• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Trabzon 23 °C

KÜRT SORUNU VE GÜNEYDOĞU RAPORU-2

Ö. Faruk Altuntaş

Kürt sorununda geleneksel tutum, sorunun bir güvenlik ve asayiş sorunu olduğu yönündedir. Son yıllara kadar bu anlayışla gelindi. Başlangıçta, tek parti döneminde inkâr, tehcir, iskân, askeri operasyonlar biçimindeki oldukça sert asimile etme politikaları uygulanmış; DP ile başlayan dönemde, aşiret ve dini cemaat önderleri milletvekili yapılarak uygulama yumuşatılmıştır.

            İlk kez açıkça 1991’de Cumhurbaşkanı olarak Özal, Kürt meselesini kabul etti ve çözüm iradesinden söz etti. 1993’de Süleyman Demirel ve Erdal İnönü, Kürt realitesini tanıdıklarını söyledi. PKK, ilk kez 1993’te tek taraflı ateşkes ilan etti ve ardından ateşkesi uzattı. Bu açıklamadan 2 gün sonra Cumhurbaşkanı Özal öldü. Özal’ın ölümünden 40 gün sonra Bingöl’de 33 askerin kurşuna dizilmesiyle ateşkes bitti.

            Ve olaylar olayları izledi. Düşük yoğunluklu savaş stratejileri birbiri peşi sıra derinleştirildi. Devlet rutinin dışına çıktı: Faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, işkence ve tutuklamalar, köy yakmalar ve boşaltmalar başladı. Yüzbinlerce, milyonlarca insan göç etti…

            Kürt sorununun demokratik çözümünü savunan partiler kapatıldı. Devlet içinde çözüm taraftarı olanlar (Orgeneral Eşref Bitlis, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Adnan Kahveci) öldürüldü, tasfiye edildi. DEP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı, TBMM’den sürüklenerek çıkartılıp gözaltına alındı.

            Öcalan 1999’da yakalanarak Türkiye’ye teslim edildi. Tek taraflı ateşkesler ilan edildi. 1999 yılında Öcalan’ın çağrısıyla yurt dışına çekilmek isteyen PKK’lılara askeri operasyon düzenlendi, 500 civarında gerilla öldürüldü.

                                                                  ***

            AKP Hükümetinin ilk döneminde, AB’ne üyelik müzakerelerini başlatmak için bir dizi reform yapıldı: Olağanüstü hal kaldırıldı, gözaltı süreleri azaltıldı, DGM’ler kaldırıldı, çocuklara Kürtçe isim koymanın önü açıldı, Kürtçe yayın yasağı kaldırıldı, özel kurslarda Kürtçe öğrenimi serbest kılındı… Bütün bu vb. adımlar Kürtlerde çözüm umutlarını artırdı.

            Başbakan Erdoğan’ın 2005 yılında aydınlarla görüşmesi ve Diyarbakır’da yaptığı konuşmada Kürt sorununun varlığını kabul etmesi, Kürtlerden destek aldı.

            Ve 2009 yılında “Kürt Açılımı” gündeme getirilerek sorunun geniş kesimlerce tartışılması sağlandı. AKP somut bir proje önermedi, ancak herkesin düşüncesini ortaya koyması istendi. Ortaya çıkan tepkiler gözetilerek, önce “Demokratik Açılım”, daha sonra “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” ismi kullanıldı. Bu kapsamda, farklı STK’larla, aydınlarla, medyayla vb. uzun görüşmeler yapıldı. TBMM’de ilk defa özel bir oturumla Kürt sorunu tartışıldı.

            Barış girişimi olarak 8’i Kandil’den, 26’sı Mahmur Kampından 34 kişi Hapur sınır kapısından giriş yaptı. Ancak gelenlerin karşılanma biçimi ve ortaya konan sevinç gösterileri, karşı tepkilere yol açtı.

            Açılım Sürecinden sonra tersine uygulama olarak, KCK tutuklamaları ile STK temsilcileri, belediye yöneticileri, kanat önderleri tutuklandı. Öcalan ve PKK yöneticileri ile görüşülürken, aynı anda yaşanan bu tutuklamalar, güvensizliği artırdı.

                                                                   ***

            Oslo’da MİT elemanları ile PKK yetkilileri arasında gizli görüşmeler başlatıldı. Taraflar birbirini daha iyi tanıdı. Bir süre sonra görüşmelere ilişkin bir ses kaydı basına sızdırıldı. Devletin, PKK ve Öcalan’la doğrudan muhatap olmasını halk öğrendi. Bu görüşmelere halk, korkulduğu gibi tepki vermedi. Ancak Devlet içinde rahatsız olanlar oldu ve 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve kimi yöneticiler gözaltına alınmak istendi.

             Başbakan Erdoğan, gerekirse Devletin Öcalan’la görüşebileceğini söyledi. MİT – Öcalan görüşmelerine bağlı olarak iki milletvekili İmralı’ya gitti. Bu görüşmelerle son çözüm süreci başlamış oldu. 23 Şubat 2013’te üç milletvekili (Pervin Buldan, Altan Tan, Sırrı Süreyya Önder) İmralı’ya giderek Öcalan’la görüştü. Öcalan, üç mektup yazarak, devlet yetkilileri ile Avrupa’ya, Kandil’e ve Ankara’ya gönderdi.

                Tartışma ve görüşmelerden sonra 21 Mart 2013 günü Diyarbakır Nevrozunda Öcalan’ın mektubu okundu, çağrısı kamuoyuna iletildi. Öcalan okunan mesajında, “Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz, ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz… Silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun. Artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Silahlı unsurların sınır ötesine çekilme aşamasına gelinmiştir” dedi.

            Kandil, bu çağrıya uyacağını açıklayarak, ateşkes ilan etti ve alıkonulan kamu görevlilerini serbest bıraktı. 8 Mayıs’tan itibaren silahlı PKK güçlerinin geri çekileceği açıklandı. Oluşan çatışmasızlığın barışa evrilmesi istendi.

            Ve Akil İnsanlar Heyetleri oluşturuldu. 63 kişilik Akil İnsanlar Heyeti 4 Nisan 2013 günü Başbakan Erdoğan’la görüştü. Heyetin, Hükümet adına değil, bağımsız çalışması gerektiği belirtildi. Heyetler, bölgeleri gezerek çalışmalarını sürdürdüler. (Devam edecek)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.