• BIST 105.380
  • Altın 270,975
  • Dolar 5,7403
  • Euro 6,3404
  • Trabzon 14 °C

Kimseye Etmem Şikayet

Turhan EYÜBOĞLU

  Gururlu, hüzünlü, başı dik, umutsuz bir şarkıdır. Çok kendi halinde, naif bir eserdir. Dinlerken kişi de şarkı gibi kendi haline kalır, iç dünyasına döner. Bir biçimde hüzüne dalar, o hüznü kendi kendine yaşar ve "Kimselere etmem şikayet, ağlarım ben halime!" der içinden!

Bazen bu şarkıyı duyduğunda dağlar yüreğini, ruhunu delip geçer. "Unuttum!" dediğinde, "Nefret ediyorum!" dediğinde bile bu şarkıyla birlikte açılır yaraları. İnsanı öyle hissettiren bir şarkıdır, diye düşünüyorum. Anlayacağınız bu şarkı böylesi duyguların tercümanıdır. Annem ise bu şarkı için:

"Birçok Türk Sanat Musikisi sanatçısından dinleyebileceğiniz ama kesinlikle tekrar tekrar Müzeyyen Senar'dan dinlemeniz gereken bir şarkıdır. kendisine acıyan, kendisine acıdıkça hüzünlenenlerin şarkısıdır. Senar'ın buğulu yumuşak sesi ciğerinize bir hançer gibi girip girip çıkar, nefesiniz bile yaralar sizi!" derdi.

  Bazen tüm o sevmeye, kaybetmeye dair çok konuşmalarımızı suratımıza vurmak için yazılmış gibi gelir bana. Bir arkadaşım "Acılarımızın bile içini boşalttığını gösterir gibi bu şarkı benim içimi en çok utandığım için acıtıyor!" derdi. İnanın nedenini sormadım; bunu merak edenler için belirtiyorum.

Başka bir arkadaşım "Masumluğu kaybedip, varlığımızı kazandığımız ve galip geldikçe değerlendiğimizi sandığımız bir kavgaymış gibi yaşamalarımız tam bir çağa uyumlu meşru vahşet. Bunu unutup dinliyoruz ya masummuş gibi hüzünleniyoruz ya utanmadan bir de kendimizi böyle masum sanıyoruz ya utanç verici oluyor!" derdi. Çok felsefi bir açıklama geleceği için "Neden?" demeye korktum!

  Şarkının başını birçok insan kolay başlar ama "Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime!" kısmını söylemesi zordur. Fasıl akşamlarında arkadaşlarla topluca söylenince şarkının bu kısmında yalnız kalmak insana keyif verir. Dinleyince sözlerini bir de anlayabiliyorsanız sizi başka diyarlara, sanki eski İstanbul'a, eski aşklara götürür gibi olur. 

İşte böyle bir şarkının yazanını, İhsan Raif Hanımın öyküsünü birlikte okuyalım:

"Bugün Şişli Kaymakamlığı olarak kullanılan, o günlerde Taş Konak diye de bilinen konakta Nafia ve Ziraat Nazırı Köse Mehmet Raif Paşa ailesi ve konak çalışanları yaşar.

Köse Mehmet Raif Paşa’nın kızı olarak 1877 senesinde dünyaya gelen İhsan Raif, varlıklı bir aileden gelmesinin avantajı ve valilik gibi üst kademe görevler üstlenmiş babasının özeni ile iyi bir eğitim görür. İhsan Raif Hanım, konakta çocukluğunun en güzel günlerini geçirmekte şiirin, musikinin, sanatın beslendiği bir edebiyat mekanında büyümektedir.

İşte bu taş konakta henüz on üç yaşında olan İhsan Raif ile ablası Belkıs beşinci kattaki odalarında oynarken, odanın kapısı birdenbire açılır ve kızların o güne kadar hiç görmedikleri ve tanımadıkları bir adam içeri girer. Adamın niyeti kötüdür ve İhsan Raif’i kaçırmak için gelmiştir.

Adam, İhsan Raif’i kaçırmaya teşebbüs eder; ama çocukların korkulu çığlıkları her tarafı çınlatmış, adam da paniğe kapılarak geldiği gibi koşar adımla merdivenlerden kaçarak gözden kaybolur. Haber duyulur duyulmaz babaları eve gelir ve tahkikat yapmaya başlar. Bu çılgın girişimi kimin yapabileceğini aklı bir türlü almaz. 'Bu adam kimdir, nereden çıkmıştır, konağın içine nasıl girebilmiştir ve çocuklardan ne istiyordur?' gibi sorular kafasının içinde dönüp durmaktadır.

Bir zaman sonra bu soruların cevabı bulunur. Eve giren davetsiz misafirin reji memuru Mehmet Ali adında bir adam olduğu ve evdeki hizmetkarların yardımıyla küçük kızı kaçırmaya kalkıştığı öğrenilir. Aslında konu çok da önemli değildir; ama baba Raif Paşa yaşananları kafasında büyütür. 

Olay kafasında büyüdükçe evhama kapılır ve ondan hiç beklenmeyen bir karar alır. Adamı görmek dışında onunla hiçbir yakınlığı olmadığı ve tamamen masum olduğu halde, baba bu kötü olayın faturasını kızı İhsan’a keser. Mehmet Raif Paşa, kızı İhsan Raif’in ve diğer aile fertlerinin itirazlarına, ağlamalarına, yalvarmalarına aldırmaz; çünkü bu olay ona göre artık bir namus meselesidir ve temizlenmelidir. Böylece on üç yaşındaki kızını hiç acımadan Mehmet Ali’yle evlendirir ve onları bir sürgün havasında İzmir’e gönderir.

İhsan Raif Hanım yaşadıklarını şöyle anlatır: "Babamın terazisinin şaştığını hiç görmedim ben! Onu Hazret-i Ömer adaletinin timsali bilirdim. Benim istikbalimi tartarken adil olmadı o terazi. Mehmet Ali’yle nikâhlanmaktan başka çıkar yolum kalmadı. Günlerce gözyaşı döktüm, haftalarca yalvardım. 'Babacığım, ben masumum, bana kıyma, derslerimi tamamlayayım, yaşım küçük, beni yakma!' diye dizlerine kapandım. 'Beni sevdiğim biriyle evlendir, telli duvaklı gelin et!' dediyse de beni hiç dinlemedi.

Kızının bu sözleri Raif Paşa’yı hiç etkilemez. İhsan Raif on üç yaşında gelin olmuştur. On dört yaşında da anne olur. 1890 senesinde ailesinden, sevdiklerinden, çocukluk masumiyetinden ayrılmanın hüznünü ve hayal kırıklığını yaşarken bir de hiç tanımadığı ve sevmediği kocaman bir adamın karısıdır artık. 

İşte bu ruh hali içindeyken yazar o şiirini. 

Kimseye etmem şikâyet; ağlarım ben halime 
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime. 
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime 
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.

Şarkının sözleri aslında  sonunda bir kız çocuğunun yalvarışıdır! Başına geleceklere sessiz isyanıdır! Henüz on üç yaşındaki İhsan Raif Hanım’ın bir iftira sonrası zorla evlendirilmek üzereyken kağıda karaladığı bir şiirdir.

Kimseye Etmem Şikayet, sadece sevilen bir Türk Sanat Müziği klasiği değil, aynı zamanda 1800'lerin sonunda İhsan Raif Hanım'ın, yani bir kız çocuğunun yalvarışıdır. Çocuk yaşında zorla evlendirilişine ve kendisini bekleyen karanlık geleceğe dair kağıda haykırdığı dizelerdir. 

O zamanki kullanılan dil ile şimdiki dili karşı karşıya getirmek istedim, ama başaramadım. Dilimizin ne kadar kabalaştığına işaret eder gibi durdu gözümün önünde. İhsan Raif Hanım‘ın ve Kimseye Etmem Şikayet’in hikayesini öğrendiniz. Şimdi şiiri tekrar okuyun ya da şarkıyı yeniden dinleyin. Sanki önceki okuyuş ya da dinleyişlere göre daha buruk, daha kıvamlı ve daha gerçek gelecek size. Bende öyle oldu.

İhsan Raif Hanım ancak on dört yıl sonra çapkınlıklarıyla kendisini hayattan bezdiren hayırsız kocadan boşanmasına izin çıkınca yirmi yedi yaşında ve üç çocuk annesi bir genç kadın olarak döner İzmir’den İstanbul’a. Bu evliliğin dışında üç evlilik daha yapar. 

Balkan Savaşı sırasında Hilal-i Ahmer (Kızılay) cemiyetinde gönüllü hemşirelik yaptı. Milli Mücadele’nin de ateşli destekçilerindendi. Paris'te geçirdiği bir apandisit ameliyatı sırasında kırk dokuz yaşında hayata veda etti. Mekanı cennet olsun.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.