• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 17 °C

“Kaynak Nerede” sorusuna verilemeyen yanıt

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Türk siyasetinde Kemal Derviş’i ilk olarak 2002’de ömrü sonlandırılan Ecevit hükümeti ile tanımıştık. Büyük bir beklenti ile yer aldığı hükümette kendisinden beklenen “mucizevi” çözümleri uygulamaya koymuş ve nedeni tam olarak anlaşılamayan bir biçimde bozulan koalisyondan sonra bir süre daha Türk siyasetinde yer almış ve 2005’te politikayı bırakarak kendi “doğal hizmet alanına” geri dönmüştü. 2002’de Türkiye’de iktidara getirilen AKP’nin yürüttüğü ekonomi politikalarının özünü Kemal Derviş’in planlamış olduğu neoliberal anlayış belirlemişti…

Kemal Derviş ve Türkiye’deki temsilcileri tarafından dile getirilen “sanal bir değerlendirme” AKP iktidarının 2003-2007 arasında Türkiye’de sağladığı çok parlak yüksek büyüme dönemi ve bu dönemi izleyen 2008-2014 arası başarısız düşük büyüme dönemi şeklindedir. Esasında ülkenin toplam kalkınması ile hiç de ilişkisi olmayan bu yaklaşım; Türkiye’nin sahip olduğu milyarlarca dolarlık kamu varlıklarının elde çıkarılması dönemleri ile paralellik gösteren bir kandırmacadan ibarettir. Kemal Derviş; taşımakta olduğu misyon gereği neoliberal ekonomik sistemin Türkiye’deki pazarlamasını başarılı bir şekilde yapmış ve ülkenin bugün içerisine düştüğü batağa saplanmasındaki esas sorumlu kişi olmuştur.

Rahmetli Bülent Ecevit’in “hayatımda yapmış olduğum en büyük hata” diye nitelendirmiş olduğu Kemal Derviş, küreselleşmenin temel hedefi olarak Türk ekonomisindeki kamu ağırlığını hafifletmenin ve özelleştirmenin ekonominin düze çıkmasında en önemli unsur olduğunu başarılı bir şekilde işleyerek bugün elinde doğru dürüst kamu varlığı kalmayan Türkiye’yi hazırlamıştır. Türkiye bugün kendi ekonomisini kontrol edebilme yeteneğini kaybetmiş durumdadır. Enerji, haberleşme, gıda, sağlık gibi stratejik sektörler büyük ölçüde özelleştirilmiş durumdadır. Üstelik özelleştirmeden gelmiş olan kaynaklar, neoliberal kurallar gereği devletin küçültülmesi uğruna üretime değil, sürdürülebilir yanı olmayan inşaat sektörüne aktarılmıştır. Sonuç: eldeki çaputtan da mahrum kalan bir ülke…

İktidara talip olan CHP geçtiğimiz günlerde bir seçim beyannamesi yayınladı. Yoksullaşma yolunda epeyce yol almış olan toplum kesimleri ve medya bu seçim beyannamesine oldukça ilgi gösterdi. İnsanlara “damardan giren” emekliye 2 maaş ikramiye, çiftçiye ucuz mazot, 1800 TL asgari ücret vb. söylemler epeyce ses getirdi. Ancak AKP hemen en zayıf bulduğu cepheden yüklenmeye başladı:

“Bunların kaynağını nereden bulacaksınız?”

Esasında AKP’nin böyle bir soru sormaya pek de hakkı yok, ama bu ülkede siyaset bu minvalde yapıldığından basit ama etkili yanıtlar vermeniz gerekiyor.

CHP’den karşı atak gecikmedi. Başta Genel Başkan Kılıçdaroğlu olmak üzere ekonomik işlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Kemal Derviş’in sadık takipçisi Selin Sayek Böke hemen kaynak kalemlerini sıralamaya başladılar. Büyümeden gelecek olan 60 milyar TL, ihalelerden 4,5 milyar TL, BTK’dan 1 milyar TL, yabancı yatırımlardan 20 milyar TL, örtülü ödenekten 2 milyar TL, araç kiralamadan 1 milyar TL, YÖK’ün kaldırılmasından 40 milyon TL vs. gibi “sinekten yağ çıkaran” kalemleri kaynak olarak gösterdiler. Hem de önemli bir medya desteği ile birlikte. Doğrusu insan ne diyeceğini şaşırıyor.

“Laf aralarında” sosyal demokrat olduğunu ifade eden bir parti yönetiminin göstermesi gereken kaynak kalemleri bunlar mı olmalıydı diye sormadan edemiyor insan. Oysaki gösterilmesi gereken kaynak “devletin ekonomiye yeniden giriş yapacak olması” gibi iddialı ve güçlü bir politik söylem olmalı iken, neoliberal fırtınadan geriye kalacak olan kırıntılar kaynak olarak gösterilmiştir. Üstelik bu partinin altı ilkesinden bir tanesi olan “devletçilik” devletin ekonomide yer almasını öngörürken, hiçbir bilimsel dayanağı ve sürdürülebilir yanı olmayan “Derviş” kalemleri kaynak olarak gösterilmiştir.

Bu ülkede yıllardır yürütülen özelleştirme, toplumsal refah yaratmadığı gibi, ekonominin dibe vurmasına da vesile olmuştur. Ülke gerçekte fakirleşmiş, gelir dağılımı anormal düzeyde bozulmuş, toplum sosyal yardımlara muhtaç hale getirilmiş ve nihayet borç bini aşmıştır. O halde atılması gereken en radikal adım; devletin ekonomideki yerini yeniden alacak politikalara yönelmesi, gıda, enerji, haberleşme, sağlık vb. alanlarda üretime yönelmesi ve yeniden istihdam yaratması iken, bunu CHP’den duyamadık maalesef. Aslında bunu CHP’nin mevcut yönetiminin dile getirmesine de imkân yok. Zira devletçi ekonominin bir numaralı düşmanı olan özelleştirmeci Kemal Derviş CHP’den bakanlık sözünü de aldığına göre, vay Türkiye’nin haline. Bu durumdaki Türkiye’yi AKP’den kurtarsak ne değişecek…

Halen kapitalist sistemin göbeğindeki ABD’de bile belirli sektörlerde kamu ağırlığının artırılması tartışılmakta, özelleştirme ile ilgili sınırlayıcı tedbirler alınmaktadır. Elinde satabileceği kamu varlığı pek kalmayan Türkiye’nin ekonomik büyümede yeniden söz sahibi olması, devletin ekonomide kontrolü dengeli bir şekilde eline alması ile mümkündür. Hem istihdam, hem refah, hem de kalkınma için buna mecburuz. Tabii Kemal Derviş’ten ve yakın takipçilerinden yakayı kurtarabilirsek eğer…

 

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.