• BIST 98.028
  • Altın 258,283
  • Dolar 5,7049
  • Euro 6,3986
  • Trabzon 20 °C

KULAKLARIN ÇINLASIN!

Turhan EYÜBOĞLU

  Hani böyle varlığını unuttuğunuz şarkılar vardır ya sürekli çalıp dinledikleriniz arasında değildir; hatta belki tarzınız bile değildir! Ama nerede duysanız "Sahi ya bu şarkı vardı!" dersiniz. Yüzünüze buruk bir gülümseme gelir oturur! İçinizden garip bir duygu, aklınızdan belki geçmişte kalmış bir yer ya da birisi gelip geçiverir! İşte bu şarkı onlardan biridir.

  Dinlerken tüyleri diken diken yapan şarkıdır da aynı zamanda! Hani birini çok seversiniz de kimseler anlayamaz! "Ne var ya bunda bu kadar sevilecek!" der. İşte bu şarkı, böyle söyleyenlere bir cevaptır. Her nerede bu şarkı çalıyorsa elbet uzaklarda veya yakınlarda başka birinin kulakları çınlıyordur muhakkak.

  Annem bu şarkıyı dinlediğinde "Çok derin bir hüzün yaşayan ancak bu şarkıyı yazabilir! Nasıl yazdın be kadın bu şarkıyı? Ne yaşadın kim bilir? Nasıl söyledin bu kadar içli?" derdi.

  Ülkü Aker, İstanbul'da gittiği bir gecede çok samimi olduğu bir arkadaşının oğluna rastlar uzun yıllar sonra. Ülkü Hanım, samimi olduğu arkadaşını bir trafik kazası sonunda kaybetmiş ve çok üzülmüştü. Arkadaşının oğlunu görünce masasından kalkıp diğer masaya doğru yürüdü. Oturan gencin arkasındaydı ve elini omuzuna koydu. Genç ne olduğunu anlamamış yavaşça yüzünü omuzuna konulan elin tarafına doğru çevirdi. Yüzünden şaşkınlığı anlaşılıyordu!

"Ülkü abla!" deyip iskemlesinden fırlayıp boğazına sarıldı.

"Hakan, canım benim! Kaç yıldır neredesin be oğlum?"

"Abla yurt dışındaydım. Yeni geldim. Çok iyi gördüm seni."

"Seni çok özledim oğlum. Yarın muhakkak buluşalım. Bu seste konuşamayız!" deyip kulağına eğilip buluşacağı yerin adresini söyledikten sonra oradan ayrıldı. Kaç yıl olmuştu ve neler yaşadıklarını aklından geçirdi o gece boyu! Ertesi gün evden çıkarak buluşacakları yere gitti. Hakan oradaydı.

"Abla hoş geldin!"

"Hoşbulduk oğlum!" deyip masaya oturdu. Uzun uzun konuştular ve hasret giderdiler.

"Hakan neden Türkiye'den gittin?"

"Uzun bir olay abla; konuşup başını ağrıtmayayım!"

"Hiç öyle şey olur mu anlat; dinliyorum."

  "Abla kısaca anlatayım. Babam, annemin ölümünden sonra İzmir'e yerleşti biliyorsun. Üç yıl sonra da çok iyi bir bayan komşumuz vardı; onun da kocası ölmüştü ve onunla evlendi. Kadının benden üç yaş küçük bir kızı vardı. Çok iyi bir aile olmuştuk. Babamın yeni eşi bana çok iyi davranıyordu. Kızla da çok iyi anlaşıyorduk ve ilerleyen senelerde ben ona aşık oldum; tabii o da bana! Bak şimdi senin sayende andım onu bugün, kulakları çınlamıştır!"

"Eee sonra!"

"Sonra babam ısrarla "Siz kardeşsiniz; ona göre birbirinize davranın!' demeye başladı. Herhalde bir şeyler sezmişti; ancak ben bir kere aşık olmuştum. Onu benim dışımda bir başkasının daha fazla seveceğine inanmıyordum."

"Peki, sizin birbirinizi sevdiğinizi kimse biliyor muydu?"

"İkimizden başka hiç kimse bilmiyor ve hiç kimseye de söylememiştik. Öyle bir bilmece haline gelmişti ki ne yapacağımı şaşırmıştım!"

"Nasıl bir bilmece?"

"Yine mahalleden tanıdığımız bir ailenin çocuğu ona aşık olmuş ve bana söylemişti. Ağzımı açıp bir şey söyleyemedim. Ancak babam ve eşi bu durumu çok iyi karşılamış ve kızı da ikna etmişlerdi. Ben de daha önce yurtdışında bulduğum işi iptal etmeyip düğün öncesi Hollanda'ya gittim ve beş yıl üzerine iki gün önce döndüm. İşte benim hikayem!"

"Üzülme oğlum! Her şeyde bir hayır vardır. Şimdi ne yapıyor kız?"

"Eşiyle Amerika'ya yerleşti."

"Ya öyle mi?" deyip sohbete devam ettiler. Hakan bir hafta sonra Hollanda'ya döneceğinden birtakım işleri vardı. İzin isteyerek ona sarıldı ve vedalaşarak ayrıldılar. Oturdukları yer Boğaz'ı tepeden gören bir mekandı. Ülkü Hanım çantasından çıkardığı küçük defterini masaya koydu ve kalemi parmaklarının arasında oynattı. Gözlerini kapatıp içine Boğaz havasını çekti ve yazmaya başladı.

Seni andım bu gece, kulakların çınlasın
Şimdi dargınız seninle, inan sen herkesten başkasın
Belki bana çok uzaktasın, belki de çok yakınsın
Şimdi dargınız seninle, inan sen herkesten başkasın

Seni benim kadar, hiç kimse sevmeyecek
Seni benden beni senden, başka hiç kimse bilmeyecek
Öyle bir bilmece ki bu aşk, hiç kimseler çözmeyecek
Seni benden beni senden, başka hiç kimse bilmeyecek.

Mısralar bitmiş ve kalkmaya hazırlandığı anda arkasından bir el omuzuna konmuştu. Döndüğünde elin Şekip Ayhan Özışık'a ait olduğunu gördü ve o hüzünlü havasından çıkıp sohbet havasına geçip bir yarım saat daha oturdu. Kalkarken:

"Üstat size güfte yazmıştım!" deyip küçük defterinden kopardığı yaprağı ona verdi ve oradan ayrıldı. Üstat okudu ve çok beğendiği bu güfteyi ceketinin iç cebinde olan gizli bölüme koydu. Aradan iki yıl geçmişti. Taksim'de oturan bir arkadaşına yemeğe gitmiş ve kalkma zamanı da gelince vedalaşarak yola koyulmuştu. 

  Arka yollardan Teşvikiye'ye doğru yürüyordu; ancak çok da kendinde değildi. Aklına eski bir sevgilisi geldi. "Bir şey yazarım!" diye elini cebine atınca gizli cebindeki kağıt aklına geldi. Duvarın dibine oturdu ve kağıdı aldı. Kağıdı açtı ve okumaya başladı. "Bir, iki, üç..." derken onu ezberledi. Kağıdı tekrar cebine koydu ve kalkarak yoluna devam etti.

  Evine geldiğinde sözler melodiyle beraber artık dudaklarındaydı. O gece çok yorgun olduğu için hemen uykuya daldı. Güneşin ilk ışıklarının doğmasıyla yatağından kalkıp kürdi makamında bestesini yaptı. İşte bu güzel eser böylece bize ulaştı. Ölenlere rahmet, kalanlara bolca üretimler dilerim. İyi ki varmışlar!

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.