• BIST 92.709
  • Altın 212,320
  • Dolar 5,4835
  • Euro 6,1905
  • Trabzon 11 °C

Modernite ve tüketim çılgınlığı

Gökhan DİHKAN

Modernite her türlü kutsallıktan arındırılmış bir bakışı merkeze alan akla başat bir rol yükleyen ve bu bağlamda dünyayı anlamlandırmada aklı, bilimi, teknolojiyi temel başvuru kaynağı olarak gören bir dünyayı tarif eder. Bu dünyanın dayandığı göstergelerin başında akıl, sekülerleşme ve sanayileşme gelmektedir. Modern hayatta piyasa düzenini sağlayan da akıldır. Modern yaşam bu şekliyle görüldüğü üzere dünyevidir. Modern dünyada hayat din dışı bir niteliğe sahiptir. Modern toplumda hayatın hemen her alanı dinsel kuralların belirleyiciliğinden uzaklaşmıştır. Yani moderniteyle birlikte din siyasetten, ekonomiden, bilimden ayrılmış, kişisel vicdanların konusu haline gelmiştir.
Bütün bu özellikleriyle aslında modernite kendisinin şirin gösterilme çabalarının aksine insanlığı köleleştirmiştir. Köleliği gönüllü bir şekilde kabullenilir ve yaşanır bir hale büründürmüştür. Böylece modern dünyada köleciliğin daha önceleri hiç görülmemiş ve yaşanmamış versiyonlarının devreye girdiği görülmüştür.  Gönüllü kölelik neredeyse insanlığın kabul ettiği ortak bir değere dönüşmüştür.
Tüketim köleliği ise modern zamanlardaki en önemli kölelik tarzlarından biridir aslında… Bugünün dünyasında tüketim kültürü, insani değerlerin alt üst olduğu ve ürünlerin insanlardan daha önemli hale geldiği bir toplumun kültürü olarak anlam kazanmıştır. Tüketimde temel faktör ihtiyaçtır. İnsan tarihin her döneminde bir şeylere ihtiyaç hissetmiş ve ihtiyacını karşılamak için tüketmiştir. Ancak modern zamanlarda ihtiyaçlar sınırsızlaşmış ve bireysel toplumsal problemlere yol açmıştır. Oysa ihtiyaçlar sınırlandırılmalıdır. İhtiyaçların sınırlandırılması noktasında dinimiz İslam’ın ‘israf’a bakış açısı güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Tüketim davranışı belli bir aşamaya kadar normal kabul edilebilirdir. Günümüzde ise tüketim belli bir amaca yönelik kullanılan araç olmaktan çıkmış, bizzat amaç haline gelmiştir. Yaşamak tüketmekle eş hale gelerek başı başına bir değere dönüşmüştür. Geçmişte ihtiyaç tüketimi belirlerken, modern dönemde tüketim ihtiyacı belirler hale gelmiştir. Bu tüketim biçimiyle artık tüketim yaparken anlık hazlarımızın, zevklerin kontrolünde olarak hareket ediyoruz. Tüketim çılgınlığı içerisinde artık tüketimi zevk alınan hayatın bir parçası olarak görüyoruz. Haza dayalı bu tüketimde insan kendine somut fayda sağlamaktan öte zihinsel hazzını tatmin etme uğraşı içerisindedir. Bu zevk ve haz peşindeki tüketim şeklimizi daha net görmek için gardıroplarımızda yığınla para verip aldığımız ama doğru düzgün kullanmadığımız onlarca ayakkabı, elbise güzel örneklerdir. Modern olmayan toplumlarda insanlar için ihtiyaç ve tüketmek hayatta kalmak ve hayatı kolaylaştırıcı ürünleri elde etmekle ilgiliydi. Modern dönemde ise ihtiyaçları insanlar için sınırsızlaştıran kapitalist sistem bu tüketim biçimini hayat tarzı hale getirmiştir.
Çağın insanı olarak geldiğimiz nokta bu.. Vahyin uzağında bulunan, dini hayatın her alanından çıkararak vicdanlara hapseden pozitif aklın tuzağı içerisine bizim ülkemiz ve ülke insanımız da düştü. Peşine düştüğümüz çağdaşlaşma adına altına imza atmadığımız ilkesizlik kalmadı.  İslam’ın insanı ‘insan’ yapan değerlerini öteleyip, dinin her alandaki belirleyiciliğini modern olmak adına dışladıktan sonra kendimizi modern zamanların bunalımlarını yaşar halde bulduk. Oysa farkında olmamız gereken kutsal olmayan, dini öteleyen hayatın ve bilginin; prensipten yoksun, anlamsız, aldatıcı ve sahte olduğuydu.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.