• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Trabzon 23 °C

Kümeleşmeyelim

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Nerelisin sorusu ismimizi öğrendikten sonra, tanıştığımız kişiden duyacağımız diğer kelimedir. Burada ki ana düşünce yeni tanıştığın “insan” hakkında fikir sahibi olabilmektir.  Doğrusu aslında meraktır.

 Ama “nerelisin” sorusu, genelde hissiyatınla alakalıdır. Çünkü o kişinin sizin oranın havasını taşıdığını hissedersiniz.

Birçoğumuz doğduğumuz, büyüdüğümüz, havasını ciğerlerimize senelerce çektiğimiz topraklarımızdan ayrılıp başka şehirlerde ya da ülkelerde “hayat” denilen sahnede rollerimizi oynuyoruz. Doğduğumuz topraklar hep aidiyetimiz olmuştur.

Aidiyet duygusu ilişkinin devamı duygusudur. Aidiyet hemşehricilik ile birleşince kümeleşmek olur. Bu kümeleşmek durumu bugün içinde bulunduğumuz siyasetin ise ana temasını oluşturur. Kümeleşmek kısaca korumak, kollamak, gözetmek ve nemalandırmak demektir.

Hemşeri hitap olarak kulağa çok hoş gelen, insanı sarıp sarmalayan bir kelime olsa da; bugünlerde anlamını yitirmiştir.

Aynı kültürü kokladığın, aynı sokakları yürüdüğün, aynı yemek kültürüne sahip olduğun, aynı dili konuştuğun ve anladığın hatta aynı spor takımını tuttuğun hemşehri aslında özlemindir.

Başka şehirlerde, başka diyarlarda aynı havayı teneffüs ettiğiniz, “bizim oraların insanı” sıfatı Türkiye’de bağıran bir sosyolojik yaradır. Hemşehrin olan kişiye eğer işi yoksa iş, aşı yoksa aş sağlamakla mükellefsin. Hele bir de işin ucunda anne veyahut babanın “sahip ol” duygusunu beynine kazınması var ki, bu işte işin püf noktası. Evlenmiş olman, çoluk çocuk sahibi olmuş olman anne ya da babanda senin artık “ayrı” bir aile olduğun gerçeğini hissettirmez.  Anne ve baba da hep ben ne dersem o olur mantığı mevcuttur.

Hemşehri bazen olumsuzluktur. Zorda olan bir insana yardım elinin uzatılması insancıl bir olgu. Ama iş maalesef bu kadar saf bir niyetle kalmıyor. Hemşehricilik dayanışması çok tehlikeli bir boyut.  Nasıl mı?

Önce derneklerde ve vakıflarda başlayan birliktelik basamak basamak desteklerle yukarılara kadar taşınıyor. Birbirini kollamak ve kayırmak durumu beraberinde adaletsizlik denilen mekanizmayı devreye sokuyor. Nasıl mı? Eğer kişi bir bürokratsa, hemşehrisi olan tecrübesiz ve iş deneyimi olmayan insanı işe alıyor… Bakınız Türkiye’de ki kadrolaşmalara. Yanılıyor muyum?

Şehirlerin ruhu orada yaşayan insanların ruhunu yaşatır derler ama o ruhu kişinin nasıl algıladığıdır önemli olan. Şehirlerimizin ruhunu “hep bana” ruh hali ile ve bir takım yanlışlıklarla incitmeyelim.

Keşke hemşehri ruhu ahbap ya da memleketlim olma duygusu kadar temiz ve saf kalabilseydi. Keşke bu ruh kadrolaşmasaydı. Keşke samimi kalabilseydi…

Kültürel farklılıklar hepbizim insanımız için kâbusolmuştur. Onu tanımak, onun kültürünü anlamak hep zor olmuştur. Bu “öteki” dürtüsünü ortaya çıkarmıştır.Bugün eğer dehalar dönemi bitip, ekip ruhu oluşmuşsa bunun sebebi işte bu dürtüdür yani öteki dürtüsü.

Bedri Rahmi Eyüboğlu resim öğrenimini Paris’te başka bir kültürde yapmış ve yaşamış bir deha. Her şeyi tek başına yaptı. Mimar Sinan daha iyi eğitimler alabilmek adına tek başına başka şehirlerde yaşadı araştırdı, inceledi ve koca Sinan oldu. Ruhları şad olsun.  İnsan zekâsının ve ruhunun erişebileceği en iyi seviyeye tek başına gelmiş dehalardan sadece bir kaçı…

Hiçbir dahi zevk, sefa ve bolluk içinde yaşayarak ve birilerinin elinden tutmasıyla bir yerlere gelmemiştir. Her biri inandıklarını, ciddi sıkıntılarla baş ederek kanıtlamışlardır; Hep tek başına ve tek adam olarak.

Kümeleşmek, insanların düşünmesinin önünde ki en büyük engeldir. Hür iradeyi öldürendir.

Ekip ruhu düşünme yetisini, bir şeyleri üretme yetisini bugünlerde alıp götürüyor. Çünkü ben düşünmesem karşımdaki düşünür fikrini geliştiriyor. Bu da beraberinde tembellik denilen o asalak dürtüyü geliştiriyor.

Hemşehricilikte en kolay yer bulma olayı ise ekibe dahil edilmektir. Birileri kazanır sen yersin; Bu iş aslında, çok kolay ve rahat gibi gözüküyor. Ama hemşehri unutma! Senin de tavizlerin olacak bir gün mutlaka…

Ben düşüncelerimi aktardım. Karadenizliyim bundan da gurur duyuyorum. Ama ayaklarımın üstünde, en güzel gerçeğim ve kıymetimle yani ailemle var olmaya, yaşamaya çalışıyorum. Ve hep hemşehri odası, vakfı ve derneğinden uzak durdum. Var olduklarımda ise; çok uzak kaldım. Ne olur ne olmaz prensiplerimden ödün vermek zorunda kalabilirim diye. O yüzden de hep “öteki” diye sıfatlandırıldım. Ama inanın böyle çok daha mutluyum. Çünkü “öteki” de insan. Eğer öteki iseniz, ya yeteneğinizden, ya gururunuzdan, ya inancınızdan, ya da karşı taraftan olmayışınızdandır...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.