• BIST 81.870
  • Altın 148,365
  • Dolar 3,7929
  • Euro 4,0489
  • Trabzon 13 °C

MAHMUD

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Geçen hafta içerisinde Bursa’da önemli bir toplantı yapıldı. “Erbakan Vakfı” tarafından düzenlenen bu anma toplantısına katılmak üzere ülkemize gelen İran İslam Cumhuriyeti altıncı Cumhurbaşkanı Prof.Dr. Mahmud Ahmedinejad; yapmış olduğu konuşmalar ve temasları ile değil,  maalesef Suriye muhaliflerinin göstermiş olduğu protestolar ile medyada yer buldu.

Oysaki Ahmedinejad hem Bursa’da hem de İstanbul’da her iki ülkeyi yakından ilgilendiren mesajlar verdi ve ülkesine döndü. Ahmedinejad; Bursa’daki konuşmasında İran ve Türkiye'nin iki büyük devlet olduğunu belirterek, "Bu iki büyük millet ve devlet dayanışma ve birlik içine girerlerse aynı zamanda uluslararası alanda da problemlerin çözümüne büyük bir katkıda bulunacaktır. Milletler bir araya gelirlerse şeytan ve şeytani güçler hiçbir şey yapamazlar. Ve size şu müjdeyi vereyim ki, şeytanın ölümü ve milletlerin vahdeti yakındır” dedi.

Oldukça öze dokunur ve bölgesel çıkarlar açısından değerli bir bakış açısı…

İnşaat mühendisliği profesörü olan Mahmud Ahmedinejad; 1976 yılında İran’ın en başarılı 132. öğrencisi olarak üniversite sınavlarını kazanmış çok başarılı bir mühendistir. 2005 yılında seçildiği cumhurbaşkanlığından sonra dünyanın tanımaya başladığı ve bizim de izlediğimiz bu siyaset adamını, özellikle İran’ın Batı’ya karşı verdiği nükleer mücadelesinde tanımıştık. İran’ın; sahip olduğu din esaslı rejiminin gölgesinde kalan açılımları, özellikle Batı destekli medya tarafından hep gözden kaçırılmaya ve gösterdiği bilimsel/teknolojik gelişme unutturulmaya çalışılmıştır.

Cumhurbaşkanlığı döneminde özellikle Latin Amerika’daki Bolivarcı sol yönetimlerle yakın işbirliği ve dostluklar geliştirmiş olan Ahmedinejad’ın, Venezuela’nın efsanevi lideri Hugo Chavez’le gösterdiği yakın ilişki gerçekten de unutulamaz. İki farklı dine mensup toplumlar arasında bu derecede yakınlığın doğmasının nedeni, kesinlikle emperyalizme karşı ulusların bağımsızlık arayışında aranmalıdır. Bush’a “sarhoş eşek” diyebilen Chavez ile ABD’yi “şeytan” ilan eden Ahmedinejad arasında halkların ortak çıkarı, bütün diğer değerlerin üzerine çıkabilmiştir. Bu sıkı işbirliğini hemen hemen aynı kültürel değerleri taşımakta olan Türkiye ile İran niye yapamaz?

Bence Türkiye’nin cumhuriyetle kazandığı en önemli değerlerden bir tanesi olan laikliğin; bir din devleti olan İran ile yakın işbirliği geliştirmede engel teşkil etmemesi gerekmektedir. İran halkının kendi tercihlerine saygı duymak ilkesini hatırda tutarak, bölgesel kalkınma adına Türkiye ve İran arasında geliştirilebilecek pek çok ilişki için yeterli potansiyel vardır. İlginç olan nokta; İslami değerler üzerinden tam gaz siyaset yapmakta olan AKP’nin, bugüne kadar İran İslam Cumhuriyeti ile neden gerçek bir dostluk ve işbirliği kuramamış olmasıdır. Sizce de garip değil mi? Bir tarafın ya imanında bir eksiklik var ya da Chavez…

Rahmetli Erbakan Hoca’nın her şeye rağmen değerini şimdi daha iyi anlıyorum. Ruhu şad olsun.

 

TEMAYÜL KOMEDİSİ

Hafta sonunda AKP’nin milletvekilliği aday adayları için bir temayül (niye “eğilim” demezler acaba) yoklaması yapıldı. Niye yapıldığı, ne işe yarayacağı ya da bu yoklamada oy verenlerin neye güvendiği belli olmayan bir komedi… İşin en dramatik yanı ise, bu arabesk gösteriye, toplumda temayüz etmiş, aklı başında görünen, iş güç sahibi aday adaylarının da dâhil olmasıdır. Güler misin ağlar mısın? İş beklemek, görevde yükselmek gibi beklentiler olabilir, ama girme bu komediye kardeşim…

Bu eğilimin yoklaması bizim üniversitelerde yaptığımız rektörlük eğilim yoklamasından bile beter. Üniversitelerde akademisyenler “lay lay lom” oy verip, bir sıralamaya vesile oluyorlar ve bu sıralama önce YÖK’te sonra da yüce makamda “derin” değerlendirmeye tabi tutuluyor. Ama bu işte hiç olmazsa kimin ne kadar oy aldığı başından belli oluyor. Hiç olmazsa rektör atanmadaki eğilim yoklaması ne işe yaradı diye bir soru sorma hakkınız oluyor; peki AKP’nin temayülünde ne oluyor? Esasında bu temayül komedisinden herkes memnun; aday adayları boy resim verme fırsatı bulurken, üyeler hayatlarında görmedikleri ilgiye mazhar olmakta. Parti için eşsiz bir algı yaratma fırsatı, medyada temayül üzerinden en az bir ay süren bedava AKP reklamı vs. Halkın memnuniyeti zaten önemli değil. Geriye ne kalıyor?

Temayüle giren en iddialı aday adayı bile biliyor ki, karar genel merkezde verilecek. Çok büyük bir karizma sahibi olmadığınız sürece, işin ucu yukarıdakilerin memnun edileceği dolgun transferlere bağlıdır. İş bu kadar çığırından çıkmış durumdadır maalesef. Midesi bulanmayan devam etsin, belki bir şey düşer.      

 

YÖK’TEN HABERİNİZ VAR MI?

Evet; haberi olan varsa bize de ulaştırsın gerçekten. Neydi o günler? YÖK başkanları ana akım medyada habersiz gün geçirmezdi. Ağızlarından çıkan tek sözcük olay olur, günlerce tartışılırdı. Peki, şu anda YÖK başkanı kim? Adını kaç kişi söyleyebilir…

Alo Fatih’in kardeşi diye gelen Yekta Saraç ne yapar ne eder, bilen var mı? Hiç kimse bilmiyor maalesef. Ben de… Ancak ilk atandığında hayret verici bir açıklamasını not etmiştim. Eski üniversite mezunlarının idealist olduklarından bahsederek, şimdi bütün öğrencilerin sadece para kazanmaya odaklı olarak yetiştiklerini dile getirmişti. Doğrusu günümüzün popülist siyasetinden çıkma bir şahsiyetten beklenmeyecek olgunlukta bir açıklamaydı.

Son günlerde Yekta Saraç yönetimindeki YÖK’ün önemli bir çıkışı daha oldu. Hukuk ve tıp fakültelerine girişte sıralama sınırı getirilerek, önümüzdeki yıldan itibaren belirli bir sıranın altında kalanların bu fakültelere girememesi kararı alındı. Bu da yine popülist bir siyasi anlayışa aykırı ve kaliteyi tutturmak adına ciddi bir karardır. Bakalım YÖK’ün başka umut verici adımları olacak mı? Yoksa bir ipek böceği kanatlanması mı yaşıyoruz. Göreceğiz.

 

KOCA ÇINAR’A…

Geçen hafta Yaşar Kemal’i kaybettik. Gençlik yıllarımızda bize yön veren, dünyaya bakış açımızın şekillenmesinde önemli pay sahibi olan o eşsiz romanların yaratıcısı artık yok. Tam bir edebiyat deviydi… Dünyanın birçok saygın eleştirmeni tarafından usta yazar statüsünde görülen Yaşar Kemal’in en temel özelliği, dünyaya mazlumların gözünden bakabilmekti. Yazmak değil, kendini anlatmak üzerine eser üretirdi. Hedefi; sevgi, barış, kardeşlik, eşitlik ve paylaşımdı. Yani evrenseldi koca çınar…

Son dönemde bu ülkede ortaya çıkan ayrışmada ve kafa karışıklığında hep olması gereken yerde konumlandı. Emperyalist tuzaklara hiç düşmedi. “Kürt-Türk” demedi, her zaman olduğu gibi “ezen-ezilen” dedi. Beyin fonksiyonlarının azaldığı en yaşlı halinde bile “Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar” diyebildi.

 

“...Ve şimdi yıldızlardan bakacaksın bize koca çınar, o zeki bakışlarınla;

biraz benim amcam, biraz benim dedem gibi...

Seni hiç özlemeyeceğim,

çünkü hep yanımda olacaksın efsane.
Işığın bol, ruhun şad olsun usta.”

Haftaya yine görüşmek umudu ile saygılarımı sunarım. 

 

    

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
  • MHP sürpriz yapabilir!
  • Antalya’da sabah sporu!
  • Metin Kara’yı topa tutacak!
  • TBMM’deki oylama MHP’nin geleceğini belirleyecek!
  • DSİ 22. Bölge’de neler oluyor?
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.