• BIST 106.926
  • Altın 151,365
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Trabzon 15 °C

MOÇİ!

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Trabzon’da haziranın gelmesi benim için okulumda mutlu son, ama Konakönü’nde başlayacak macera dolu bir yaz anlamına gelirdi. Hemen her yaz, Araklı’nın Trabzon’dan olan girişinde yer alan Konakönü’nde “yazlayacak” bir mekân bulurduk. Önceleri eski bir kahvehaneyi mesken edinmiştik. Sonraki yıllarda annemin rahmetli Sabri Amcasının evinde konaklar olmuştuk. Yazlık kap kacak, birkaç yorgan-döşek ve kumanya ile başlardı sezon. Teyzem ve yengelerim eksik kalan donanım ve diğer ihtiyaçları büyük bir zevkle tamamlar, bizleri Konakönü’nde yaz boyu hep hoş tutarlardı.

Şimdilerde Londra’da yaşam süren dayıoğlum Muammer (Alioğlu) ve teyze oğlum Mustafa (Alioğlu) ile kardeşten farksız günler geçirirdik. Gün için herhangi bir planım olmazdı. Sabahleyin evden dışarı ilk çıktığım yaz günlerinde toprak, çimen ve tabii ki deniz kokusu içimi sarar, havanın durumuna uygun günlük yaşam akışı başlardı… Konakönü’nün “Yalı” diye bildiğimiz sahilinde deniz, kum, güneş; hiç de farkında olmadığımız bir tablonun detayları gibiydi. Hele o sahilde yaptığımız “parmak kıran” maçlar ne de zevkliydi. Yara-bere, kan-revan umurumuzda bile olmazdı. Her an heyecan, her şeyde zevk ve mutluluk vardı, eksik bir şey yoktu.

Konakönü’nün üst tarafındaki “Köy”den gelen temiz kalpli, mert çocuklar ile mahalledeki çocukların kaynaşmasını büyük bir ilgiyle izlerdim. Denizci ruhlu bu çocuklar “manyat” çekmeyi, denize ağ serip toplamayı, balık yataklarını çok iyi bilirlerdi. Güçlü bünyeli bu gençler her zaman ağır başlı ve saygılıydılar. Kendi aralarında kullandıkları samimi dili, yabancılara karşı kullanmaktan hep imtina ederlerdi. Oysa ben o yıllarda onlarla hep “samimi dil” kullanmak için çaba gösterir, kendi aralarındaki samimiyete ne kadar da gıpta ederdim. Ama aramızda hep aşılmaz bir sınır olurdu. O olgun ve ağırbaşlı çocuklardan bir tanesi olan “Gabanlı Paşayı” (Paşa Selahattin Mahmutçebi) ancak yıllar sonra yakından tanıdığımda ne kadar da asil bir ruh taşıdığını anlamıştım. İstanbul’da yaşamına devam ediyor, kendisini sevgiyle selamlıyorum.

***

Konakönü’nde bizim gözümüzde efsaneleşmiş abilerimizin her davranışı beni istemesem de etkilerdi. Süleyman Abi (namı diğer Boçka) karizmatik bıyığı ve denizde yüzmekten balığa benzemiş olan uzun gövdesi ve kısa bacakları ile tam bir idoldü. Zıpkınla balık avlamakta üstüne yoktu. Mavruşgil, kefal, kötek ondan sorulurdu. Balığa olan şimdiki düşkünlüğümden dolayı, çocukluğumda hiç sevmediğim balık için halâ hayıflanırım. Halen Araklı limanındaki barınaklarda yaşamına devam eden Boçka’yı, eski haliyle anılarımda saklamak istediğim için hiç görmedim.   

Mahallenin en bilge kişiliği olan Rahmiye Abla; her işten anlardı. Genç yaşta eşini kaybettikten sonra hatırladığım kadarıyla beş çocuğunu tek başına büyütmüş, onları yuva sahibi yapmış müthiş çalışkan bir insandı. İğne yapar, diş çeker, ebelik yapar, duvar örer, balık tutar, boya yapar… Anlamadığı, bilmediği hiçbir şey yoktu. Ona güvenmemek imkânsızdı. Müthiş karizmatik bir kişilik taşırdı, bir azize havası vardı. Yüzünde taşıdığı derin anlamları hiç unutamam, Allah mekânını cennet eylesin. Oğlu Abdurrahman (Çebi), namı-diğer Apo; küçük yaşta babasını kaybetmiş olmasına rağmen bunu bizlere hiç hissettirmezdi. Çevik, cesur, güçlü, yardımsever, coşku doluydu. Ayak parmağını kayığın pervanesi kestiğinde, yere düşmek üzere olan ayak parmağını eliyle tutup, dikiş attırmak üzere hastaneye gülerek giderken yaptığı şakaları hala hatırlıyorum. Bu kadar metanetli ve cesur bir kişiliği vardı bu kardeşimizin. İstanbul’da yaşamına devam ediyor, selam olsun…           

“Moçi” diye bildiğimiz Selahattin (Alioğlu) abimiz, kendine özgü ses tonu ile tam bir siyaset babasıydı. Hazırcevaplığı ve siyasi duruşu ile ondan etkilenmemek mümkün değildi. Halen Ankara’da yerleşik yaşamını devam ettiren Moçi; tam bir Trabzon sevdalısı olarak hemşerilerine sahip çıkmaya devam eden efsane büyüklerimizden bir tanesiydi. Her akşam Araklı’dan Konakönü’ne gelişinde mutlaka bize uğrar, babam ve annemle içi sevgi dolu olan sohbetler yapardı. Moçi, rahmetli babamı çok severdi. Küçük yaşında bir bacağını kaybetmiş haliyle akrabaların fındık toplama, geçim derdi, çocukların eğitimi gibi konularda aktif olarak rol alırdı. Herkesin derdini kendine dert edinirdi. Sözü dinlenen ve çevresi geniş oldukça saygın birisiydi. Bu anı yazısına başlık olacak kadar değerli bir şahsiyettir. Allahtan ona uzun ömürler diliyor, saygıyla anıyorum.

***

Konakönü’ndeki dede evimiz pembe boyalı ve restore edilmiş haliyle ve bütün anıları ile halen yaşamaya devam ediyor. O ev benim karakterimin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Evin her odası, her köşesi bir başka ilgi çekiciydi… Kış aylarında kurulan fırınlı sobanın etrafında yapılan tatlı sohbetler mazide kalan en güzel anılarımdı. Evin hemen önündeki muşmula (yeni dünya) ağacının tepesinden yere pestil gibi düştükten sonraki rahmetli Taliha yengemin bana müdahalesi ile bugün hayatta kaldığımı hep düşünürüm. Ağacın dibinde yarı baygın halde yerde yattığımı gördüğü anda beni sırtlayıp eve taşıdığını ve müthiş bir şekilde bastıran uyku halimi gidermek için yüzümü şamarlayıp beni canlı tutmaya çalıştığını dün gibi hatırlıyorum. Oldukça sevecen ve yumuşak huylu bir insandı. Bizi hep el üstünde tutardı.

Evin tavan arasına yalnız başımıza çıkmak yasaktı. Ama ben fırsatını bulduğum anda oraya tırmanır ve keşif yapardım. Orada en büyük dayım rahmetli Nafiz’in (namı diğer Aga) gençlik yıllarından kalan kitaplarını ve defterlerini tesadüfen bulduğumda müthiş heyecanlanmıştım. Lise yıllarımda orada bulduğum 1930’lu yıllardan kalma bir cebir kitabını incelediğimde görmüş olduğum problemleri büyük bir zevkle tekrar tekrar çözmüştüm. O kitabı oradan alıp, özenle cilt yaptırmış ve bir antika gibi saklamıştım. Halen vakit buldukça inceler ve cebir tarihinin tadını almaya çalışırım.

Yaz geceleri toplanma yerimiz Kamil Abinin (Sezgün) bakkalının önündeki tabureler olurdu. En büyük zevkimiz eski tip bir radyonun kısa dalgası üzerinden yayın yapan BBC’den Türkçe haberleri dinlemekti. Haber yorumları ve espriler üst düzeyde yapılırdı. Hemen herkes yaşama aynı gözle bakar fikir birlikteliği içerisinde olurdu. Mahalle sakinleri siyaset ile iç içe olup toplumsal sorunlara karşı önemli ölçüde duyarlılık taşırdı. Nitekim Konakönü’nde o dönemde üniversiteleşme oranı oldukça yüksekti. Hemen her evde bir üniversiteli mutlaka olurdu. Sonraki yıllarda bu başarının maalesef düştüğünü de biliyorum.

Bence halen dünyanın sayılı güzel köşelerinden bir tanesi olan Konakönü, eski ruhunu taşımasa da gezilmesi, görülmesi ve en önemlisi yaşanılması gereken bir yerdir. Karadeniz sahil otoyolunun travmatik etkisinden kurtulmayı başarmış olan ve kısmen SİT alanı olarak kalmış olan bu güzel yer halen yakın çevresindeki anormal yapılaşma tehdidini yaşamaktadır. Ucube yapılaşma ile kaybolacak olan doğa-mekân bütünlüğünü istesek de geri getirme şansımız olmayacak.

Öyle bile olsa benim Konakönüm bende hep yaşamaya devam edecek…

            

   

  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.