• BIST 116.535
  • Altın 162,411
  • Dolar 3,7791
  • Euro 4,6395
  • Trabzon 8 °C

KENT KÜLTÜRÜ

Gürsel ÖZGÜR

 

Kent(şehir); nüfusunun çoğu ticaret, sanayi ya da hizmet alanında çalışan, tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı olarak tanımlanıyor. Türkiye demografisinde kuruluşundan itibaren görülen en önemli değişim kentleşme oranıdır. 1927 yılında nüfusun yüzde 76’sı kırsal, yüzde 24’ü kentsel alanlarda yaşarken, bugün bu oran tam tersine dönmüştür. 2011 yılı itibariyle Türkiye nüfusunun yüzde 23’ü kırsal alanda (belde ve köyler) yaşarken, yüzde 77’si kentsel (il ve ilçe merkezleri) alanlarda yaşamaktadır. Kente göç etmek zorunda kalanlar, köy yaşamlarını anımsadıklarında özlem duyarlar. Atatürk’ün bir konuşmasında ‘’Köylü milletin efendisidir’’ diye onurlandırdığı ve Köy Enstitülerinde Ziraat Marşında ‘’Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz; Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz’’ şeklinde nakaratla övünçle söylenen marştaki aktör olan fedakâr güzel köylümüz zaman geçtikçe maalesef sanayileşmenin çarkları arasında ezilmiş ve göçe mahkûm olmuştu. İradesi dışında, ekonomik şartlar kente göçe zorladığından, köy yaşamı kente göç etmiş köylü için hep bir hasrettir. Hep o şartlarda yaşamayı aradığından bazıları o alışkanlıklarını kentte de sürdürür.

Politik Filozof olan; Marks ve Engels’in 1848 yılında yayımlanan ‘’Komünist Manifesto’’ kitabında ikiye ayırdığı toplumu, Burjuva(kapitalist sınıf) ve Proletarya(ücretli emekçi sınıf yani işçi ve köylü) olarak adlandırmıştı. Burjuvazi; insanoğlunun kişisel değerini değişim değerine dönüştürmüş ve onca kazanılmış, geri alınmaz özgürlüğün yerine, vicdansız serbest ticareti getirmiştir, diye de tanımlarlar. Ve iddiaları; dinsel ve siyasal aldatmacanın peçesi ardına gizlenen sömürünün yerine çırılçıplak, utanmaz, acımasız sömürünün geldiği üzerinedir. Serbest Ticaret ile dinci ve siyasi aldatmacaların bittiğini söyleseler de istisna olarak bizler güzel ülkemizde hepsinin bir arada olduğunu görme ayrıcalığı ve mutluluğunu(!) yaşıyoruz.

Sanayileşmenin dayanılmaz cazibesi veya zorlaması ile köyleri boşaltan köylümüzün köyündeki yaşamdan kent yaşamına geçebilmesi doğal olarak zaman alacaktır. Ancak bu zamanın en kısa sürede olması ile kaynaşma, dayanışma ve entegrasyonun o kadar sancısız olması da doğaldır. Fazla kuralcı olmayan bir yaşamdan kuralların yoğun olduğu yeni bir yaşamın içine girmenin mutlaka zorlukları olacaktır. Ancak; kurallara uymak ta insanların birlikte yaşamalarının mutlak bir gereğidir. Her konuda empati yapıldığında zaten kurallara uymada ve benimsemede sorun olmayacaktır. Köy kültürünün sevgiye dayanan imecesinin devam ettirilmesi yanında kentin doğasına uygun hareket etmek yaşanılan yerde huzur bulmanın anahtarı olacaktır.

5393 kanun numaralı Belediye Kanununun 13. Maddesi hemşeri hukukunu içerirken, hemşeri tanımında haklı olarak memleketi değil ikameti esas alarak yeni oluşumun önemini yansıtır. İfade şekli; ‘’Herkes ikamet ettiği beldenin hemşerisidir. Hemşerilerin, belediye karar ve hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme ve belediye idaresinin yardımlarından yararlanma hakları vardır. Belediye, hemşeriler arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerekli çalışmaları yapar.’’ şeklindedir. Bu anlamda Belediye Yetkililerine önemli görev düşmektedir, sorumluluklarını yerine getirmeli ve bütünleşme konusunda çaba göstermelidir.

 

Köydeki alışkanlıkların kentlerde sürdürülmesi olası değildir. Örneklerle açıklayalım: Artık; çöpünüzü, çekirdek kabuklarınızı, banka önündeki ATM’den aldığınız makbuzları, suyunu bitirince pet şişeyi yerlere atamazsınız, çünkü köy onu özümser, benimser, sever(!), sindirir ve yutarken, kentte sevilmez, kaybolmazlar ve sonucunda hazmedilemeyerek kusulur;

Komşunuzun her durumunu bildiğinizden bağırarak, çağırarak veya yavaş konuşursunuz köyde, ama kentte belki yakınınızdaki bir evde yas vardır, hasta veya bebek vardır, bunları düşünmelisiniz bağırır-çağırırken;

Arabanızı köyde her yere park edersiniz ama kentte engelli canlarımıza ayrılan yerlere bırakamazsınız;

Köyde fazla kural yoktur ama kentte apartman kuralları uzun tecrübelere dayanarak yazılmıştır, uymak zorundasınız.

Bütün bunlar sevgi ve saygı denizinde yüzmekten geçiyor, yüzemezsek hep beraber boğuluruz, devamında da eğitim, sanat, bilim ve felsefenin ışığından faydalanmakta…

 

***

‘’Yurtta sulh, cihanda sulh’’ diyen yüzyılın dâhisi Mustafa Kemal Atatürk, savaş için de’’Savaş utanç verici bir sahnedir, ancak bizi buna mecbur ettiler’’ diyerek zorunluluk olduğundan, emperyalist güçlerin tecavüzüne karşı tüm mazlum ülkelere örnek olacak bir milli mücadeleyi vermişti.  30 Ağustos 1922 Zaferinden sonra, 9 Eylülde düşman denize dökülmüş ve kordondaki nal sesleriyle saat:10.32’de Yüzbaşı Şerafettin (annesi Maçkalıdır) ve arkadaşlarının hükümet konağından Yunan bayrağını indirerek göndere Türk bayrağının çekilmesiyle 15 Mayıs 1919 tarihinde başlayan ahlaksız işgale 9 Eylül 1922’de son veriliyordu. İzmir suikastı sonrasında 1926’da söylediği ‘’ Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.’’ sözü ile tüm uluslara örnek teşkil eden mücadele sonucunda kurulan çağdaş, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti dünya tarihinde saygın yerini aldığını ve bu yapısıyla da sonsuza kadar yaşamaya devam edeceğini ifade etmiştir, çok haklıdır…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.