• BIST 108.869
  • Altın 271,535
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • Trabzon 8 °C

La Fontain Masalları!

Prof. Dr. Yahya Sezai TEZEL

   Ortaokul, lise öğrenciliği yıllarında çocuklarınızın müsabaka eksenli okul takımına, ya da lisanslı sporcu olarak başka kulüp takımlarına seçilmesi meselesi üstüne La Fontain masalları gibi bir şey yazmazsam patlayacağım.
  Bu çağlarda çocuklarınızın sınıf dışında hayatlarının akacağı kanallar arasında "trade off"lar vardır. Okul ya da kulüp takımlarında oynamaya başlayan çocuğunuz, kız ya da erkek, takımın kazanmasına yönelik bir "kültür" içinde yaşamaya başlarlar. Çok kere bu kültür takımı oluşturan sporcuların, bu arada sizin çocuğunuzun kişiliğinin bir bütün olarak gelişmesi meselesini, takımı çalıştıran antrenörün, kulüp yöneticilerinin yarı ya da tam profesyonel çıkarlarının türevi haline getirir.
Bu çağlarda çocuklarımız hayatlarıyla ilgili kararların "trade off"larını düşünemezler. Düşünmez değil düşünemezler. Çünkü, beyinlerinin senaryolar üretip bunları birbirleriyle karşılaştıracak, her senaryonun kazanç ve kayıplarını tartacak işlemlerin oluştuğu bölgesi henüz gelişmemiş, devreye girmemiştir. Bu bölge, medeni kültürlerin "akıl çağı"na giriş dedikleri 17, 18 yaşlarında gelişmeye başlar.
Ortalama hayatın çok kısa olduğu ve "herkesin herkesle savaştığı" (war of all upon hal) adeta doğa halinde yaşayan aşiret kültürleri alanlarında bluğa erme, yani oğlanın sperm kızın da yumurta üretmeye başladığı yaşlarda kişiler "ergin" oldu sayılırlar. Bunun içindir ki bir kız 9 yaşında yumurtlamaya başlamışsa onun üreme faaliyetine katılması, evlenmesi aşiretin yaşar kalması açısından gereklidir.
Biz ortalama insan ömrünün 80 yılı aştığı, okullarda örgütlenmiş eğitimin, eğer kişi doktora da yaparsa, nerede ise 30 yaşına kadar sürdüğü medeni kültürler dünyasında yaşıyoruz. Bunun içindir ki, çocuğunuzun orta okul lise çağında sizin onun için aldığınız karar onun bu karardan sonra yaşayacağını beklemeniz gereken belki 70, belki 80 yıl için geriye dönüştürülemezlikler yaratacaktır.
Ahmet ortaokul yıllarında, şimdi de olduğu gibi çok uzun boylu idi. Ted Ankara Kolejinde spor öğretmeni, basket takımı antrenörü Ahmet'i Kolej Basket Takımının genç kadrosuna almak için baskı uygulamaya başladılar. Ben Ahmet'e gerekçesini anlatarak istediği bireysel sporu yapabileceğini ama okul basket takımına katılmasına izin vermeyeceğini söyledim. Öğretmeni baskıyı arttırınca gittim okulda onu buldum ve konuştum. Öğretmen siz spor düşmanısınız dedi. Hayır dedim ben spor düşmanı değilim sadece okul takımına alınmasının Ahmet'in hayatının geri kalanını geri dönüştürülemez bir şekilde ve benim hoşuma gitmeyecek tarzda etkileyeceğini biliyorum ve bunu istemiyorum dedim. Ne demek istiyorsunuz diye sordu. Ben de son yıl içinde okuduğu bir kitabın adını söylemesini istedim. Söyleyemedi. Ahmet'e baskıyı sürdürmesi halinde konuyu okul yönetimine taşıyacağımı, benim de Ted Mezunu olduğumu ve dernekte ve vakıfta arkadaşlarım bulunduğunu ifade ettim. Konu kapandı.

  Ahmet'i 1987-88'de yani 12, 13 yaşlarında iken, son "sabatical"ımı kullanmak için Cambridge'e gittiğimde beraber götürdüm. İngilizce'si gelişsin ve bağımsız kalmayı öğrensin diye. Harika bir yıl oldu. Yemeğini pişirdim, çamaşırlarını yıkadım, ütüsünü yaptım. Evi kiralarken o bölgedeki en iyi devlet okullarını sordum, Comberton okulunu önerdiler. O köyde bir küçük daire kiraladım. Bir kasabın üst katıydı. Okulun en önemli özelliklerinden biri, müsabaka takımı sporunu yasaklamış olmasıydı. Gerekçe şuydu. Biz bütün öğrencilerimize yapabilecekleri sporları tanıtmak istiyoruz. Amacımız BÜTÜN öğrencilerin spor yapması. Müsabaka takımı okulun spor enerjisini müsabakayı kazanmasını istediğimiz takımlara yoğunlaştırıyor. Sonuç olarak da öğrencilerin nere ise tamamı, bir avuç arkadaşlarının müsabakalarını tribünden seyreden seyirci kitlesine dönüştürüyor. Ahmet o ders yılı boyunca 15 günlük dönemlerle Rugby dahil bir çok spor dalı ile tanıştı. Bu anı unutmadığım çok önemli bir tespit ve eğitim felsefesi meselesini taşıyor benim için.
Çocuklarınız ileride kendi çocuklarının annesi babası haline geldiğinde onlara torunlarınızla ilgili fazla bir şey söyleme hakkınız kalmıyor. Çünkü, çocuk benim ve eşimin, biz böyle istiyoruz dediklerinde verebileceğiniz anlamlı bir cevap yok. Haklısın demeniz, söylemeye çalıştığınız şeyi yutmanız gerekiyor. Ama çocuklarınız henüz ortaokul ve lise çağında ise size aktarmaya çalıştığım meseleyi bir sorumluluk olarak düşünün. Her tercihin bir "trade off"u vardır. İnsan ömrü iktisat teorisindeki bütçe kısıtı gibidir. Bütçenizi bir tercihiniz için kullanırsanız bu tercihini yapmasaydınız için yapabileceğiniz öteki tercihlerinizi yapamayacak olmanız bu tercihinizin maliyetidir. İnsan ömrü kısıtlıdır. Hem süresi kısıtlıdır. Hem de yaşlandıkça gençken yapabildiklerinizin bir kısmını eskisi kadar ya da eskisi gibi ya da hiç yapamaz hale gelirsiniz. Çocuğunuz o müsabaka bu müsabaka diye sahalar, kapalı salonlar, mahalleler, şehirler arasında taşınırken, büyük bir olasılıkla aynı zamanda müzikle ilgilenemez, klasik ve modern romanları okuyamaz, plastik sanatlar yeteneği var mı yok mu anlayamaz. Benden söylemesi. Sürç-ü lisan eyledik ise af oluna.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.