• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Trabzon 10 °C

KORKUNUN KORKUNÇLUĞU SİNER KALIR

Ali Rıza Keskinalemdar

Nasılsınız? Korkuyor musunuz? Korkunç bir kabus ile uykudan uyandığınız oluyor mu? “Ben korkmam” diyenlerden misiniz yoksa? Birileri için ya da  birilerinin sizin için “attı mı mangalda kül bırakmaz” diyor ya da dediğini düşünüyor musunuz? Gecenin ilerleyen bir vaktinde ıssız ve loş bir sokakta yürürken ayak seslerinizden ürküp sık sık ardınıza dönüp bakarak takip edilip edilmediğinizden emin olanlardan mısınız? Gecenin karanlığında karşı apartmanın balkonuna vuran hafif hafif sallanan ağacın gölgesini bir insan olarak algıladığınız olur mu? Geceleri tek başınıza bir mezarlık yanından geçerken mutlaka bir ses duyar mısınız ya da asla tek başınıza mezarlık yanından geçmez misiniz?

Ya “eli yüreğinde” yaşıyoruz ya da “ağzımız kulaklarımızda”… Ortası hiç yok! Ya çok bağırıyoruz ya da hiç sesimiz çıkmıyor; “vur ensesine tokadı al ağzındaki lokmayı” misali yaşayanımız daha fazla galiba! Aksiyonsuz, aldatmasız, hilesiz, entrikasız, yalansız dolansız, bağırıp çağırmanın ve vurup kırmanın olmadığı filmlere bile  “ne biçim bir filmdi bu” diyerek burun kıvırıyoruz.

Emir almaktan hoşlanıyor olmalıyız ki emir vermeyi de seviyoruz; en ufak bir makam sahibi olanın ilk işi, koltuklarını kabartıp şişinirken hemen altındakini ezmeye çalışmaya başlamasıdır. Böyle yapılmazsa alttakilerin şımartılarak “başa çıkartılacağı”ndan korkulur. Alttakinin de hemen şımarıp “başa çıkmaya” ve de “enseye tokat” misali muhabbetlere gireceği korkusu rüyalara bile girmeye başlar.

KİM BİLİR NEREDE NASIL

İnsanların en büyük korkularından biri de hiç tanımadığı biri tarafından “kim bilir nerede nasıl” öldürülebileceği korkusudur. Evinin balkonunda bir düğün alayını izlerken, yoldan karşıya geçerken ya da kaldırımda yürürken, parkta otururken, arabanızın içinde kırmızı ışıkta beklerken, işinizin başında çalışırken… Sizde silah yokken mesela en demokratik hakkınızı kullanırken alanlarda…

Evine bombalı paket yollanılan, arabasının altına kontak anahtarı çevrildiğinde patlayacak şekilde bomba yerleştirilen, evinin merdivenlerinde suikasta uğrayan, oturduğu otelin kafeteryasında patlayan bomba ile hayatını kaybeden ve failleri hiç bulunamayan onca yazar, çizer, gazeteci, bilim insanından ne kadarının böyle bir duygu ile yaşadığını belki de hiç bilemeyeceğiz.

“Berkin Elvan Dosyası”na bakan Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın aklına, odasında iki silahlı kişi tarafından rehin alınıp sonunda hayatını kaybedeceği hiç gelmiş miydi? Ya Rize’den dönen Fenerbahçe futbol takımı kafilesinin otobüs şoförü Ufuk Kıran gece yarısına doğru, saatteki hızı 100 km. (Kimine göre ise 120 km/s hız yapmaktaydı) iken yaklaşık 100 metre uzaktan atılan fişeklerin (Ki, domuz saçması olduğu söylendi) tek hedefi olabileceğini (olasılığını) hiç düşünmüş müydü?

Gerçi kafilede bulunan bir FB yöneticisi, saldırıdan iki dakika kadar önce yanındakilere, hem de olay sonrası yine yanındakilere teyit ettirerek, kendinden son derece emin olmanın verdiği büyük bir keyifle, ağzında akide şekeri çevirircesine şunları söyleyecekti: “Bakın, bundan sonraki 5 km. içinde saldırıya uğrayacağız”!

GERÇEKTEN ÜZÜLÜYOR MUYUZ?

Ölüm karşısında bile taraf tutuyor gibi miyiz, ne! Birisi “terör olayı” nedeniyle ölüm korkusu yaşadığında ya da öldüğünde, içten içe “oh olsun”, “belasını buldu”, “layığını buldu” türünden keyif alma duygusu taşıyorsanız, demokrasi ile aranızın iyi olduğu elbette söylenemez.

Geçmişte bu ülkede faili meçhul binlerce cinayet işlendi. Bazılarının cansız bedenine bile ulaşılamadı; “kim bilir nerede nasıl” öldürüldüler? Bazı cinayet sanıkları “adam” yerine geçip “devlet kademelerinde makam ve itibar sahibi” oldular. Bunlara “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” diyecek şekilde hamilik yapan zamanın Başbakanı da sonradan Cumhurbaşkanlığı makamına oturup emekli olduğunda köyünde “demokrasi müzesi” açabilecek kadar “en aslan demokratlığa” soyunabiliyordu bu ülkede.

Sözde “askeri vesayete son veriyoruz” ayaklarıyla esasında sivil vesayeti kurup, askerden daha askerci kesilip, daha “demiri kesen emir”cilikleriyle, askerin “demokrasi severliği”ne rahmet okutan nice “muhafazakar demokrat” gördü bu topraklar.

O nedenle “terör” ya da “devlet” orijinli ölümlerde önce “ölenin ne taraftan” olduğuna bakar bu “yeni Türkiye’nin çok fena demokratları”… Gıdıklayacağı yerleri çok iyi bilirler. Nereden ne kadar nemalanacaklarını emirlerindeki “toplum mühendisi” danışmanları tarafından önceden öğrenmişlerdir zaten.

İKİ TUHAF SALDIRI

“Rehine” olarak bir “terör” olayının ortasında hayatını kaybeden Savcı Kiraz, gerçekten “Berkin Elvan’ın katillerine ulaşmak üzere” miydi? Ya Rize’den dönen FB kafilesine Trabzon ili sınırlarında yapılan saldırı, UEFA ve FIFA nezdinde sonuçlanmak üzere olan “Şike Davası’nda bütün ibreler Trabzonspor’dan yana iken” mi yapılmıştır?

Savcı Kiraz “bir terör olayına kurban edilirken” nasıl Berkin Elvan’ın “mağduriyeti gölgelenmiş”se, FB kafilesi’ne yönelik saldırıda da “şike ile Trabzonspor’un elinden alınan 2010-2011 sezonu şampiyonluğu”  sonucu oluşan mağduriyetinin üzeri örtülmeye çalışıldığı anlaşılıyor.

Ana akım medya ve televizyonlara bakıldığında mesela Savcı Kiraz’ın ölümüne Berkin Elvan’ın, FB kafilesinin de saldırıya uğramasına Trabzonspor’un neden olduğu açık açık ilan edilmekte…

Bu iki tuhaf saldırıda hedefe “terör”ün değil de Berkin Elvan’ın ve Trabzonspor’un konulmuş olması, bir “derin plan kardeşliği” ile karşı karşıya olduğumuzun kanıtıdır. Özellikle FB kafilesine yapılan saldırının dış basına hızla servis edilmesi ve yankılarının hemen internet sitelerinde yer bulması, “Trabzonspor’un başının yakılması” için yanıp tutuşanlara nasıl da gün doğduğuna bir işarettir.

Bundan sonra Berkin Elvan ve Trabzonspor’un masumiyeti, mağduriyeti ve haklılığı “eskisi kadar kolay dillendirilemeyecektir”; topyekun saldırı ile neredeyse artık bu “davaların” savunulur bir yanının kalmadığı ilan edilecek!

Bu iki tuhaf terör saldırısının en belirgin ve belki de ulaşması istenilen en önemli sonucu budur.

Oysa STSL’in bu sezonun ilk yarısının ikinci haftasında Avni Aker’de oynanan TS-FB maçı, son dönemlerde gerek saha içi gerekse de saha dışındaki gelişmeleriyle “en temiz” karşılaşmalardan biriydi. Trabzonspor kulübü de FB kafilesine yapılan saldırıyı anında lanetleyerek, bu işlerin içine çekilmeye meydan okumuştu ta başında. Ama “su başlarını tutan devler” çoktan kurgularını bu yönde yapmıştı.

Yine Berkin Elvan’ın annesi ve babası verdikleri barışçıl mesajlarla terör ya da gösterilerde çocuklarını kaybeden ailelerle yakınlaşarak “yeni ölümlerin yaşanmaması” mücadelesini yürütüyordu. Şimdi onlar bu mücadeleden “çekildiklerini” ilan ettiler.

Sonuç olarak, iktidarından muhalefetine, basınından sosyal medyasına kadar söylemlere bakıldığında, her iki olaydan ders çıkartılacak şekilde kazananının demokrasi olmadığı anlaşılıyor. Ölenler öldüğü ile acı çekenler çektikleri acılarla kalmaya devam ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
  • MHP’de iki çift bir tek!
  • TFF Trabzonspor’u haraca bağladı!
  • Fevzi Hoca’nın misafirleri!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.