• BIST 89.962
  • Altın 215,561
  • Dolar 5,3717
  • Euro 6,0917
  • Trabzon 12 °C

MUHALEFETE SON MU?

Ö. Faruk Altuntaş

Türkiye gündemi her gün akıl almaz gelişmelerle sarsılıyor. Hakkını yemeyelim, bunda AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katkıları her zaman belirleyici oluyor. Muhalefet laf yetiştirmeye çalışırken, yardımcıları ve partililer, bir yandan teville uğraşırken diğer yandan da kırılanı döküleni toparlamaya çalışıyor.

            Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) savaşa karşı çıkarak “Savaş bir halk sağlığıdır” yönünde yaptığı açıklamaya tepki gösteren Erdoğan’ın “Bir defa Onun (TTB) başındaki ‘Türk’ ifadesi zaten Bakanlar Kurulu Kararıdır. Bir defa onun oradan hemen, süratle hemen çıkarılması lazım. Sadece TTB için değil, Türkiye Barolar Birliği için de aynı şey… Bakanlar Kurulu Kararıyla meslek birliklerinin başındaki Türk, Türkiye ifadesini kaldıracağız”  biçimindeki ve üye olma zorunluluğunun kaldırılarak illerde dernek gibi farklı meslek örgütlerinin açılabileceğine ilişkin sözleri, yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.

            Erdoğan’ın, TTB’nin savaşa karşı çıkarak barışı savunmasını doğru ya da yanlış bularak bu konuda kendi açıklamasını, eleştirisini yapması farklı bir şey, bu eleştiri ve açıklamadan haz etmeyerek, açıklama yapan kurumların varlığını hedef alan bir yaklaşım içine girmesi çok farklı bir şeydir. Bu farkın, demokratik nizam açısından farkının farkında olmak gerekiyor.

                                                                 ***

Demokrasilerde muhalif görüşlere saygılı olmak bir zorunluluktur. Bu zorunluluk en başta devlet yöneticileri için geçerlidir. Demokrasiye niteliğini veren husus, iktidarların varlığı değil, muhalefetin varlığıdır. Demokratik rejimlerle, otoriter – teokratik rejimleri, krallıkları, sultanlıkları ayıran ölçüt, muhalefetin ne ölçüde var olabildiği hususudur.

Türkiye’de demokratik yaşam hep defolu olmuş, ayıbı ve açıkları hep tartışılagelmiştir. Darbe dönemlerinin açık askeri yönetimleri hariç, defolu da olsa demokratik yaşam kendisini var etmiş ve varlığını sürdürmüştür. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde, artık demokrasinin varlığı ciddi ciddi sorgulanır olmuştur. Çok geniş kitlelerde, demokrasinin varlığını sürdürebilmesine ilişkin kaygılar ve endişeler artmıştır.

Geldiğimiz eşikte herkes, demokrasiyi kurum ve kuralları ile birlikte yaşatmamızın gerekliliği konusunda yeniden düşünmelidir. En çok da AKP’ye oy veren yurttaşlarımız düşünmelidir.

                                               ***

Türk Tabipler Birliği, Türkiye Mimar ve Mühendis Odalar Birliği, Türkiye Barolar Birliği gibi kurumlar, varlığını Anayasa’dan alan ve özel yasalarla kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. Bir yandan üyelerinin mesleki sorunlarına, meslek çıkarlarına ilişkin çalışmalar yaparken, diğer yandan da o meslek dolayısıyla kamu görevi yaparlar. Yasalardan kaynaklanan kamusal görevleri ve yetkileri vardır.

Örneğin Türk Tabipleri Birliği Kanunu 6023 sayılı olup 31.01.1953 yılında kabul edilmiştir. Örneğin Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu 6235 sayılı olup, 04.02.1954 yılında kabul edilmiştir. Örneğin Türkiye Barolar Birliğinin de kuruluşunu düzenleyen yürürlükteki Avukatlık Kanunu 1136 sayılı olup, 19.03.1969 yılında kabul edilmiştir. Daha önceki Avukatlık Kanunu ise 3499 sayılı olup, 27.06.1938 yılında kabul edilmiştir. Diğer mühendislik odalarının da ayrı kanunları ve bu kanunlara göre kurulmuş kuruluşları vardır.

Barolar olsun, mühendis odaları olsun, tabip odaları ya da diğer meslek kuruluşları olsun, belli dönemlerde seçim yaparak yönetici ve deneticilerini seçerler. Yöneticileri hükümet tarafından atanmadığı için, bağımsızdırlar. Yöneticiler ve deneticiler, bazen o ya da bu hükümete yakın görüşte, bazen de muhalif görüşte olurlar. Doğru olan, normal olan da budur. AKP’nin Devleti ele geçirmenin yanı sıra, meslek odalarını da ele geçirme ve kendine bağlama, muhalif kurum ve kuruluş bırakmama anlamındaki düşünce ve tasarruflarının demokratik süreçlerle bir ilgisi yoktur. “Majestelerinin iktidarını” anlıyoruz, ancak “Majestelerinin muhalefeti” anlaşılabilir bir turum değildir.     

                                         ***

Türkiye Barolar Birliği adına Başkan M. Feyzioğlu’nun yaptığı basın açıklamasından bir alıntı, konunun önemini açıklaması bakımından aşağıya çıkartılmıştır:         

4. Türkiye Barolar Birliği her koşulda ve her tehdide karşı, dönemsel olarak değil, seçim yatırımı olarak hiç değil, ilkesel olarak en milli duruşu sergilemiştir. Milli her konuda kandırılmış olan ve bunu da daha sonra “kandırılmışız” diye beyan eden kişilerin, kendilerini daima zamanında ve en milli duygularla uyaranların duruşunu sorgulama hakkı yoktur. Bu sorgulamayı yapanlar, en sağlam tartı olan Türk Milleti’nin vicdanında çoktan sorgulanmaya başlanmıştır. Milli olmanın ilk koşulu, görevini Anayasa’ya ve kanuna uygun olarak yapmak, Devlet yönetimine kişisel duyguları ve kısa vadeli siyasi parti menfaatlerini karıştırmamak, her ne olursa olsun tarafsız davranmayı başarabilmektir.

5. Cumhurbaşkanı’nın baroları ve Türkiye Barolar Birliği’ni bölme projesine karşı çıkışımız, milli duruşumuzun, vatanımıza ve Milletimize olan namus borcumuzun gereğidir. Bugün iktidar gücü; milli iradenin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi etkisizleştirilerek, kapalı kapılar ardında, sınırsız, ölçüsüz, denetimsiz ve devletimizin tüm geleneklerine ve Anayasa’ya aykırı olarak küçük bir azınlık tarafından kullanılmaktadır. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımızın, bu azınlığın son derece rahatsız olduğu hukukun üstünlüğü, adil yargılanma, suçsuzluk karinesi, savunma hakkı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı gibi temel kavram ve hakları savunması, Anayasa’dan ve kanunun açık hükmünden kaynaklanan en temel görevidir. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız bu görevi, bu hakların asli sahibi olan 81 milyon vatandaşımız ve henüz doğmamış evlatlarımız da dahil olmak üzere tüm Türk Milleti adına üstlenmiştir.

6. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız, sadece meslek örgütü değildir. İddia, yargılama ve savunma üçlüsünden oluşan yargının kurucu unsurudur. Bu kurucu unsurluk görevinin dayanağı, Anayasa’daki hukuk devleti ilkesidir. Cumhurbaşkanının dile getirdiği projenin nihai hedefi, 81 milyon vatandaşımızın temel haklarını savunmasız bırakmak, hukukun üstünlüğünün yerine, güç sahibi olanların üstünlüğünü yerleştirmektir. Türk Milleti şunu çok iyi bilmektedir: Bu amacın önündeki en büyük engel Türkiye Barolar Birliği ve barolarımızdır. Bizim hedef alınmamızın sebebi de budur.

7. Savunma mesleği, hukuk devletinin ve her vatandaşımızın insan haklarının güvencesidir. Avukatların hükümete bağlandığı bir düzende savunma mesleğinden söz edilemez. Bu proje, adalet sistemini tamamen çökertmeye yönelik olduğu için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin bekasını da doğrudan doğruya hedef almaktadır.

                                                          
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.