• BIST 108.153
  • Altın 153,903
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • Trabzon 8 °C

Muhafazakâr demokratlıktan radikal İslamcılığa: Tehlikenin farkında mı

Hasan Kurt

AKP’yi kurulduğu yıllarda en fazla desteleyenler arasında yer alan, Trabzonlu akademisyen yazar Nuray Mert, uzun süre AKP’ye toz kondurmamıştı. Nuray Mert, son dönemlerde kendisi gibi o yıllarda AKP’yi destekleyen Hasan Cemal gibi, AKP’yi yerden yere vurmaya başladı.

Nuray Mert ve onun gibi sırça köşklerde oturan, ekmek elden su gölden misali hayatını sürdüren, sözüm ona demokrat veya sosyal demokrat yazar çizerler, Türkiye’deki çoğu ideolojik akımları ve düşündüklerini bilmezler.

Bilmedikleri de ortaya çıktı!

Türkiye’de ‘din’ eksenli siyaset yapanların büyük ekseriyeti öncelikle biat kültürüne tabidir. Bir yerde emir komuta zinciri ile hareket ederler. Tepeden alınan karara tabanda itiraz olmaz, olsa bile itiraz eden devre dışı kalır.  

Din eksenli guruplar, her ne kadar fazla görünse de temelde üçe ayrılır. İmam- Hatip ve İlahiyatçılar, Tarikatlar ve Cemaat…

Tarikat ve cemaat; yatılı kuran kursu yurtları, evlerde ve bağlı yurtlarda yetişenlerdir. Ağırlıklı olarak karma okullarda, liselerde ve farklı üniversitelerde eğitim görürler. Tarikat ve cemaatte olanlar arasında İmam-Hatipli sayısı çok azdır.

Diğer önemli grup İmam- Hatip ve İlahiyatçı kesimdir. Bu kesim, çoğu yatılı olmasa bile askeri okullar benzeri okullarda eğitim gördükleri için farklıdırlar. Aralarında dayanışma vardır. Tarikat ve Cemaatlerde de zaman zaman etkindirler. Yatılı olmayan İmam- Hatiplerde eskiden kamp vs. düzenlenirdi.

Yıllar önce şaka yollu, ‘Türkiye’de asker yetiştiren iki eğitim kurumu vardır. Biri Askeri okullar diğeri İmam- Hatipler’ dediğimde bana çokları tepki koymuştu. Bu gün gelinen noktada bana tepki koyanların çoğu ‘haklısın’ demeye başladı.

Benim amacım haklı ve haksız olmak değil. Ben olayları tahlil edip görüş belirttim. Bunda yatılı önemli bir okulda öğretmenlik yapmamın, ülkemde cereyan eden olayları yakından takip etmemin ve dünyada olup bitenleri izlememin elbette rolü var. Bu okullarda okuyanların hepsini aynı kefeye elbette koymuyorum. Ama genel durum ve kanaat budur.

Bu okullarda eğitim görüp devlet yönetiminde söz ve yetki sahibi olanlar, genelde ideolojik görüşleri doğrultusunda kadrolaşırlar ve hareket ederler. Toplumu da ideolojileri veya düşünceleri paraleline getirmeye uğraşırlar. Ve toplumda çatlama, bölünme başlar!

 

Xxx

 

Nuray Mert’in, geçen hafta Diken’de yer alan yazısının başlığı;
Muhafazakâr demokratlıktan radikal İslamcılığa: Tehlikenin farkında mısınız?..”
Tehlikeyi yıllardır yazıyoruz. Nuray Mertler ve diğerleri daha yeni yeni uyanmaya başladı.
Mert yazısının bir bölümünde şöyle diyor;

‘Giderek daha net bir şekilde anlıyoruz ki mevcut iktidarın siyaset perspektifini artık ‘muhafazakar demokratlık’ değil, İslamcılık düşüncesi belirliyor. Daha önce de yazdım, insanlar istedikleri görüşe, ideolojiye inanabilirler. Ancak kendilerini uzunca bir süre‘muhafazakar demokrat’ diye tanımlayıp mutlak güç sahibi olma yolunda belli bir mesafe aldıktan sonra İslamcılık siyasetine soyunmaları, maalesef laikçi çevrelerin dindar/muhafazakar siyaset ve siyasetçilere karşı, yıllarca karşı çıktığımız önyargılarını doğrular bir hal alıyor.
Böylesi bir durum, muhafazakar/dindar kesim için de son derece rahatsız edici olmalı. Eğer öyle değilse, biz toplumun bir kısmının, diğer bir kısmını kandırmayı meşru bulduğu, bizim gibi hak mücadelesi yapanları amaçlarına ulaşmak için kullanmaktan hiç rahatsız olmayan bir ülkede yaşıyoruz demektir. İnanın, böyle bir toplumun sonu hayırlı olmaz.

Artık belli ki amacı devlet eliyle toplumun dindarlaştırılmaya çalışılacağı, eğitimin ve devletin diğer baskı araçlarının bu amaca hizmet etmek üzere devreye sokulduğu/sokulacağı bir iktidar perspektifine sahibiz.
Nitekim, iktidar çevrelerinin en çok saygı duyduğu ve fetva makamı olarak gördüğü ilahiyatçı Hayrettin Karaman, özellikle son bir yıldır, bu perspektifi açık bir şekilde ifade ediyor; kendisi gibi düşünmeyen ilahiyatçılarla sıkı polemiklere giriyor. Zaten mesele ilahiyat meselesi değil, İslamcı ideoloji meselesi (bir örnek olarak bkz.‘Devlet eliyle dindarlaşma’ Yeni Şafak, 26 Eylül 2014)…

Beni kimse‘Türkiye İran olacak’,‘Bu adamlar din devleti kuracak’ gibi ‘peşin fikirler‘le doğru bildiklerimi savunmaktan alıkoyamadı, korkutamadı. Nitekim mesele din devleti kurulması bile değil. Ben asıl bu toplumun, bu gidişle kendini müthiş bir kavganın içinde bulmasından kaygılıyım.
Bugün sesini çıkarmayan, sorgulamayan, tartışmayan, demokratik tavır koymayan herkes bu gidişten sorumlu olacak.
Biliyorum, iktidardan çok korkuyorsunuz, ama bir toplumun savruluşu, o savruluşun getireceği çözülme ve nihayet yıkım çok daha korkutucu değil mi? Sahi hala ‘tehlikenin farkında değil misiniz?’ 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.