• BIST 83.012
  • Altın 146,855
  • Dolar 3,7918
  • Euro 4,0437
  • Trabzon 8 °C

KAYBOLAN ŞEYLER VE KOLTUK ARALIĞI HİZA

Ali Rıza Keskinalemdar

Pazartesi günü kaybettiğimiz ve çocukluğunda futbolcu olmak isteyen ancak çeşitli işlerde çalışmak zorunda kaldığı için bu arzusunu gerçekleştirmeyen Uruguaylı yazar Eduardo Galeano Aynalar adlı kitabında “Ben çocukken, kaybolan her şeyin Ay’a gittiğine inanırdım” der.

Galeano çalışmak zorundaydı ve çeşitli işlere girip çıktıktan sonra 20 yaşında gazeteciliğe başladığında Latin Amerika’daki baskıcı ve darbeci dikta yönetimlerin hışmına uğrayacaktı. 33 yaşından sonra zindanlar ve (Arjantin ve sonra İspanya’da) sürgünde geçen hayatı O’nu ancak 12 yıl sonra ülkesiyle yeniden tanıştırabilecekti.

O, “Barış ve adalet haykırarak doğan yirminci yüzyıl kanın içinde boğulmuş olarak öldü ve bulduğundan çok daha adaletsiz bir dünya bıraktı arkasında… Yine barış ve adalet haykırarak doğan yirmibirinci yüzyıl da, önceki yüzyılın izinden gitmekte” derken, tutkun olduğu futbola da nasıl baktığını şu sözlerle anlatacaktı: “Ben basit bir iyi futbol dilencisiyim. Elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyordum: Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen!”.

Bir anlamda yeryüzünde kurulamayan “barış ve adalet”in futbolda da kurulmasının çok zor olduğunu bile bile, çaresiz bir “iyi dilenci” durumuna düşecek olan Eduardo Galeano; “Adalet de tıpkı yılanlar gibi, yalnızca çıplak ayaklıları ısırıyor” diyecekti mesela “Tepetaklak – Tersine Dünya Okulu” adlı eserinde.

KAYBOLAN ŞEYLER BİR YERLERDE SAKLANIYOR MU?

Elli yıl önce de yüz yıl önce de futbol oynanıyordu yeryüzünde. Ama hiçbir futbolcu şimdiki kadar meşhur değildi ve şimdinin onda biri, yirmide biri kadar bile kazanamıyordu kuşkusuz. Büyüklerimizden harika futbollarını dinlediğimiz Trabzon özelindeki Akrep Celaller, Harun Kılmanlar, Hantal İbrahimler, Krino Kafatolar(İstanbul Süleymaniye’de de oynamıştır), Yılmaz Piroğluları, Gada Mehmetler, Kara Necatiler, Balıkçı Sıtkılar ve diğerlerinin “dönemin yoklukları” içinde “kaybolan şeylerinin” (değerlerinin), eğer bir “şehir efsanesi” değilse, şimdiki futbolcuların kazançlarına bakarak, bir yerlerde saklanıyor olduklarını düşünebilir miyiz?

Trabzon’dan çıkıp İstanbul takımlarında ünlenen Taka Naciler (Naci Bastoncu), Zekeriya Baliler, Selim Satıroğlular, Ahmet Karlıklılar, Nazmi Bilgeler şimdiki gibi “yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında” futbol oynayanların zamanında olabilseler, daha mı mutlu olurlardı? Yoksa geçmişe duydukları özlemle “iyi bir futbol dilencisi” mi kalmak isterlerdi?

 Daha çok paraya tahvil edildiğinden “endüstrileşen”, endüstrileştirildiğinden dolayı da hızla “metalaşan” futbolun kültürel değerlerinin, eğer mümkünse, bir gün saklandıkları yerden çıkıp gelebileceği sadece ham bir hayal midir?

HİÇ KİMSE YETKİN DEĞİL, BİR KİŞİ HARİÇ

 Farkında mısınız? Ülkedeki kurumların ya da sivil toplum kuruluşlarının başındakilerin hiçbiri “yetkin değil”… Her şeyden anlayan bir kişi hariç ülkedeki yöneticilerin, başkanların hepsi “tın tın”! Mesela TCMB Başkanı… Mesela TÜSİAD Başkanı… Mesela Barolar Birliği Başkanı… Mesela İstanbul Barosu Başkanı… Mesela yandaş ve “eli mahkum” gazete genel yayın yönetmenleri… Ne başlık atacaklar? Mesela çok fena köşelere sahip yandaş ve “eli mahkum” gazeteciler… Tüyo veren olmasa, ne yazacaklar?

Geneli, hizalanmaya teşne durumda… Biri tarafından hizalanmaya o kadar alışmışlar ki, hizalanmayınca ya da “hazır ol”a geçirilmeyince rahatsız oluyorlar…

Mesela “Yıldız Sarayı”nda masa etrafında dizilenlerden TFF Başkanı, muhtemelen “FB kazanır, ben de rahatlıkla kupayı veririm” diye düşünerek, her türlü cambazlığın yapıldığı garip bir sezon olan 2011-2012 sezonunun FB-GS arasında 12 Mayıs 2012 tarihinde oynanan “Süper Final” maçında,  sonuç 0-0 olunca “GS’a kupasını vermemek için attığı taklalara, kimden gelen talimat ile son vermişti? Anımsayın!

Gelişmelere bakınca, o “Saray masası”nın etrafında “spor yöneticisi” olarak dizilenlerden “hiçbiri hiçbir şey bilmiyordu ve hiçbir şeyde yetkin değildi”; bir tek kişi yetkindi sadece.

Eduardo Galeano’nun, “Ben hatırlama takıntısı olan bir insanım. Her şeyden çok da Amerika’nın, unutkanlıktan mustarip Latin Amerika’nın geçmişini hatırlama takıntım var” sözleri, ne kadar da bizim kaâle almamız gereken sözler, değil mi?

DÖVMELERİNİZ NE ALEMDE?

Gazetedeki fotoğrafa yansıyan, Yıldız Sarayı’nda çekilmiş; Cumhurbaşkanı’nın, Spor Bakanı’nı, TFF Başkanı’nı, Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı’nı, Türkiye Futbol Direktörü’nü, TFF 1. Başkan Vekili ve İcra Kurulu Üyesi’ni peşi sıra bir masanın çevresine dizdirdiği Süper Lig takımlarının “kaptanları”nın koltuk aralığı hizaya sokulmuş hallerini görünce hem ülkedeki siyaset hem de futbol için “vah vah” demekten başka söz gelmedi dilimin ucuna.

Bu yemekli toplantıda “basın”a göre Cumhurbaşkanı’nın futbolda “barış” için ortaya attığı “çok çarpıcı bir öneri” kabul görmüş: “Her maçtan sonra sahadaki bütün oyuncular rakipleriyle formalarını değiştirsin ve birbirlerine sarılsınlar”! 

Bu “çok çarpıcı öneriyle”  galiba “Türk futbolu kurtuldu”! Bundan sonra ne şike olur, ne kavga çıkar, ne saha içinde bir faul olur, ne de şiddete rastlanır. Mesela, derbi maçlarında centilmenlik gereği ev sahibi takım biletin % 95’ini rakip takıma bile verir! Bitti! Nokta.

Bu toplantıda asıl takıldığım şeylerden biri, kravatlar ve takım elbiseler içinde son derece rahatsız duran futbolcuların kaçında dövme olduğu ve bu dövmelerinden dolayı enselenip enselenmedikleriyle ilgiliydi.

İkincisi, FB kafilesine yapılan saldırı sonrası Trabzonspor “kaptanı” Bosingwa’nın (Bütün yabancılar için ortak başlık açılmıştı) iki gün önce sözde“Bu ülkede bir daha top oynamam, gidiyorum” dediğini manşete taşıyan yandaş ve "eli mahkum" basının iki gün sonra aynı Bosingwa’nın ağzından bu kez toplantıya atfen “Pek çok büyük maça çıktım ama kariyerimin en güzel anıydı. Benim için onurdu” sözlerini duyacaktık.

Sahi, tek yabancı olarak “Saray”a çıkan Bosingwa nasıl ikna edilmişti kalması için? Bosingwa diğer yabancıları ikna edebilecek miydi? “Onurlandığına” göre, çok büyük bir görev vardı sırtında. Bu iş nasıl başarılacaktı? Daha önce hep “sporun siyasete alet edilmemesi” istenirdi; şimdi gelin çıkın işin içinden: Spor mu siyasete, siyaset mi spora alet ediliyordu?

Üçüncüsü, “Saray Toplantısı” sonrası, yandaş ve “eli mahkum” basında “Futbolcular Emre’nin Yanında Kenetleniyor” manşeti altında “PTT 1. Lig ve alt liglerdeki futbolcular da sorunlarının çözümü için Milli  Takım ve Fenerbahçe kaptanı Emre Belezoğlu’nu aradı, toplantı talep etti”haberinin gerçekle bir ilgisi var mıydı? Varsa, zaten kendisi başlı başına bir sorun olan bu futbolcunun sorununu çözmek için bu sefer kimlerin kimin  etrafında kenetlenmesi gerekiyordu acaba?

Yine Eduardo Galeano’nun sözleriyle bitirelim yazıyı: "Görevliler, görevini yapmaz. Politikacılar, konuşur ama hiçbir şey söylemezler. Seçmenler, oy kullanır ama seçemezler. Bilgilendirme medyası bilgilendirmez. Okullar cahillik öğretir. Yargıçlar, kurbanları cezalandırır. Ordular, kendi vatandaşlarıyla savaşır. Polisler, suç işlemekten, suçla savaşmaya zaman bulamaz. Kârlar özelleştirilirken iflaslar kamulaştırılır. Para, insandan özgürdür. İnsanlar nesnelerin hizmetindedir."

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
  • MHP sürpriz yapabilir!
  • Antalya’da sabah sporu!
  • Metin Kara’yı topa tutacak!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.