemek bu devlete gerçekten yakışmıyor. Fen Liseli çocukları devlet desteğinde sahiplenmenin bu ülkeye getireceği yarar anlatılmakla bitmez. Ama ortada destek diye bir şey kalmamış maalesef. Okul Aile Birliği sınırlı çabaları ile çözüm üretme yolunda ama yetersiz. Bizler üzerimize düşeni yapmaya hep devam ediyoruz, ama kendimi o çocuklara karşı her zaman sorumlu ve borçlu hissediyorum nedense. Belki de biraz fazla duygusalım, kim bilir…   

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.