• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Trabzon 9 °C

Kitlesel Hipnoz

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Bir, iki, üç uyan…

Dünyada olan biten olaylara karşı, kendini kapama; Dış etkenlerden uzak olmak. Bir nevi denek olma durumuna “Hipnoz” diyoruz.

Bir takım insanlar bu günlerde uyanmamak için direniyor. Hiçbir şeyi hatırlamıyor, yanlış şeyler hatırlıyor ve konuşuyor. Kitlesel bir hipnoz yaşıyor Türkiye adeta.

Bu İnsanların bilinçaltına erişilip hipnozla eğriyi doğru, siyahı beyaz, kötüyü iyi görmeleri sağlanıyor. Beyinleri programlanmış bu insanlar sahiplerine adeta köle olmuş durumdalar.

Bir psikolog arkadaşım “eğer bir sorun varsa, sorunu gidermek için bilinçaltının bir nevi kontrol altına alınması” olarak açıklıyor hipnozu.

 Bu durumda Hipnoz, kendi benliğinden sıyrılıp başka birinin kontrolü altına girmek midir? Yani kişinin başka birisi tarafından iyi ya da kötü yönde yönlendirilmesi olarak açıklanabilir mi? Hatta kişinin gözlerinin bağlanması gibi bir şey.

Hypnos eski Yunan ve Roma’da uyku tanrısı. Unutkanlık ve kayıtsızlık ırmağı Lethe’nin suları odasının içinden akar. Hypnos ise yumuşak sedirinde yatar etrafında ise; düşlerin yaratıcısı oğulları yer alır. Şimdilerde ise neredeyse ilahlaştırılan bir kişinin kölelerinin içinde bulunduğu vaziyetin tablosudur.

Bir hipnoz denemesi yapalım mı? Bir uzman gelişi güzel her hangi birini, bir sandalyeye oturtsa ve sorular sorsa. Nasıl cevaplar alır sizce? İşte benim tahminim. Uzman kişi karşı tarafla tanıştıktan sonra bir, iki, üç deyip kişiyi uyutur. Ve onu 10 yıl sonraya gitmesini istesin. Bence bu durumda bir psikolog ve hasta arasında geçebilecek konuşmanın ayrıntıları şu şekilde olabilir:

-          Neredesin?

-          Trabzon’dayım. Çünkü ben Karadenizliyim.

-          Trabzon’u anlat bana.

-          Trabzon değişmiş. Meydandayım. Trabzon Parkı residence, alış-veriş merkezleri koca koca binalarla çok farklı.

-          Uyruğun ne?

-          Türkiyeliyim. Cumhuriyet ibaresi yok.

-          İnsanları anlat bana. İnsanlar nasıl. Ne giyiyor. Ne konuşuyorlar?

-          İnsanların hepsi farklı dilde konuşuyor. Türkçe konuşan çok az. Genelde Arapça, Lazca, Gürcü’ce…konuşuluyor.

-          Sokakları anlatır mısın?

-          Sokaklarda çok az kadın var. Hatta hamile kadınların sokağa çıkması yasak. Kırmızı ruj da yasak; Ve kadınlar sokaklarda rahat yürüyemiyor.

-          Birde benim için, bir okul ziyaret eder misin?

-          Şu anda bir okulun önündeyim eski tarihi binanın yerine koca bir bina yapılmış. Okul muhteşem; İçi granitle kaplı süper. Sıcacık. Bu okul ne Anadolu Lisesi, ne de Fen lisesi burası bir imam-hatip okulu.

-          Trabzon’un doğası nasıl? Yeşilliğini anlatır mısın?

-          Hayır. Anlatamam

-          Neden?

-          Çünkü doğası yok. Yeşil yok, ağaç yok. Her yer araba ve binalarla dolmuş. Ben neredeyim?

-          Tamam! şimdi bir, iki, üç deyip seni uyandıracağım. Uyan.

Evet artık uyan Türkiye. Uyuma. Başına daha nelerin gelmesini istiyorsun. Fark et artık, gör artık. Geri dön artık. Birçoğumuz bir rüyanın içinde ölü gibiyiz.

Paranın hâkimiyeti insanları öz benliklerinden koparıp adeta gözleri sımsıkı kapalı uzaktan kumanda ile başkalarının hâkimiyetine bıraktı. Bir takım insanlar güç adı altında paranın esiri ve robotu olmuştur. Oysa “para” elimizin kiri değil miydi? Paranın değersiz ama insanın değerli olduğunu anlatan bu çok anlamlı söze ne oldu?

İnsanın yerini artık zengin kelimesi aldı. İnsan itibarını zengine kaptırdı. Değerli, kıymetli olan insan parayla yer değiştirdi. Ahlak yönünden üstün meziyetlere sahip insan ahlakını paraya sattı. İnsan zavallı, para güçlü oldu.

Her şey değiştiği gibi insanoğlunun tanımı da değişti. Değişimden nasibini alan insan maalesef iyi yönde değil, kötü yönde değişti. Çevresine ve kendisine zarar verir hale geldi.  Yaşadığı çelişkiler onu farklı bir moda sürükledi. İnsanda hep benim olsun dürtüsünü yarattı. Paylaşmayı bilen insan, birlik beraberlik bilincini ve önemini de yitirdi.

İnsan tükürdüğünü yalayan bir varlık oldu. Bir dönem beslendiği insanlara sırtını döndü daha çok paranın aktığı çeşmeye yöneldi. Televizyon, gazete, iş yeri, fabrika, inşaat sahibi olanlar, kimler sayesinde büyüdüklerini unuttu, güç kimdeyse onunla yürüdü. Prensipler rafa kalktı, ideallere ulaşmak için koşmaya başladı. Bütün bunların tek şartı vardı Hipnoz. Onu da oldu ve bugün anlamlandıramadığımız bir noktaya gelindi. Bir, iki, üç uyan insanlık.

 

HAVVA LAKUTOĞLU  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • MHP büyüyecekmiş!
  • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.