• BIST 106.919
  • Altın 140,862
  • Dolar 3,5378
  • Euro 4,0661
  • Trabzon 24 °C

Kumpas olaylarının baş sorumlusu medyadır!

Kumpas olaylarının baş sorumlusu medyadır!
20 Ocak 2013 tarihinde Askeri Casusluk davasına tepki olarak Donanma Komutanlığı görevinden istifa eden Nusret Güner, “Kumpas olaylarının baş sorumlusu medyadır” dedi.

Röportaj: Havva LAKUTOĞLU

 

Onun istediği kişilikte çıkmaz sokaklar ve gizli işler yoktu…

O bazıları amaçlarına ulaşsın diye araç olmayı ret eden bir komutan.

O hayatında en zor olan “vakti” hiç yakalayamadı. Çünkü hiç vakti olmadı. Şimdi konuşmak ve gerçekleri anlatmak istiyor ama kendi ifadesiyle susturuluyor.

 

BİR KORKU TOPLUMU VAR

Uzun zamandır sizi izliyorum. Farkınız söylemleriniz ve tarzınız. Siz kısaca önündeki sürüyü takip etmeyen, kendisinin çizmiş olduğu yolu takip eden ve herkesin gittiği yolun da “illa ki” doğru olduğunu düşünmeyen aykırı bir insansınız. Siz söylemlerinizde “Korku toplumundan” bahsediyorsunuz. Sanki insanlar uzun bir kuyruğa girmiş ve insanlar birbiri ardından yok oluşa gidiyor gibi açıklamalarınız var. Yani kısaca bir baskı altında ve birbirini mi itip kalkıyor insanlık?

“İnsanlar sadece kendi adına yanlış yapmaz. Bazen de bir diğerinin yanlışı ve destekçisi olur. İnsanlar hedeflerinin ve kendi yollarının hangisi olduğuna karar veremez oldu. Evet. Türkiye’de bir korku toplumu var. Sürekli anlatmaya çalışıyorum, ben söylediklerimden korkmuyorum, ama insanlar benim söylediklerimi yayınlamaktan korkuyor. Nusret Güner başından beri susturulmalıydı ve halen de susturulmaya çalışılıyor. Basın benden korkuyor? Neden biliyor musunuz? Bu kadar olay yaşadık, hiçbiri zamanında doğru dürüst medyada yer almadı, hatta hiç yer almadı. Bütün bunların sebebi korkudur. Çıkarlarını kaybetme korkusu. Bunu göze alanlar için ise hapiste çürümek korkusu. Korkudan susmaktır. Bu çok tehlikeli bir vakadır. Dolayısıyla da tüm bu kumpasta bir numaralı suçlu medyadır. Türkiye Cumhuriyetinde bir ilk çıkıyor ve halka gerçekleri anlatacağım diyor ama medya hiç oralı değil. Beni susturmaya çalışıyorlar. Eğer susmasam da hapse atacaklarını söylüyorlar.”

 

TÜM İNSANLAR KORKUDAN SUSTU

-Yani bir şeylerin kontrol altına alınması için kurumların ve halkın susturulması mı gerekiyor. Bunu mu anlamamız gerekiyor söylediklerinizden? Hedefe giden yolda her şey mubah mıdır?

“Askerlere istediklerini yaptıramayacaklarını anlayan ve bilen Küresel Güçler, Siyasileri kandırabileceklerini düşünerek, Siyasilere hareket serbestisi kazandırmak yoluna gittiler, böylece de işlerini siyasilerle göreceklerdi. Bunu gerçekleştirmek için üç noktada faaliyete geçtiler; Askerler susturulacak, itibarsızlaştıracak ve korkutulacak ve böylece de diğer kişi ve kurumlara da korku salınmış olacaktı. Bir kısım General ve Amiralleri, hatta Genel Kurmay Başkanını bile hapse atarak çevreye korku saldılar. Bunu gören halk, hatta işadamları vb. tüm insanlar korkudan sustu. Ya bizim de başımıza gelirse diyerek; herkes korku içerisinde kaldı.”

 

OPERASYONDA KULLANILAN MEDYA

“İkincisi; Medyayı kontrol altına aldılar. Son yıllarda Medyanın operasyonlarda kullanılması çalışmalarına ağırlık veren NATO’da olduğu gibi; Medyanın önemi anlaşılmış ve medyayı kontrol altına almak hedef seçilmişti.  Böylece, halka istediklerini söyleyecek, istemediklerini ise halktan gizleyebileceklerdi. Bir örnek vermek gerekirse; Bilindiği gibi, tüm kumpas davaları Donanma Karargahında bulunan 5 numaralı hard diske dayandırıldı. Bu konuda TV kanalları ve özellikle satın alınan kalem ve beyinler haftalarca durmadan yayın yaptı. Her şeyi çok iyi bilen Medyadaki standart 5-6 kişi hep konuştular, yorumlar yaptılar. Kendi ilgi ve bilgi alanları değildi, ama bilip bilmeden konuştular. Tabii yaptıkları Türk Milletini istedikleri yönde dizayn etmekti; Halbuki bu hard disk donanmada bulunsun diye üç kez dava açmıştım, maalesef hepsi kapatılmıştı. Bu hayati konunun ortasındaydım, ama Medya bu konu ile ilgili bir kere bile bana soru sormadı. Danışmadı. Medya eğer olanı biteni olduğu gibi yayınlasaydı sonuç bu olmazdı. Unutmayın halk gerçeği de yalanı da hep medyadan takip ediyor.”

 

MUHALEFETİ DE DİZAYN ETTİLER

“Üçüncüsü; Muhalefeti de kontrol altına aldılar, istedikleri gibi dizayn ettiler. Gerçek muhalefetin oluşmasını engellemek için muhalefet ve iktidar el ele vermiştir. Bu Ülkede, siyaset yapmış, tecrübeli insanların öncülüğünde, Çağdaş-Laik-Atatürkçü-Dini Değerlere Saygılı bir kitleyi göz önüne alarak, Siyasi Parti Kurma çalışmalarına katkı vermeye çalıştım. Mevcut siyasi boşluğu doldurmak istedik bize izin vermediler; Çünkü meydan onların. Başkaları onların hesaplarını karıştırabilir. Gerçek muhalefeti oluşturmamak için hep el ele yürüyorlar. Ben bu konuda, sadece Muhalefet Parti liderlerini değil tüm yönetim kadrolarını suçlu görüyorum. Bunlar yandaş muhalefettir. Bugün de aynı şekilde devam etmektedir.”

 

SİYASETÇİYE SINIRSIZ İMKANLAR!

-Yani Sayın Güner siyasetçinin elini güçlendirmek için bu üç maddeyi mi öne sürdüler?

“Evet. Siyasetçi şimdilerde astığı astık, kestiği kestik sınırsız imkânlara sahip. Esas vesayet budur. Siyasi vesayet.”

 

-Peki ne olacak şimdi?

“Ne mi olacak? 2009‘dan beri söylüyorum; Türkiye iç kargaşaya doğru gidiyor. Son 6 yılda bundan geri dönmek için üç dört fırsat çıktı ama Millet bu fırsatları kullanamadı. Bakınız Türk Toplumu hemen hemen üçe ayrışmış durumda: Ortadoğulu, bağnaz, Sünni Halife özlemindeki dinci toplum; Atatürkçü-Çağdaş-Batı değerlerinde yaşamak isteyen-Dini Değerlere saygılı Laik toplum; PKK’nın kontrolünde Türkiye’den toprak koparma ve devlet kurma peşinde olan Kürt Ayrılıkçı Toplum.  Bakınız, herkes kendinin yargıcı olacak tıpkı zamanının Teksas’ı gibi. İşçiler, memurlar, emekliler maaş alamayacak, aç kalacağız. İşte, Ülkenin dibe vurmasından kastettiğim, bu koşullar altında üçe ayrılan halkın birbirini yemesi. Çok sabırlı olan ve bugüne kadar sessiz kalan Türk Milleti’nin Ülkenin bu şekilde dibe vurmasından sonra ayağa kalkacağına inanıyor ve biliyorum. Bunu önemle söylüyorum. Üstünü çizerek. Türkiye için çok tehlikeli bir durum var. Nedir biliyor musunuz? Kürt Devleti kurma özlemindeki ayrılıkçı Kürtler nasıl ki PKK adıyla yer altına kaymışsa; Çağdaş-Atatürkçü-Laik-Dini Değerlere saygılı toplum kesimi de yer altına kayabilir. Çünkü konuşturulmuyorlar, Mecliste temsil edilemiyorlar ve çaresizler. Ben çok açık ve net konuşuyorum Türkiye’nin geleceğinden çok endişeliyim. Yapılan hatalar Türkiye’yi korkunç bir noktaya getirdi.”

20151119_140034.jpg

YARGIYA HİÇ GÜVENMİYORUM SÖZÜ!

-Siz artık benim korumam minimize edildi dediniz. Devlet beni susturmak için bazı yaptırımlar koydu, bunlardan biri olan korunmam konusunda da imkânlarımı elimden aldı. Peki başınıza geleceklerden kim sorumlu tutulacak?

“Öldükten sonra mezarını bari koruyalım demeyeceklerine göre ‘tüh yanılmışız kandırılmışız’ der çıkarlar işin içinden. Türkiye’nin çivisi çıktı. Ne olur ki”

 

-Siz savunmanızda Yargıya güvenmediğinizi söylediniz?

“Deniz Kuvvetleri/ TSK ve de esas olarak Türkiye’ye kurulan kumpasta, istemeyerek de olsa Donanmanın 30-40 yıl geriye gitmesini engelleyemeyen, Türkiye’nin başına örülen çorapta büyük ihmalleri olan, en iyi niyetle bile görevi İhmal suçu işleyen Genelkurmay Başkanlarından biri olan ve benim istifa ederek ikaz etmiş olduğum Necdet Özel, benim susturulmam amacına matuf olarak kendisine ve Deniz K. Komutanına  hakaret ettiğim bahanesi ile 5 yıla kadar hapsimi istedi. İşte bu davanın duruşmasında, Savunmamda Yargıya hiç güvenmiyorum; karşınıza mecburen geldim; bu kadar insanın öldüğü bir ortamda savunma yapıyor görünmek istemiyorum; Beraatımı talep etmiyorum, siz Milleti temsil ediyorsanız ve benim suçlu olduğumu düşünüyorsanız, bana azami cezayı verin, Yargıtay’a da gitmeyeceğim dedim. Benim avukatım yok. Benim avukatım Türk milletidir diye düşünüyorum. Gerçi Türk milleti bana sahip çıkmıyor. Ama bunun sebepleri var. Çünkü millet beni tanımıyor. Tanıtmamak için ellerinden geleni ardına koymuyorlar”

 

HEP ASKER DİNE KARŞIDIR DENDİ!

-Sayın Güner tabunun birbirine zıt iki anlamı var. “Kutsal ve kirletilmiş”, yani hem kirletilmiş hem de kutsal sayılan şeyler “Tabu” olabilir. Bir dönem asker kutsal sayılan ve konuşulması dahi (Korunmak adına) yasak olan iken, bugünlerde kirletilmiş oldu. Herkes konuşuyor ve yorumluyor. Ne oldu da bugünlere geldik?

“Bizim ordumuz hep halkın ordusu oldu. Bizde her evden ya bir er, ya da bir asteğmen çıkar. Ama buna rağmen bizim ordumuz hiçbir zaman İran’da bir dönem Pehlevi’nin ordusu gibi güçlü, zengin ve dokunulmaz olamadı. Halk TSK çok iyi tanıyor. Uzun yıllardır ‘din’ faktörü ile asker üzerinde oyunlar oynandı. Askerlik ile inanç arasında nasıl bir bağ kurulabilir, ama onu da yaptılar. Askerin halet-i ruhiyesi ile oynadılar. Türkiye’de din psikolojisi ile her türlü oyun oynanıyor. Asker dine karşıdır dendi.”

20151119_153838.jpg

BU BİR ALDATMACADIR

-Asker dine karşı mıdır peki?

“Böyle bir şey yok. Bu bir aldatmacadır. Askeri bu şekilde dinsizdir diyerek karalamaya çalıştılar. Bunun en önemli ve en gerçekçi örneği benim. Ben inançlı bir insanım. Bugün bizi yönetenlerden hiç biri benden daha dindar değildir. İnancım beni hep olumlu yönde yönlendirdi. Dolayısıyla dini vecibelerimi yerine getirirken, toplumsal davranışlarımda ve toplumsal ilişkilerimde de pozitif olmaya çalıştım. Çünkü din olumlu yönde değerlendirilmediği takdirde olumsuz sonuçlara sebep olabilir. Din toplum için yararlı kişi olmayı öngörür. Dinin yalan, hile katakulli ile ilişkisi yoktur. Askeri bu şekilde dinsiz diyerek toplumdan soğutmaya çalıştılar…”

 

-Asker üzerinde neden oyunlar oynanıyor?

“Doğuya doktor, öğretmen gitmiyor veya zorla gidiyor, ama asker yıllardır gidiyor hep oradalar. Bu sebeple de halk askeri kıskandı. Neden biliyor musunuz? Çünkü asker hep örnek oldu. TSK bir disiplin kuruludur. Doğuda derme çatma yerlerde yaşayan insanlara örnek oldu. Asker gittiği yeri güzelleştiren ve yaşanabilir yer hale getirendir. Doğuda yaşayan insanlara örnek oldu, yardımcı oldu. Birileri bunu da kıskandı. Bu ilkel duygu askeri yok etme çabasıdır. Bu özgüven ve kaygı bozukluğu asker üzerinde çeşitli oyunlar oynanmasına sebep oldu.”

 

DENİZ KUVVETLERİ BİR NUMARADIR

-Neden Deniz Kuvvetleri üzerinde oyunlar oynandı?

“Batı size müsaade eder bir yerlere gelirsiniz. Ama sizin çok fazla mesafe kat ettiğinizi görünce de hemen kafanıza vurur ve sizi alaşağı eder. Biz yıllardır harp ediyoruz aslında. Halk, barış zamanı, asker boş duruyor diye düşünüyor. Hatta, üst seviyedeki yöneticilerimiz bile ‘askerlik yan gelip yatma yeridir’ algısı yaratmaya çalıştı. Halbuki, asıl mesele harp yapmadan harbi kazanmaktır. En azından TSK’nin barışta yarattığı caydırıcılık ve bunun için gecesini gündüzüne katması en azından bir harp kadar zordur. Şunu övünerek söyleyebilirim, Türk Deniz Kuvvetleri, hiçbir ikaz olmadan 8 saat içinde, % 80 unsurları ile Genel bir Harbe girmeye hazırdır. Tabi böyle bir hazırlığın bedeli de çok ağırdır. Bir Fırkateyn veya Denizaltında çalışan subay ve astsubaylar, bırakın tatil yapmayı, akşam 6’dan sonra evlerine gidebildikleri akşam sayısı 365 günde ortalama 80-90 akşamdır. Düşünün ki subaylar 14-16, Astsubaylar ise 16-18 yıl gemilerde çalışırlar. Deniz Kuvvetleri çok sıkı ve çok disiplinli bir kurumdur. Bizim içimize çok sızamadılar, ama çamur attılar. Bu şekilde, kurmay yarbaydan yukarı rütbede olan üst düzey personelin % 80’ni tasfiye oldu. Kumpas nedeniyle Donanma 35-40 yıl geriye götürdü. Bir amiralin yetişmesi 25-30 yıldan aşağı gerçekleşmez.”

 

TÜBİTAK İLE MUKAYESE BİLE ETMEM

“Benim firkateynlerimde doktorası olan subaylar vardı. Deniz kuvvetleri anormal derecede atılımlar yapmıştır, bizden önceki nesil, son 40-50 yıldır eğitime çok önem verdiler. Kendimden örnek vereyim. Türk Deniz Kuvvetleri, 1976 yılına benim Laser ve Elektro-Optic konusunda Yüksek Lisans yapmamı istedi. Eğitimden döndüğümde, Boğaziçi Üniversitesinden, Doktora yapma isteğime verilen cevap; ‘Bu konuda yeteneğimiz yok’ idi. Deniz Kuvvetlerinin Araştırma Merkezi, Türkiye’nin en iyi araştırma merkezidir. Samimiyetle söylüyorum TÜBİTAK ile mukayese bile etmiyorum. Hayatta hiçbir şey siyah ve beyaz değildir, hayat gridir. Gri rengi ciddiyettir; Hayatı ciddiye almak lazım; Tedbirli olmak lazım. Biz başımıza gelecek bu kumpas olaylarından habersiz donanmamız, ülkemiz ve milletimiz için ciddiyetle ve çok çalışarak bugünlere geldik. Benim hayatım çalışmak, çalışmak, çalışmaktı. Diğer arkadaşlarımın da benden farkı yoktur. Kırk bir yıllık askeri hayatımda bir kere dinlenmek ve eğlenmek için ordu evine dahi gitmedim. Ben uykularımı ve saatlerimi azaltarak uyuyan bir kişiydim. Her meslekte olduğu gibi, bir yerlere gelmek için sırtınızı birilerine dayamazsanız hür olursunuz. Allah vergisi aklınızın ve zekanızın olması yetmez, esas olarak ve de en önemlisi çalışma gücünüz ve aşkınız olacak. Herkes asker olamaz.”

20151119_153918.jpg

ASKERİ CASUSLUK DAVASI

-Askeri casusluk davası nedir? Casus arabozan, gizli amaçlar için çalışan biri iken nasıl oluyor da şan, şeref, asalet ve destan yazan askerle bir arada anılabiliyor?

“Bunlar bu olayı üç başlıkta topladılar. İstanbul casusluk davası, arada olan tutuklamalar ve en son İzmir gizli belge davası. Beş tane amirali gizli belge bulundurmaktan içeri attılar. Amirallerin kafalarının içi hep gizli belge doludur, Albayların da öyle. Askerlikle ilgisi olmayan birilerinin bu gizli belgelere sahip olması suçtur, casusluktur. Ama ben bir asker olarak bu belgelere sahipsem, bunu başkasına vermediğim sürece casus olmam. Benim işim budur. İşimle ilgili bilgiler ve belgeler işimin adresidir. Benim asker arkadaşlarımı bu suçtan yargılandılar. Bu insanlar halkı ‘askerin camiyi bombalayacağına’ dair inandırmadılar mı? Yazıklar olsun. Milli iradeyi yol göstererek bu olayları tırmandıran satılmış aydınları kınıyorum.”

 

ZATEN CANIMIZA OKUMAYA GELMİŞ!

-Sayın Güner askeriyenin içine sızan cemaate ait casuslardan dolayı Fethullah Gülen’i dava eder misiniz?

“Ben nasıl dava ederim. Benim muhatabım o değil ki. O kukladır. O şahıs zaten düşman ve canımıza okumaya gelmiş. Üstelik de bir sürü kurumdan atlayarak başarılı olmuş. Fırsat vermişler o zaman neyi konuşuyoruz ki.”

 

DEMOKRASİ YOKSA RAHAT OLAMAM

-Hakkınızı nerede arayacaksınız?

“İlker Başbuğ’a çok kızdım. ‘Hakkımda ne karar verirse versinler yargıya gitmeyeceğim. İnanmadığım bir yerde ne işim olabilir. 10-15 sene yatarım. Sesini çıkarmaz ise Millet de bu ayıbını tarih boyunca çeker’ demeliydi. Halbuki Başbuğ, bireysel olarak çok mücadele etti hapisten çıkmak için. Oysa senin arkadaşların da hapiste neden onları çıkartmaya çalışmadın. Bugün bir takım gazeteciler Başbuğ paşanın sırtına yaslanmış olur da bir yerlere gelirse ondan nemalanmayı bekliyorlar. Birilerinin bu ülkede doğruları söylemesi lazım; İzlediğim çoğu insan doğruları konuşmuyor. Çok kırılmışsınız. Çok incinmişsiniz. İçiniz yanıyor. Ama çözüm yok gibi gözüküyor. Bugün için Türkiye’de demokrasi yoktur. Bugün Türkiye’de yapılan hiçbir şey yasal değildir. Eğitimli halk+ tarafsız medya+ Gerçek muhalefet= Demokrasi

Bu denklem kurulmadığı sürece ben rahat olamam.”

 

ESAS SUÇLULAR UNUTTURMAYA ÇALIŞIYOR

-Yeni Türkiye modelini laiklik ve hukuk ilkeleriyle nasıl ifade edersiniz?

“Bugün esas suçlular kumpası unutturmaya çalışıyorlar. Benim istediklerim üç maddede saklı. 1- Bütün masum insanlar hapisten çıkmalı. 2- Kumpas davasındaki tüm tetikçiler bulunup cezalandırılmalı. 3- Bütün sorumlular, bu işe her kim bulaşmışsa hepsini yargıya havale etmeli. Birinci şık oldu. İkinci ve üçüncü şıklar olmadı. Ben bu yüzden hiç mutlu değilim. Olamam da. Hele ikinci şıkkı kısmen oldu gibi görenler yanılmaktadır, söz konusu tetikçiler yargılanmaya başlamıştır, ama TSK’ne kumpas kurdukları için değil.”

 

-Yarın Türkiye’de yeni bir sistem kurun deseler ve yetkiyi de size verseler, ilk hamle yapacağınız yerler ve kurumlar hangileri olur?

“Sanırım bitiriyoruz ve bana toparlayın diyorsunuz. Benim gördüğüm kadarıyla ilk yargı ve medya ile başlarım…”

***

Ben size Nusret Güner Paşanın heyecanını, isyanını, mutluluğunu, suskunluğunu kendi kelimeleri ile aktarmaya çalıştım. En sona da beni çok etkileyen bir notu bıraktım

Çocukken gece yatmadan üç Kulhüvallahü Ehad ve Elham okuyan bir çocuk dualarında denizci olmak için hep yakarmış. Çünkü o denizci bir ailenin torunuydu. Dedesi, büyükbabası, babası, amcası kaptan olan bir çocuk tabii ki özlemini, hasretini denizde yaşar ve denizci olmak ister. Onun ki öyle bir aşkmış ki Allah onu sevdiğine kavuşturmuş. Çünkü çok dilemiş. O duaların yol gösterici olduğuna inanmış. Fakat Nusret Paşa şimdi sevdiğinden ayrı gibi görünse de, halen ülkesine ve TSK/ Deniz Kuvvetlerine bir nefer olarak hizmet ettiğine inanıyor. Yaşadığı haksızlıklar ve yalnızlıklar ona asla “keşke” dedirtememiş…

O şimdi çok önem verdiği namus, haysiyet, şeref kelimelerinin gerçek anlamaları ile yaşamaya çalışırken, TSK’ne iftira atanların bir gün mutlaka hesap vereceğine inanıyor.

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
  • SİZ BUNLARI OKURKEN!..12 Temmuz 2017 Çarşamba 12:12
  • Fatih Atlı’ya tam destek11 Temmuz 2017 Salı 18:28
  • ADALET ATEŞİ!..10 Temmuz 2017 Pazartesi 12:52
  • Dünya Horon Rekoru Bursa’da Kırıldı10 Temmuz 2017 Pazartesi 11:22
  • Adalet Buluşması10 Temmuz 2017 Pazartesi 10:50
  • Yemen'e yardım gemisi yola çıktı09 Temmuz 2017 Pazar 21:33
  • Festivalde Sedat Peker'e yoğun ilgi09 Temmuz 2017 Pazar 21:32
  • Bakan Çağatay Kılıç, Yağız bebeğe sahip çıktı07 Temmuz 2017 Cuma 16:33
  • Bugün gazete manşetlerinde hangi haberler var?07 Temmuz 2017 Cuma 12:17
  • Bursa'da fabrika yangını06 Temmuz 2017 Perşembe 12:47
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.