• BIST 97.726
  • Altın 145,625
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Trabzon 17 °C

KUZEYE YOLCULUK

KUZEYE YOLCULUK
Ahmet KAYACIK

BAKAN BAYRAKTAR'A MEKTUP (2)

Sayın Bakan söylemekten, yazmaktan ve haber yapmaktan dilimizde tüy bitti; Karadeniz'in geleceği turizmde. Bölge turizminin de sermayesi olan doğasını koruması, kollaması gerekiyor. Tarihi ve kültürel varlıklarına sahip çıkması, renkli geleneksel yaşamını ve damak tadı konusunda farkındalık yaratması lazım.

Ancak sermaye giderek tükeniyor Sayın Bakan; dağlar, yaylalar plansız, kaçak ve çirkin yapılarla yok oluyor!

Bunun önüne geçmek için gerek kurumum NTV ve gerekse şahsım bendeniz yaklaşık 10 yıldır mücadele ediyor, bu yok oluşun önüne geçilmesi için mücadele ediyoruz. Bir farkındalık yarattık ancak yeterli adım atılmadı.

Dönemin Orman ve Çevre Bakanı Osman Pepe'ye konuyu defalarca aktardık. Bir keresinde toplantı sonunda dağ ve yaylalardaki kaçak yapılaşmayı yeniden hatırlattığımızda Valilere, Belediye Başkanlarına ve Orman Bölge Müdürlerine talimat vererek, "Babamın da olsa yıkın" dedi. Bu ilgili bürokratlara popülist bir talimat, benim soruma da yine popülist bir yanıttı. Çünkü bu açıklamanın ardından yaylalardaki yapılaşma daha da arttı!

Yine dönemin Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, bölgenin Vali ve Belediye Başkanları olmak üzere ilgili birimlerin sorumlularını Trabzon'da topladı, sorunu ele aldı. Ve toplantıya girerken şahsıma, "Senin hassas olduğun konuda toplanıyoruz. Yaylalardaki kaçak ve çirkin yapılaşmayı görüşeceğiz. Sorunu yeni dönemde meclise taşıyacağız" dedi. Ancak bu girişimde sonuçsuz kaldı!

Yine geçtiğimiz yıllarda Rize'nin İkizdere ilçesinde Karadeniz Master Planının toplantısı için 5 bakan, yaklaşık 20 milletvekili ile Samsun-Artvin arasındaki bütün illerin Vali, Belediye Başkanları, ilgili bürokratlar ve birçok turizmci biraraya gelmişti. Burada bir konuşma yapan yine dönemin Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, "Bu binaları yıkmanın zamanı geldi" diyerek bürokratlara yıkma talimatı vermişti.

Dışarı çıkan bir Vali'ye, "Sayın Valim, bu kaçak binaları yıkabilecek misiniz? Ne düşünüyorsunuz?" diye sordum. Verdiği yanıt, "Ben yıkmaya çalışsam, önce siyasiler karşı çıkar" olmuştu.

Evet, acı ama gerçek. Vali Bey doğru söylemişti. Nitekim Giresun Valisi Dursun Ali Şahin kendi döneminde Giresun yaylalarına çeki düzen vermek için bir hamle başlattı. Karşısına AKP'li milletvekilleri çıktı!

Halbuki Giresun'un marka yaylaları Kümbet, Bektaş ve Sisdağı başta olmak üzere bütün yaylalar yaşanmayacak hale geldi. Kulakları çınlasın, dönemin Valisi Dursun Ali Şahin bu konuda önemli adımlar attı. Kendisine minnettarız. Ancak yaptığı girişimler partili milletvekilleriniz tarafından engellendi.

Sayın Bakan, kentsel dönüşüm konusundaki başarınızı yaylalarda da göstermenizi arzu ediyoruz. Bir de yayla dönüşümü arzu ediyoruz. Bu bölgemizdeki milyonlarca insanımızın ortak arzusu!

Elbette herkesin yaylanın havasını teneffüs etme, soğuk suyunu içme, çamların gölgesinde uzanıp stres atma hakkı var. Ancak bu arzularını yerine getirirken yaşadığımız dünyaya saygılı olmalı, çevreye saygılı davranmalı, binalarının yöresel olmasına özen göstermeli, çok katlı yapılaşmadan vazgeçmeli, yaşadığımız evrenin sadece kendilerine ait olmadığını bilmeli ve gelecek nesilleri de düşünmeli! Ve elbette bölgemize sosyal, ekonomik ve kültürel getiriler sağlayan turizmin önünü kesmemeli!

Sizin bu sorunu çözecek enerjiye, projeye, samimiyete sahip olduğunuzu biliyor ve Karadeniz'in geleceği olan dağ ve yaylalarımızı kurtarmanızı bekliyoruz.

  

Bir kanatsız melek; Hasan Melek...

Değerli okurlarımız, haberci olarak yıllarca hep eleştirdik.

Yaşadığımız evrene ve insanlığa hizmet edip başarı elde edenleri genellikle dikkate getirmedik.

Halbuki o kadar başarı hikayesi olan insan var ki; bu değerleri gündeme taşıyıp, başarılarını anlatmak ve gelecek kuşaklara örnek göstermek durumundayız.

Nitekim biz bu değerlerimizi son 10 yıldır öne çıkarıyor, hem onlara onere ediyor hem de örnek gösteriyoruz.

Bu başarılı isimlerden biri de, Trabzon'un marka yüzlerinden çok değerli bir isim; Sayın Hasan Melek...

Hasan Melek denilince akla Trabzon'un sosyal, siyasal ve kültürel alanlarının yanısıra eğitimine damga vurmuş biri geliyor.

Ben Sayın Melek'i, Trabzon Belediye Başkanlığı döneminde tanıdım ve çok takdir ettim. Herkes görünür diye yer üstüne hizmet yaparken o daha o yıllarda Trabzon'un altyapı sorunlarını çözdü! Caddeler, yollar, kanalizasyon hatları, parklar, bahçeler, huzurevleri yaptı. Trabzonspor'un başarı için birçok oluşumun öncüsü oldu!

Trabzon'u yaşayan ve sosyal-kültürel ve ekonomik yapısını çok iyi bilen biri olarak, hep örnek olmaya çalıştı.

Giyiminden yaşam tarzına, hizmet aşkından yardımseverliğe kadar hep yol gösterici oldu.

Memleketin en büyük sorunun eğitim olduğunu gördü ve son döneminde kendisini bu alandaki hizmetlere verdi.

Merhum Rahmi Koç'un arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Türk Eğitim Vakfı'nın Trabzon Şubesi'nde sorumluluk aldı. İhtiyaç sahibi öğrencilere yıllarca burs verdi. Torpil bile yapmadan herkese hak eşit davrandı. Burs isteyenlerin aile yapısını ve ekonomik durumlarını yakından inceledi.

Geçtiğimiz aylarda Trabzon'a dev bir eser daha kazandırdı. Yaklaşık 200 öğrenci kapasiteli yurt açtı. Öğrencilere modern, insan gibi yaşayabilecekleri bir ortam yarattı. Bu yurttan da yine ihtiyaç sahibi kız öğrenciler yararlanacak ve eğitim alanında daha da başarılı olacaklar.

Değerli Başkanımız Hasan Melek şimdi bu yurdun giderlerini karşılamak için çaba harcıyor. Ekim ayında İstanbul'da Trabzonlu fotoğraf sanatçılarının eserleriyle fotoğraf sergisi açacak. Belki bir konser organize edecek. Ve ihtiyaç sahibi öğrencilerin giderlerini karşılamak için gelir elde edecek. Sayın Melek'in bu alandaki hazırlıklarını dinlerken etkileniyor ve onunla gurur duyuyorum.

İlerlemiş yaşına rağmen müthiş bir enerjiye, heyecana sahip. Bu özellikleri bile insana çalışma ve üretme duygusu aşılıyor. Kendisine minnettarız.

Trabzon'u yaşamış, özümsemiş ve de sosyal-kültürel ve ekonomik yaşamını yakından bilen kaç kişi kaldı ki...

Bence birimiz Hasan Melek'in Trabzon'un bu yapılarını kendisinden dinlemeli, kayıt altına almalı ve geleceğe miras olarak bırakmalı.

Kendisine sağlıklı ve başarılı nice yıllar diliyor, yaptıkları için kendisine sonsuz teşekkür ediyorum.

                                                                                                            

Giresun'da gençliğe dönüş...

Yıllar sonra Giresun'a giderek, birkaç günlük tatil yapmak istedim. Çocukluk ve gençlik yıllarına geri döndüm. Ve bir kere daha gördüm ki, her anlamda Giresun çok ama çok geri kalmış! Diğer iller farklı mı ki...

Ama ben size Giresun'u anlatacağım.

Çocukluğumuzda dönemin Magurus otobüslerine atlar, kentin batı yakasındaki plajlarına giderdik. Belediye plajının yanında bir de Arif'in plajı vardı. Diğer plajlar sonra sırayla devam ederdi. Her yer cıvıl cıvıldı. Giresun sosyetesi genelde Arif'in plajına giderdi. İnsanlar ağaçların gölgesinde oturur ya da yatardı.

Mahalle arkadaşlarımızla genellikle büyük mendireğin başlangıç noktasında bulunan Samantaşı mevkiine giderek yüzerdik. Ben yüzmeyi zaten bu alanda öğrendim. Alan doğal kayalık bölgeye sahipti ve su tertemizdi. O çevrede kimi zaman ilginç balıklar yakalardık.

Balık diyiverince aklıma İstavrit geldi. Yaklaşık 25-30 santimetre uzunluğundaki istavritleri yakalamak için, 15 santimetrelik istavritleri yem yapardık. Liman sahasında zargana ve lüfer avlardık. En çok da zargana avı hoşuma giderdi. Nasıl da kıvrıla kıvrıla gelirdi. Sonra, yine o yıllarda pırıl pırıl olan limanda midye çıkarır, tenekede pişirir, domates, salata ve tuz eşliğinde afiyetle yerdik. O midyeler piştiğinde nar gibi olurdu.

Ve Eşekco Memed'in dondurma ve limonatası vardı ki, bugün olsa dünya çapında marka olurdu. Eşekco Memed ve bu dondurmayı üreten birkaç komşusu daha fındık bahçelerinde kar kuyusu açmışlardı. Buraya yağan kar yazın eşeklerle şehir merkezine getirilir, Debboy mevkiindeki minik dükkanlarda muhteşem dondurmaya ve limonataya dönüştürüldü. Dondurma sakız gibi uzar, özel bardaklarında servis edilirdi. Ve dondurmaların üzerine erimeye yüz tutmuş yeşil buz ilave edilir, karışım müthiş bir tat oluştururdu. Sonra, çocukluğumuzun ve de gençliğimizin pastanesi Balkaya Roma dondurması getirdi, Eşekco Memed'in dondurması öldü. Çocukları da taksiciliğe döndü. Zaten bir süre sonra o değerli dondurma ustası Eşekco Memed ile aynı dondurmayı üreten komşuları da öldü.

Ve cuma günlerinin akşamları Giresun'un sosyal yaşamı bir başka renkli olurdu. İstanbul-Trabzon arasında çalışan dev yolcu vapurları Giresun'a sabah saatlerinde uğrardı. Dönüş yolunda ise Cuma günü akşam saatlerinde limana demir atardı. Ve o saatlerde liman gezi alanına dönerdi. Yediden yetmişe, genç-yaşlı, zengin ya da fakir herkes limana ve çevresindeki çay bahçesine akın ederdi. Yolcular yüklerini ve kendilerini gemiye atar, geride kalanlar ise çevrede balık-ekmek ve turşu yer. Ya da çay bahçelerinde sohbet ederlerdi. O günlerde Giresun'a ne kadar batılı turist gelirdi, hayret ederdik.

Çay bahçesi dedim de, aklıma geldi. Biraz da Giresun'un o yıllardaki kültür ve sanat hayatından söz etmek isterim.

****

Çay bahçelerinde TRT sanatçıları konserler verirlerdi. Limandaki çay bahçesinin yanısıra Millet Bahçesi, Gemilerçekeği'ndeki park tıklım tıklım dolardı. O yıllarda televizyon olmadığı için herkes dışardaydı. Bütün sahil tur atan ailelerle, genç kızlarla, genç erkeklerle doluydu. Yüzlerce genç sahildeki bu yürüyüşler sayesinde tanıştı ve yuva kurdu!

Arada bir sevgili Hasan Çilesiz'in kayığıyla Ada'ya giderdik. Giderken bazen sargan sürütür, teknede temizleyip, pişirim yerdik. Değerli kardeşlerim Ali Yıldır, Haydar ve Mustafa Çalışkan gibi arkadaşlarımızla midye çıkarır, oracıkta pişirir yerdik.

O zamanlar Şehir, Yeni, Uğur ve Saray sinemaları adlarında 4 sinema vardı. Ve hepsinin yazlık sineması da mevcuttu. Şehir sineması günün büyük bölümünde yeni filmler gösterirdi. İstanbul'a gelen bir film ertesi gün Giresun'da izlenirdi. Ve Şehir Sineması sadece filmlere değil konserlere ve tiyatrolara da ev sahipliği yapardı. zeki Mürenler, Nuri Sesigüzeller, Sezan Aksular, İbrahim Tatlısesler, Levent Kırcalar Giresun'da konserler verdiler, tiyatro oynadılar.

Hürriyet'in Dedeler Maratonu birincisi Mustafa Çeçen hem Giresunspor Genç takımında hem de atletizm ekibinde bize antrenörlük yapmıştı. Plajlarda, statlarda bizi kusturuncaya kadar çalıştırırdı. Bir Aksu maratonunda yani 7777 metrelik koşuya 27 atlet katılmıştık, ben 3 Balkan şampiyonu atletin ardından stada 4. sırada girmiştim. Yine o yıllarda gerek kendi mahallemizde gerek diğer mahallelerde kendi aramızda iddialı mahalle maçları yapardık. Spor salonlarında basketbolcu arkadaşlarımızla salon futbolu oynardık.

Daha eski yıllarda yani çocukluk çağlarımızda Gündüz gazetesi, simit ve çiklet satardık. Simit diyiverince ıskalamayalım; kendimi bildim bileli Giresun'da susamlı ve susamsız simit çıkarılırdı. En çok da susamsız simit satılırdı. Özellikle kahvaltılarda susamsız sıcak simit çok tüketilirdi. Susamsız simit o yıllarda, siyah kokulu üzümden elde edilen pekmeze batırılarak renklendirilir ve de lezzetlendirildi. Tadına doyum olmazdı. Şimdiler ise halka haline getirilmiş hamuru şekerli suya batırıp fırına atıyorlar! Yani simidi şeker küpüne dönüştürüp piyasaya sürüyorlar!

****

Pazar günleri fırınların önü kıymalı, peynirli pide yaptırmak isteyenlerin akınına uğrardı. Ben en çok peynir, yumurta ve maydanoz karışımıyla elde edilen peynirliyi çok severdim. Pidesini yiyenler akşama kadar yemek aramazlardı.

Yine hafta sonlarında insanlar yoğun olarak denize ya da yaylaya giderlerdi. Son model eski Amerikan arabaları toz içinde şehre dönerlerdi. Yayladan dönen otomobiller çam dallarıyla süslenmiş halde gelirlerdi. Sosyetenin yaylası Kulakkaya idi. Köylüler ise genelde Kümbet ve Bektaş yaylalarını tercih ederlerdi.

Fiskobirlik 'Krokan' adını verdiği müthiş bir ürün çıkarırdı. Atapark'taki Fiskobirlik büfesini bu yüzden hergün ziyaret eder, birkaç Krokan yerdik. Fiskobirlik sonradan bu ürünün üretimini durdurdu, 'Kıtkıt' adını verdiği benzeri bir tad çıkardı. Ancak tutmadı. Böylece Fiskobirlik hem Krokanı hem de Kıtkıt'ı kaybetti.

Ve Aksu festivaline giderdik her yıl Mayıs ayındı. Üstelik yürüyerek. O zaman fındık bahçesiydi ve çevre pırıl pırıldı. İnsanlar genelde köylerden gelir, burada eğlenir, kemençe çalıp bol bol rakı içerlerdi. O yıllardaki bir festival kapsamında kayık alabora oldu, 10 kişiden fazla insan yaşamını yitirdi. Sonra devlet bu festivali kendisi organize etmeye karar verdi. Bu kararın ardından halk devletin istediği gibi eğlenmeye zorlandı ama olmadı. Zaten o alan şimdi çöp dağının gölgesinde kaldı, Giresun'un silueti de yok oldu.

 **** 

Sonra, 1970'li yılların sonuna doğru birden siyasi krizler oluşmaya başladı. Ülke kaos yerine dönüştü. Sağ-sol çatışması başladı. Kardeşin kardeşi öldürme dönemine geçildi. Sokaklar yürünemez hale geldi. Sosyal, kültürel ve ekonomik hayat büyük oranda etkilendi. Dış güçler ülkeyi temel gıda maddelerinden ve akaryakıttan mahrum hale getirdiler. Sonunda 12 Eylül darbesi gerçekleşti.

Ve bunu takip eden yıllarda Özal iktidarı başladı. Kapitalizm ülkeye hakim olmaya başladı. Köylüler kentlere akın etmeye başladılar. Ve büyük bir sosyal ve kültürel erozyon başladı! Bütün geleneksel güzellikler yok oldu. Ve kanunsuzluk, kuralsızlık, kültürsüzlük velhasıl eğitimsizlik sorunun temel kaynağı oldu.

Bu erozyonun sonuçlarından birini size büyük bir heyecanla anlatmak isterdim ancak yerimiz kalmadı.

Hevesinizi haftaya saklayın. Pişman olmayacaksınız. Bakın Giresun nereden, nereye gelmiş!

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • FETÖ YA DA SÖZDE ŞEYHLER20 Mayıs 2017 Cumartesi 12:21
  • EKONOMİ Mİ TİCARET Mİ?18 Mayıs 2017 Perşembe 12:22
  • Ölümü hiçe saydı17 Mayıs 2017 Çarşamba 13:44
  • Meteoroloji'den yağmur uyarısı16 Mayıs 2017 Salı 14:38
  • Eski bakanın ağabeyi, kiracısı tarafından öldürüldü16 Mayıs 2017 Salı 14:35
  • Acil servise baltalı saldırı16 Mayıs 2017 Salı 12:40
  • Sözde ve özde gazeteciler!14 Mayıs 2017 Pazar 13:08
  • Jetler vurdu, 10 terörist öldürüldü!14 Mayıs 2017 Pazar 12:00
  • YALNIZLIK SENFONİSİ10 Mayıs 2017 Çarşamba 17:00
  • Berat Kandili Mesajları: Edilecek ibadetler neler10 Mayıs 2017 Çarşamba 12:43
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.