• BIST 90.182
  • Altın 147,082
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Trabzon 7 °C

KÜRKÇÜ DÜKKANI

Ali Rıza Keskinalemdar

Niye “Tilkinin dönüp dolaşıp en sonunda yine kürkçü dükkanına döndüğü”nü hiç düşündünüz mü? Chincihilla, vizon, tavşan, kunduz, sincap, sansar, astragan (ki, Hazar Denizi kenarındaki Astrahan kentinde üretimin % 50’den fazlasının yapıldığı için Astragan adı verilen ve Kuzey Afrika orijinli Buhara / Karakul koçlarından elde edilen kürk) gibi değerli kürk hayvanları varken illâ ki niye tilki “kürkçü dükkanı”na döndürülür dersiniz?

Tilki; gümüş, mavi (ki piyasada tilki kürkleri içinde en değerlisi sayılır), beyaz ve kırmızı renkli “nadide bulunur kürke” sahip olduğu için mi  yoksa adı “kurnaz”a çıktığı için mi “kürkçü dükkanına” döndürülen hayvan olarak seçilir?

Öyle ya “kıssadan hisse” çıkartılırken en örneklenesi hayvanlardan biri, kendine “kurnazlık“ atfedilen tilki, bir metaforun eksenine yerleştirilmiş gibi olunmakta…

Ali Püsküllüoğlu “Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır” atasözünü, “Özgürlük, başına buyrukluk iyidir ama insan, ne kadar başına buyruk, kendi bildiğince yaşarsa yaşasın eninde sonunda bağlı olduğu çevreye dönmek zorunda kalır” şeklinde açıklar.

Bu atasözünden, bazı sonuçlar kaçınılmazdır diye de bir çıkarsama yapmamız zor değildir sanırım.

Mesela tilkinin bazen ormanın kuytularında bazen “yollar”da dinlendiğini ve yeni kurnazlıklar planlamak için “kürkçü dükkanına” döndüğünü düşünebilir misiniz? Peki ama son çözümlemede tilkilerin bir “sır küpü” oldukları hakkında kesin bir kanıya varmanız mümkün müdür? Sır küpleriile iyi arkadaşlık yapılır da, sır küpü de olsa sonuçta küp, her zaman çatlama ve kırılma olasılığı yüzünden sızıntı yapması da hesaplar içinde dikkate alınmalı, değil mi?

Şunu sormalısınız: “Sır küpü” tilkiler, nerede yaşar ve solurlar, nerede “iş bitirirler”, nerede “kurnazlıklarına” devam ederlerse, sizin çatalınızdaki peynire gözlerini dikmezler?

MÜFLİS TÜCCAR ESKİ DEFTERLERİ KARIŞTIRIRMIŞ

Başınıza gelmiştir; mesela şifreli yayın yapan bir dijital platformdan  depozitosuz dekoder almışsınızdır – hani bu da üyeliği kolaylaştırmak için size sunulmuş bir “hizmettir” – , sonra platform odaklandığı yayın ihalesini alamadığı için “batar”, siz üyelikten ayrılırsınız, elinizde kalan dekoderi iade etmek istersiniz, dijital platformun genel müdürlüğüne sorarsınız sizi bayilere yönlendirir, platformla iş yapan bayilere gidersiniz “o dekoderin bir önemi olmadığı, teslim almadıklarını” ifade ederler, belge istersiniz “veremeyecekler”dir, tekrar genel müdürlüklerini ararsınız, “ne demek efendim, almak zorundadırlar” denir, yeniden bayilere gidersiniz, “zaten o platformla artık çalışmadıklarını, bu nedenle dekoder iadesi alamadıklarını” işitirsiniz, yeniden ilgili platformun genel müdürlüğünü arar durumu anlatırsınız, “bir dakikanızı” isterler ve her defasında her nedense bağlantı kopar ve siz de artık bıkmış ve usanmış biri olarak dekoderi emin bir yerde saklamaya devam edersiniz…

Aylar geçer… Bir gün kapınızda bir tebligat bulursunuz… Söz konusu dijital platformun anlaştığı bir hukuk bürosunun antetli kağıdı altında hem tehdit hem de tehdidi cilalayan bir pazarlama metni yer alır… Efendim, “falanca dijital platformun dekoderini anlaşmalara ve yasalara aykırı alıkoyduğunuz için falanca kanunun filanca maddesi gereği hanenizde icra başlatılacağı, ancak aşağıda koşulları  ve  fiyatları belirtilen dijital platformunun yeniden üyesi olunması halinde bu işlemden vazgeçileceği” belirtilir.

Avukatlık bürosuna bir taşla iki kuş vurdurulmak istenir: Hem suçluydular hem de güçlü; yakalayabilirlerse de, öpeceklerdir! “Avukatlar” sözde hak peşindedirler ama pazarlama da bilmektedirler! Dekoder hala sizde idi ise, eliniz de güçlü demekti ve artık köşeye sıkışmış fare gibi oynayabilirdiniz, sizle oynamaya kalkanlarla…

Müflis bir dijital platform tüccarının eski defterleri karıştırmasından  dolayı, ülkede kim bilir kaç dekoder hikayesi ortaya çıkmıştır da haberimiz olmamıştır.

Ancak siyaseten iflasın eşiğine gelmiş olanların eski defterleri karıştırmalarının sonuçlarından  haberdar olduğumuz bir gerçek. Bakalım, hafta başından beri siyasi iktidarın ve yandaş basınının yeniden Kabataş yalanlarını ısıtıp, ısıtıp ortaya dökmelerini sahiplenen bir avukatlık bürosu çıkacak mı? Çıkacaksa da, olmayan “52 saniyelik görüntüye inanmayan varsa, hazırlanın, bir sabahın beşinde hanenizden alınacaksınız” diye bir tebligatı adresinize  gönderecekler mi?

O kadar çok tahkimata rağmen, iktidar ve yandaşları için yine korku dağları bekliyor! Ülke, böylece “kör kör parmağım gözüne” misali, nasıl da büyük bir kısır döngüye tutsak ediliyor!

POSTUN ELDEN GİTMESİ

Ülkede siyaset zenginlerin, varlıklıların ya da bazı dinsel güç odaklarının elinde şekillenirken, bu minvalde de “kendi işi” ile ilgilenen halkın / seçmenin, milletvekili adaylarının merkezden mi, temayül yoklamasıyla mı yoksa ön seçimle mi belirlenmesinin “oy oranının” artması için bir etkisinin şimdiye kadar anket şirketlerinin inceleme alanına girip girmediğini kesin olarak bilmemekle beraber, sadece “işkembe-i kübradan sallamaya” ya da sadece rakibini eleştirerek, yirmi dört saat “hırsız, yolsuz” haykırışlarına dayalı politikalarla iktidara yürüdüklerini sananların, “kazın ayağının hiç de öyle olmadığını” anladıkları son anda “seçime tutunmak” adına akıllarına halkla “öpüşmek” ve “tokalaşmak” geldiğinde, işin işten çoktan geçmiş olacağının artık farkında olmak gerekir düşüncesindeyim.

Dünyaya ve olaylara bakışları, beklentileri, eğitimleri, sinir sistemleri, beden dilleri, mimikleri, karakterleri, mizaçları, çelişkileri, inanışları, çıkarları, vs. çok farklı insanları bir çatı altında toplamak ve onları yönetmeye çalışmak elbette kolay değildir. “Her kafadan ses” çıkması ayrı bir şey, farklı seslerin yarattığı düşüncelerin zenginliği başka bir şeydir. “Farklı seslerle zenginlik yaratmak” bazen “kaş yaptığını zannederken göz çıkartmaya” benzer.

Bir şeyi anlatmaya çalışırken siz, siz olmaktan çıkıyorsanız ve başka bir kimliğe, üstelik “kötü bir kopyaya” dönüşüyorsanız, demokrasi adına yaptığınızı sandığınız “ön seçim” ile sınavınızın çok iyi geçtiğini düşünseniz bile sınıfta kalmanız sürpriz olmayacaktır. Tıpkı “tilki tikliğini bildirinceye kadar postunun elden gitmesi” gibi…

 “Postun elden gitmesi” ne anlama mı geliyor? Vallahi onu da, kaç seçimdir atıp tutan ama rakiplerince “suya götürülüp susuz geri getirilen”partilerin başkanlarına, parti yönetimine, mevcut milletvekillerine ve milletvekili aday adaylarına sorun, size zahmet.

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.