• BIST 98.991
  • Altın 219,616
  • Dolar 5,5588
  • Euro 6,4154
  • Trabzon 21 °C

KANAL İSTANBUL, BOĞAZ KÖPRÜLERİ VE ANADOLU

Rasim EFENDİOĞLU

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE

Osmanlı, Viyana kapılarından Yemen çöllerine dek uzanıyordu. Dünya’nın en büyük imparatorluğu. Görkemli bir imparatorluk. Anadolu’da bir uç beyliğinden bir cihan imparatorluğuna... “Osmanlı’nın İzleri” adlı bir yapıt var elimde. Çok renkli ve güzel. Bakıyor, inceliyorum… İmparatorluk ne bırakmış gittiği yerlere? Asya, Avrupa ve Afrika... Avrupa’da uzandığı yerlerde daha görkemli yapıtlar var. Ancak en büyük yoğunluk başkentlerde. Bursa, Edirne ve İstanbul. Bırakılan yapıtlarda, halka huzur ve mutluluk getiren, geçim ve yaşam kapıları neler? Halkın yaşamına yönelik yapıtlar, hanlar, kervansaraylar, hamamlar, aş evleri, kapalı çarşılar. Bunun dışında devletin egemenliğini ve görkemini göstermek için eşsiz mimarisi olan camiler.

Bir karşılaştıralım. Avrupa’da Osmanlının izleri daha parlak. Son yüzyıllarda çok tahrip olsa da Anadolu’da Osmanlı izleri çok zayıf. Bursa’yı ve kimi şehzade şehirlerini saymazsak Anadolu’da Osmanlı izleri çok zayıf. Neden? Aldanmayalım. Onur duyulacak bir nokta görelim bu arada. Osmanlı, egemenliğini camilerle göstermiş, medreselerle göstermiş saraylarla değil. Gerileme ve yıkılma devrinde padişah sarayları görülüyor. Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi sarayları gibi. Bunlar hep geri kalma döneminin ürünü. İşte Osmanlının Avrupa’ya göre en üstün yanı bu. Ancak bizim kimi SARAYCI DEVLET ADAMLARI bunu bir eksiklik görür. Kanuni Trabzon’da doğdu, 17 yıl burada yaşadı. ‘Nerede sarayı?’ diyorlar. Yok böyle bir saray. Hele halife olduğunu kabul edenin sarayı olmaz. Bakın Topkapı Sarayına hiç de öyle görkemli değil. Ve Anadolu’da Selçuklu’nun, beyliklerin daha çok eseri var Osmanlı’nın az. Anadolu tarih boyunca hep ihmal edildi. İstanbul’dan hiç görülmedi.

GÜNÜMÜZE GELELİM

İstanbul adeta ayrı bir devlet. Onu eyalet olarak görmek isteyenler de var, tekrar başkent yapmak isteyenler de. Saraya meraklı devlet adamlarımız, Osmanlı’dan kalan saraylarda çalım satmayı çok seviyor. Şimdilik utandıklarından bir Dolmabahçe inşa ettiremiyorlar. İleride koşullar elverir ve başkent İstanbul’a taşınırsa, Boğaz’da çağlara meydan okuyan görkemli bir saray da inşa edilir.

Yalnız şu gerçeği bilelim ve altını çizelim. Demokrasilerde devlet adamlarının sarayı, köşkü olmaz. Şimdi kimileri “Atatürk neden Dolmabahçe’de oturmuş?’ diye soracak. Dolmabahçe’de hastalığında tedavi için kaldı. Cumhuriyetin ilanından kaç yıl sonra İstanbul’a gittiğine bir bakın. O köşklere, saraylara meraklı değildi. O halk adamıydı. Kimi illerde misafirhane olarak bulunan minyatür köşkler bir anı olsun diye kendisine tahsis edilmişti. Yoksa onun devlet ofisi Çankaya idi. Çankaya da hiç görkemli değil. Çalışma ofisi biçimindedir. Son yıllarda Çankaya beğenilmemiş bilmem kaç tepede çok görkemli bir saray inşa edilmiş. Kimi il ve ilçelere de onu andıran hükümet konakları yapılmış. Bunlar halka ne veriyor?

‘NE YAPTINIZ’ DİYE SORANLARA…

Osmanlı ne bıraktı? Osmanlı’dan nasıl bir miras ya da enkaz devralındı. Cahil mi, cühela mı bilmem siz söyleyin, kör sağır bir kesim var gerçeği görmeyen. Türkiye Cumhuriyeti, başkent Ankara, Anadolu ve Trakya’da yeni bir devlet kurdu. Osmanlı’dan kaç fabrika, kaç okul, kaç hastane, kaç km. karayolu, demiryolu kaldı. Bir araştırın bakın ne kalmış. Bu enkazdan 1950 yılına dek neler yapılmış. Limanlar, demiryolları ve çok değişik fabrikalar... Şeker, dokuma, sanayi... Uçak yaptık, demiryoluna lokomotif, vagon... Saysak bu yazının boyutunu aşar. Kimileri de çıkıp soruyor ne yapıldı. Kör ve sağır olmak. 1950’de çok partili yaşama geçtikten sonra ve özellikle son 15-20 yıl yapılanlara bakın, satılanları sayın, yağmalananları sayın. Satış bedelleri nereye gitti. Tünel kazdık, yol açtık. Bunlar büyük iş mi… Sovyetler Moskova metrosunu 1930’lu yıllarda açmış. Biz İstanbul’a bir tünel kazmıştık Osmanlı’da. Cumhuriyetle demir ağlarla ördük yurdu dört baştan. O tünel inşaatları  kazma ile kürekle kazılıyordu. Kıyılarda en uygun limanlar yapılmıştı.

Seçim meydanlarında halk avcılarının söylediğine inanıp sağda solda caka atmayın. O sözlerin çoğu yalandır, aldatmacadır. Siz okuyun araştırın, bilimsel tarih kitaplarından. Bakın neler yapıldı neler satıldı.

1965’li yıllardı... Daha çocuktum. İlçe merkezinde seçim kürsüsü kurulmuştu. Ve bir afiş, ‘YAPTIKLARIMIZ YAPACAKLARIMIZIN TEMİNATIDIR...’ Uzun bir liste… 1961-1965 yılları arasında Trabzon’da yapılanlar... Çok güzel bir rapor halka sunulmuş. Şimdi de böyle olsa. ‘İşte sattıklarımız, işte aldıklarımız’ diye yazsınlar...

Demokrasi halk yönetimi. Hizmet yarışı. ‘Ben daha iyisini yapacağım. Şunları yaptım bunları yapacağım’ demek. Daha çok çalmak, daha çok yolsuzluk, daha çok hırsızlık değil. Halk da en objektif biçimde değerlendirecek ve seçecek. O zaman ülke kalkınmış halk mutlu ve sağlıklı olur. Yoksa kralların diktatörlerin insafına terk edilmek değil.

İKİNCİ BOĞAZ İSTANBUL’A VE BOĞAZDA DİZİ DİZİ KÖPRÜLER

İstanbul'u çok iyi tanımam, birkaç kez kimi çalışmalar için bulundum. Soranlara “İstanbul bir yanı cennet, bir yanı cehennem bir şehir” diye tanıtırdım benim gözümle. İstanbul'a kıydılar. Kıyanlar da itiraf ettiler. Ondan önce de kıyanlar oldu ancak son kıyım çok daha görülür biçimde. Mimarisi bozulmuş, doğal güzellikleri katledilmiş… Neyse bu ayrı da boğaza bir boğaz daha yapılıyormuş. Kanal İstanbul diye. Yani Süveyş gibi, Panama gibi. Buna neden gereksinim duyuldu. Efendim boğaz trafiği çok yoğun ve güvenli değilmiş. Peki, bu ikinci boğaz bozmayacak mı İstanbul’u?

Köprüler paralı… Deli Dumrul’un köprüsü gibi, bu ikinci boğaz da paralı. Peki, bunun neresi halka hizmet. Ya da hizmetse İstanbul’a bunca hizmet Anadolu’ya kısmet. Köprü navlunları yetersiz ise genel bütçeden eksik tamamlanacak. Bunun nesi halka hizmet?

Halk iş istiyor, aş istiyor. Köprüleriniz para tuzağı. Ona ödenen paralar Anadolu’ya geçen ürünlere yansıyor. Dağlar taşlar bomboş… Ekilmemiş, sürülmemiş. Yaylalardan sürüler çekilmiş. Et dışardan, patates dışardan. Bakır madenlerimize daha kazma vurulmamış. Meralarımız diz boyu otlak ve milyonlarca işsiz genç. Kapı gibi diploma ellerinde iş peşinde. 1930’lardaki üretme çiftliklerine bakın,  fabrikalara bakın… Bugün teknik ilerlemiş, dünya değişmiş, biz hala yaptığımız yollarla açtığımız tünellerle övünüyoruz. Eloğlu bunları elli yıl önce, altmış yıl önce tamamlamış. Hani uçağın, hani otomobilin, hani bacası göğe yükselen fabrikaların? Boş sözlerle övünmeyi bırakın, beton yığınları ile değil ekmek kapıları ile övünün.

Haydi yine en güzel günlere diyelim.

 

                                                                                           

 

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.