• BIST 88.125
  • Altın 337,580
  • Dolar 6,4499
  • Euro 7,1137
  • Trabzon 10 °C

Mantıklı hareket etmek ve mantıklı yaklaşmak!

Yer KULAK

Almanya’da bir üniversite hocalık yapan Sinan Öztürk, koronavirüsle ilgili kısa bir değerlendirme yaptı ve şöyle dedi;

‘Birkaç gün önce Merkel'in yaptığı konuşmaya değinmiştim. Verdiği rakamlar Almanya'da yüzde 60-70 herkese bu virüsün bulaşacağı yönündeydi. Bu Almanya için 50 milyonun üzerinde bir rakam demek. Virüsten korunma şansımız aslında bana göre sıfır. Şu an çoğumuzda belki de bu virüs var. Virüsün eşyalar üzerindeki kalma süresi de göz önünde bulundurulduğunda bulaşmama olasılığı bana göre sıfır. Belirtilen risk guruplarında değilsek bu virüsün etkilerini hasta olarak birkaç gün yatakta kalarak ya da daha hafif atlatacağız. Bünyesi, bağışıklık sistemleri çok güçlü olanlarsa herhangi bir etki göstermeksizin virüsü kaptığı halde sıkıntısız yaşayacak bu dönemi.
   Bulaşamaması için kişisel tedbirlerin çok abartılmasının da bir manası olmadığını düşünüyorum. Şu anki çalışma masamda klavyemde telefonumda bile birkaç öncesinden kalma virüsler olabilir. Tuttuğumuz kapı kollarında, anahtarlarımızda, posta kutularımızda, kıyafetlerimizde, alışveriş torbalarında, satın aldığımız ürünlerde, paketlerde, kutularda kısaca hayatımızın her noktasında var bu virüsler.
O zaman geriye ne kalıyor? Mantıklı hareket etmek ve mantıklı yaklaşmak. Bu virüsün bize de geleceğini hatta çoktan gelmiş bile olduğunu kabul ederek paniğe girmemek, korkuya teslim olmamak, elbette kalabalıklardan kaçınmak, virüsün bulaşmış olmasının hayatın sonu olmadığını düşünmek, mümkünse bir iki saat açık havada, parklarda vs. yürüyüşler yapmak, beslenmemize, uykumuza dikkat etmek. Paranoyalardan uzak durmak hatta dakikada bir bu konuyla ilgili yayınları takip etmemek bence daha yerinde bir davranış olacaktır.’

Yeni bir dünya  kurulurken

  Trabzonlu hemşehrimiz emekli asker Canfer Balçık, koronavirüsün yeni bir dünya düzeni kurulmasına vesile olabileceğini söyledi. Balçık şöyle dedi;
‘Corona virüsü; kasıtlı veya kasıtsız yayılmış olsa da, sonuçları bakımından, yeni bir dünya düzeninin kurulmasına vesile oluyor.

Sağlıkla ilgili oluşturduğu kaotik ortam, er ya da geç, ortadan kalkacak; ancak yarattığı ekonomik tahribat yıllarca ve zincirleme olarak devam edecek.

Küresel ve/ veya bölgesel ölçekteki yüzbinlerce şirket iflas edecek, ölü eşek fiyatına düşenler, parayı basanlar tarafından satın alınacak.

Ekonomik gücü elinde tutanlar; siyasi ve askeri güçlerini pekiştirecek ve güç kullanma sanatlarıyla egemenlik alanlarını daha da genişleteceklerdir.

Krizden etkilenen zayıf siyasi otoriteler; uluslararası finans kuruluşlarının boyunduruğunda , ya istenilen siyasi ve askeri manevraları yapacak ya da devrilerek, yerlerine itaat edecek iktidarlar devşirilecektir.

Böylesi bir ortamda; sağlıkla ilgili olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tedbirlerde geç kalması hariç; çok iyi yürütülen mücadelenin, kararlılıkla devam ettirilmesi elzemdir.

Bu mücadeleyle koordineli olarak, ekonomik altyapıdaki tahribatın süratle giderilmesi, tekstil ve turizm başta olmak üzere, kriz sonuçlarının telafi edilerek fırsata dönüştürülmesi hayati önem kazanmaktadır.

Kriz sonucu kaybettiğimiz ve kaybedeceklerimizi çok iyi hesaplamalı, konuyu MİLLİ SEFERBERLİK ANLAYIŞI İÇERİSİNDE ELE ALARAK, herkesin elini taşın altına sokmasını sağlamalıyız.

Yeni dünya sahnesinde; yeniden ve daha güçlü olarak yer alabilmemiz; krizi ortak akılla yönetip yönetemeyeceğimizle doğru orantılıdır.

Israrla ve hiçbir siyasi etki altında kalmadan istiyor ve umut ediyorum ki; iktidar ve önceliği Türkiye olan bütün siyasi parti ve sivil toplum kesimleri (Üniversite ve bilim çevreleri de dahil) temsilcilerinden oluşacak yeni ve partiler üstü modeller oluşturulabilsin ve milletçe ülkemizi güvenli limanlara taşıyabilelim .

Allah devletimizi, milletimizi ve insanı öne alan tüm insanları korusun!
Suriye’nin ilk Başbakanı kimdir?

  TRT’nin emekli spikerlerinden, gazeteci Şener Mete, Suriye’nin ilk başbakanının bir Osmanlı subayı olduğunu yazdı. Mete’nin ‘Suriye’nin ilk başbakanı kimdir’ başlıklı yazısı şöyle;
‘Suriye'nin ilk Başbakanı bir Osmanlı Generalidir. Birinci Dünya savaşına kadar İstanbul, Selanik, Irak gibi yerlerde görev yapan, el üstünde tutulan Ali Rıza Paşa'dır. Hans Guhr adlı bir Alman'ın kitabını okurken, yıllar önce İngilizlere sığınan bu hain generali yeniden hatırladım ve paylaşmak istedim. Suriye'yi neden kaybettiğimizin sebeplerinin başında gelen ihanet, başımızdan hiç eksilmedi. Buyurun Hans Guhr'un satırlarına: "6 Kasım'da menzil başmüfettişi Ali Rıza Paşa, kurmay başkanı Albay Kadri Bey ve kalabalık bir maiyetle teftişe geldi. Paşa askerlerin gösterileriyle yerindi ve övgüsünü de sakınmadı. Hatta birçok genç subaya, bu meyanda Ihlefeldt'e de iftihar nişanı verdi. Paşayla temas eden herkes onu usullere riayet eden şerefli bir insan zannediyordu. Aslında o, arkadaşlarıyla ve İngilizlerle el altından işbirliği yapan hain bir Araptı. Sonradan 1918 yılının ekim ayında Şam'daki çarpışmalar esnasında açıkça düşman tarafına geçti. İngiliz Genelkurmayı'nın yayınladığı kitabın 586. sayfasında bu hususta aynen şunlar yazılıdır: "Şam işgal edilmeyi beklerken müdafaa mevkilerinin komutanı, İngiliz tümgenerali Burrow'un misafiriydi. Kırk yıldan fazla Türk ordusunda subaylık yapmış olan, Arap asıllı Ali Rıza Paşa öğleden sonra dörtnala şehirden çıkmış ve İngilizlerin tarafına geçmişti. Başarılı firarından ve Türklere oynadığı oyunlardan dolayı sevinç ve heyecan içindeydi."
Suriye, Osmanlı topraklarından ayrıldıktan sonra İngiltere, Ali Rıza Paşa'yı Şam Genel Valisi yaptı. Daha sonra da Suriye'nin ilk Başbakanı oldu.’

                                          ****************

‘Zayıflar, bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar.’

Friedrich Nietzsche

‘Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz.

Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek yani meşveret için yapılmıştır… Milleti kendi benliğine sahip yapmayan, milleti asırlarca kendi hakkında gafil bulunduran hep bu cehalettir. Hükümdarların, şunun, bunun, milleti esir gibi, köle gibi kullanmaları, bütün vatanı kendi özel mülkleri gibi düşünmeleri, hep milletin bu bilgisizliğinden istifade edilmek sayesinde idi. Gerçek kurtuluşu istiyorsak, her şeyden evvel, bütün kuvvetimiz, bütün süratimizle bu cehaleti ortadan kaldırmaya mecburuz…

Biz cahil dediğimiz vakit, mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de hakikati gören hakiki âlimler çıkabilir’

Mustafa Kemal Atatürk

De ki; Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Zümer suresi 9.ayet.

(Dr. Mahmut Haydar Ustaoğlu)

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.