• BIST 82.185
  • Altın 147,989
  • Dolar 3,8274
  • Euro 4,0748
  • Trabzon 6 °C

Kan bağı mı, gönül bağı mı?

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Sevgiyle ilgili ne çok yazı senaryo, şiir, şarkı, roman yazılmıştır. Hepsinde sevginin o ulaşılmaz gizemi aranmıştır.

 Romeo Juliet’e “ Kölen olmuşum senin, elden başka ne gelir. El, pençe duvarım ben, arzuna, buyruğuna. Geçirdiğim saatler baştanbaşa bir hiçtir, Sen istemezsen eğer hizmetlerim boşuna.

Nazım Hikmet “ Gözlerine bakarken, güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma. Bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum.”

Mevlana ise; “ Aşk sandığın kadar değil, yandığın kadardır.” Der.

Sevginin sıcaklığını, güzelliğini, zorluğunu, mutluluğunu ya da acısını anlatan onca yazı, replik ve filmler hep aklın erişemediği ve çözemediği sırrı arar, durur. Divane gibi…

Gerçek sevginin anlamı ne kadar çok kullanılırsa o kadar çok güçlü olurmuş.

Ferdin en önemli sevgi pınarı ailesidir. Ama aile her zaman insanın yanında olmuyor. Bu sayede sevgide yerini başka anlamlara bırakıyor. Bazen akrabam dediğimiz insanlardan sevgi, güven ve ilgiyi göremiyoruz. Öyle ki siyasi olarak desteklediği kişi veya kişiler sizlerin önüne geçebiliyorlar. Öncelikleri siyaseten siz değil, tuttuğu partinin öncelikleri oluyor. Akraba demek ki her zaman biyolojik bağ ile bağlandığın kişi veya kişiler olmuyor. Aslında bir zorunlulukmuş gibi sizin seçmediğiniz ama hep saygı göstermek zorunda olduğumuz bu şahıslar aynı zaman da en büyük darbe yediğimiz insanlardır.

Sevgilerini ve ilgilerini hep saklarlar. Aslında biyolojik olarak yakın ama bir o kadar da uzak ne çok akrabamız vardır.

Kesintisiz olarak her gün siyasetin konuşulduğu bir ülke de doğal olarak akraba da akrabaya düşman olabilir.

 Bir yerde okumuştum sanırım Woody Allen söylemişti, “Akraba” ile ilgili bölüm, birilerinin eklemesi miydi bilmiyorum ama çok hoştu:

“Dünyanın en gelişmiş bilgisayarının beyni, bir karıncanın beyni kadar bile sofistike değildir. Burada karınca yerine akrabalarımızın birçoğunu da örnek verebiliriz. Ama neyse onlara aile düğünleri ve bazı özel günler dışında da katlanmak zorunda değiliz.”

Bence de doğru olan bu. Başbakana ya da siyasi partisine benden daha çok değer veren bir akraba sadece lütfen soyağacında saklı kalsın.

Ya tutuğu takımın renklerini dostundan, arkadaşından daha yukarılarda tutan insanlara ne demeli. Ne kadar yakın olursa olsun, adı üstünde “arkadaş” demek, üzen demek değil miydi? Sevgiyi çabuk kaybeden bu tarz arkadaşlıklar, pişmanlığını da uzun yıllar beraberinde getirir. Yani kısaca bazı insanlar için tutuğu takım arkadaşından çok daha kıymetlidir.

İnsanların inandığı ve güvendiği ışığın peşinden gitmeleri onları mutlu eder. Ama dini inançları ağır basan insanların Alevi, Suni gibi mezhepsel ayrımcılıkları ise bazen çocuklarını bile kırmalarına sebep olur. Alevi bir gence aşık olan bir genç kız ailesi tarafından ötekileştirilebilir. Oysa ki karşındakini kırmamak adına inançlarını savunmak arasında ki çizginin nereden geçtiğini bilmek gerekir. Mezhep ya da dini ritüeller çocuğunun kalbini kırmamalı…

Bir kadın hiçbir zaman başka bir kadının dostu ya da önceliği olamamıştır. Kadın başka bir kadının sevgisini uzun süre taşıyamaz. Sadece annelerin sevgisidir ebedi olan. Çok iyi anlaştığım dediğiniz arkadaşınız, zor gününde yanında olduğunuz, beraber gülüp, ağladığınız, yardım elinizi uzattığınız, hatta neredeyse alış-verişinizi bile beraber yaptığınız sözde arkadaşınız, sizinle olan ilişkisinde sizi çekemez hale gelebilir. Ya çok güçlüsünüzdür, ya güzel, ya becerikli, ya çalışkan, ya da artık siz onu tüketmeye başlamışsınızdır. Bu hikâye çok uzak ya da olmayacak bir yaşanmışlık değildir. Her kesin başına gelebilir. Başka biri çıkar, hatta samimi olmadığı biri ve sizi arkadaşınızla ezer-geçer; Tıpkı bir dozer gibi. Üstellik o kadar iyi rol yapar ki o hep iyi, siz ise hep kötü olursunuz; Çok mu önemli? Değil. Yazık olan zamandır. Tükettiğiniz, harcadığınız zaman. Ya verdiğiniz değer. Aslında değer denilen olgu bilmeyen için maalesef çok çabuk tüketiliyor. Oysaki değer kıymetli olandır. Satın alınması mümkün olmayan ve TL karşılığı ise hiç olmayandır. İnsanların nokta kadar menfaati için virgül gibi sürekli eğilmeleri, sonrasında işin içinden çıkılmaz tavizler vermesine sebep oluyor. Giden gitmiştir. Geri dönüş asla olamaz… 

Etnik köken ya da Laz, Kürt, Gürcü, Ermeni gibi geçmişten günümüze kadar gelen azınlık sorunu bazen iş arkadaşımızla aramızda fırtınalar koparabiliyor. Oysaki hani gerçek arkadaşlar arasına renk, din, dil ya da başka bir sıfat girmemeliydi.

Her problemin içinde bir fırsat saklıdır. Yeri geldiğinde akrabanız, yakın dostunuz ya da iş arkadaşınız kartlarını çıkarır ve sizi hiçe sayar.

Fırsatlar ve en önemlisi menfaatler söz konusu olduğunda duman tütmeye başlar. Birden seni başının üstünde taşıyan yakınların, iş kendi yararına yönelik olduğunda seni ayağının altına alabilir.

“Hatta iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhit edebilirler. “ Diyor Ulu Önder Atatürk. Daha ne olsun.

 

 

 

   

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Balta'nın pantolonu yırtıldı mı?
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
  • MHP sürpriz yapabilir!
  • Antalya’da sabah sporu!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.