• BIST 92.709
  • Altın 211,733
  • Dolar 5,4835
  • Euro 6,1905
  • Trabzon 11 °C

KARA CİĞER

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Bizler sevdiklerimizi dünyanın merkezine koyarız. Sonra ismi unutulmaya yüz tutmaya başlayınca o gurur duyduğumuz isimler tek tek sıradan insan olmaya başlarlar.
Onları pamuklara sarıp sarmalamayız.
Hayat sevdiklerimize ilk çelmeyi attığında, bizlerde tekmeleyerek onları yokuştan yuvarlamaya başlarız.
Oysa zamanında dünyaya başarıları ile hükmetmiş ve bizleri gururlandırmış o isimler artık bizi saadete ulaştırmadığı için bıraktıklarımızdır.
Azıcık zamanda herkesin kalbine giren ve gururumuz olan, sonra da kalbimizden çıkardığımız isimler onlar.
Günün birinde nefesi artık son dediğinde ise tekrar hatırlayıp gururumuz Naim Süleymanoğlu dediklerimizdir onlar. Ölümüne üzüldüğümüz ama hayattayken unuttuklarımız.
Türkiye’ye kazandırdıkları ile unutulan dünyanın tanıdığı Naim Süleymanoğlu.
Hatırlamak için harcadığımız zamandan daha fazlasını unutmaya harcıyoruz.
Zaten biz Naim Süleymanoğlu’nu unutarak yok etmemiş miydik?
Oysa dönemin lideri Özal onu özel uçakla Bulgaristan’dan kaçırıp getirtmişti. 15 yaşında dünya rekoru kırmış. Ağırlığının üç katı fazlasını kaldıran tek halterciydi.
Döneminde kazandığı başarılarla Türk işadamları tarafından da ödüllendirilen Naim tabii ki her kul gibi şımarmıştır.
Kim şımarmaz ki?
Birçok sporcumuz mesleği bıraktıktan sonra unutulmaya yüz tutmuştur. En acısı da bir kısmı zamanında vücutlarının daha güçlü olması için kullandıkları güçlendirici ilaçlarla sonrasında çok erken yaşta aramızdan ayrılmıştır.
Ya da kas hareketleri işlevini göremeyince yatağa bağlanan sporcularımız var. Mesela ALS hastası olan futbolcularımız gibi.
Trabzonspor’un efsane futbolcusu İsmail Gökçek, Fenerbahçe-Galatasaray’da oynamış İlyas Tüfekçi ve aramızdan ayrılan Sedat Balkanlı gibi.
Veyahut Naim gibi kendi ağırlığından üç kat daha fazla kaldırıp belki de sonrasında iç organlarına zarar verenler gibi.
Ya da dünya kıtalararası ağır sıklet boks şampiyonu Sinan Şamil Sam gibi; Çok genç yaşta kaybettiğimiz Şamil de karaciğer yetmezliğinden ölmüştü.
Evet gurur duyduklarımız genelde sonrasında yalnız kalıp yalnızlaştırdıklarımızdır.
Etrafında binler varken birden sessizliğe gömülmek herhalde çok can acıtandır.
Oysa onlar zamanında babalarından aldıkları harçlıklarla büyüyen çocuklar değildi. Öyle olsaydı mücadele ruhlarına sahip olamazlardı. Çabanın değeri parayı getirse de onlar hep geçici mutluluklar yaşadılar. Çünkü onlar hep halkın adamı oldular. Sonrasında halk denilen kitle onları gözden çıkarsa da.
Her öykü kıymetlidir. Her öyküyü ruhumuzun kovuğunu dolduran olarak görmeliyiz. Öyküleri bitirip bir tarafa attığımızda o zaman işte haksızlık etmiş oluruz. Hani o öyküdeki kahraman senin gururundu.
Bizler birilerini ünlü yapıyoruz? Kimileri çabaları ile kimileri sadece işaret edildiği ya da yetenekli olduğu için ünlü oluyor. Peki! Bu insanların üzerinden esas olarak kimler çıkar sağlıyor?
Bizler aynen Nietzsche’nin dediği gibi, “Nasıl ki kopması zor olan bir bağı ortadan kaldırmak acı vericidir. Fakat çok geçmeden yerine yeni kanatlar çıkaranlarız.”
Bugün Gökhan Töre, Selçuk İnan, Burak Yılmaz, Semih Erden vs gibi isimler hep birilerinin yerini dolduranlar değil midir?

 

 

 

 
 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.