• BIST 101.892
  • Altın 190,254
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • Trabzon 20 °C

KTÜ’NÜN GEOMETRİSİ

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Bilimsel terminolojinin günlük dilde yer almasının olumlu bir yanı olduğunu düşünüyorum. Toplumun geniş kesimlerinde ilgi uyandırabilmek ve anlaşılır olmak adına bilimsel terminolojinin güncel konulara ait değerlendirmelerde kullanılmasına ilişkin çeşitli örnekler verilebilir. “Eksen” ile konunun gidiş yönünü; “metafor” ile abartılı ve masalsı anlatımı; “momentum” ile yüksek bir etkiyi; “türbülans” ile düzensizliği; “paralel” ile de eş yapılanmayı anlatır olduk.

Ülkedeki kurumsal yapılar içerisinde, aynı fonksiyona uygun olarak fakat hedefte farklı bir yapılanma zihniyeti ile gelişmiş olan ve kontrol dışına çıktığı için devletin mücadele eylem planı kapsamına alınmış olan “paralel” yapıyı hemen herkes tanımıştır artık. Ülkedeki yargı, bürokrasi, güvenlik ve özellikle üniversitelerin bünyesinde yer edinmiş olan paralel yapılanmayı uzun bir süre daha duymaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

Mensubu bulunduğum Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin çok yönlü ve köklü geçmişi içerisinde hemen her dünya görüşünden akademisyeni kolayca bulabilirsiniz. Buna paralel yapı da dâhildir. Dolayısı ile KTÜ’deki “paralel geometrinin” tarihi de eskiye dayanır. Diğer bir deyişle KTÜ’de geometrinin paralelleşmesi sadece bugünkü yönetimin işi değildir. “Tek bayrak, tek devlet, tek millet” idealini dilinden düşürmeyen bir eski rektörümüzün paralelcilerle nasıl iş tuttuğunu hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Geçmişteki her dönemde bireysel ikballer uğruna üniversite yönetimleri güce yaslanmak ve etkin siyasetçilerle işbirliği yapmaktan çekinmemiştir. Hatta bu yönetim anlayışı büyük bir kasıntı ile “becerikli olmak” ve “iş bilmek” diye de dillendirilmiştir. 

KTÜ’nün mevcut yönetimi de; “KTÜ’deki geometrik” yapı ile ister istemez, bilerek ya da bilmeyerek yönetimde birlikteliğe gitmiş ve bir anlayış birliği geliştirmiştir. Bu yadsınamaz bir gerçektir. Esasında gayet doğal olan bu birliktelik, ülkenin başına örülen çorap ile bizatihi tepeden gelen uyarılar sonucunda kısmen sarsılmış ve “devri sabık” arayışları öne çıkmaya başlamıştır. Her şey bir yana birim yöneticilerinin atanmasında, liyakat, birikim ve donanım yerine, duygudaşlık ve ortak yaşam felsefesi temel kriter olarak alınmıştır. Bu anlayış bütün çıplaklığı ile ortada durmaktadır. 

Ben şahsen rektör Sayın Süleyman Baykal’ın son birkaç aydır basında yer almakta olan çıkışlarının yeterli değerlendirme yapılmadan, üzerinde iyi düşünülmeden yapıldığını görüyorum. Sayın Baykal görünürde (arka planı tam bilmiyoruz) herhangi bir neden yokken, cemaat yapılanması hakkında savunma refleksine girmiş ve kendisini bu yapıdan izole etme beyanlarını vermek zorunda hissetmiştir. Oysaki abdestinden şüphesi olmayan bir insanın refleksinin kesinlikle böyle olmaması gerekirdi. Tabii eğer bu konuda üst makamlar tarafından yapılmış herhangi bir telkin yoksa…

  •  

 

Gelelim diğer zafiyete… KTÜ’de rektörlük seçimlerine hazırlanmakta olan bir akademisyenin üst makama yakın görünme adına olur olmadık konularda fikir beyanında bulunması pek uygun düşmez. Esas uzmanlık alanı tıp olan ve bu alanda oldukça da başarılı olan bir hekimin “anayasa” gibi bir konuda fikir beyanında bulunması “şüyu vukuundan beter” duruma yol açmaktadır. Devletin üst makamına bu türden çıkışlar ile yaklaşma gayreti de pek hayra alamet değildir. Kendi yönetim anlayışından emin olan ve kendisine güvenmekte olan bir rektör adayı için bu türden faaliyetlere girmek; akademisyenlerde ve kamuoyunda doğal olarak acaba yukarıdan gelen “önce bir yürüyüşünü görelim” uyarısı ile mi yapılıyor sorusunu akla getirmektedir.

Her hâlükârda yeni dönem rektör adayı Sayın Süleyman Baykal; bugüne kadarki adaylık sürecini yeterince profesyonel yönetememiştir. Ayağındaki cemaat prangası ve yukarıya yakın görünme kaygısı, akıl ve mantığın önüne geçmiş gibi görünüyor. En azından benim görüşüm böyledir diyelim.

Ayrıca KTÜ’de rektör olmak ya da olmamak çok da önemli bir kazanım değildir. Sade bir akademisyen olarak da çok daha rahat ve huzurlu bir yaşam sürmek mümkündür. Ancak mesele sadece rektör olma meselesinin dışına taşarak, makam ve maddiyat beklentisinde olan gruplara esir düşmeye dönüşmektedir. Maalesef KTÜ’de de ülkedeki diğer kurumlarda olduğu gibi, fikri derinliği olmayan, referansı bilim dışı göstergeler olan ve en kötüsü de yetiştiği sıradan ortamın anlayışı ile dünyaya bakmaya devam eden kafalar oldukça etkilidir. Bu anlayışa teslim olan her yöneticinin vebali büyüktür.

Velhasıl, KTÜ’nün mevcut geometrisi ülkedeki tehlikeli paralelleşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır ve bundan sıyrılmak bugünkü yönetimin başarabileceği bir iş değildir. Yeni vizyonlara gerek vardır. Yanılmış olmayı ümit ederim.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.