• BIST 89.744
  • Altın 193,389
  • Dolar 4,8352
  • Euro 5,6600
  • Trabzon 24 °C

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Gürsel ÖZGÜR

‘’Türküm demek en tabii hakkındır ama Türkçülük yapmak hakkın değildir. Çünkü bunlar bölücülüktür’’ derseniz Türkçülük ile bölücülüğü eş tutmuş olursunuz.
Atatürk ‘’Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’’ sözüyle milliyetçiliği açıklarken etnik ve mezhebi ayırım yapmamış ve kimseyi kimsesizleştirmemiş ve ötekileştirmemiştir. Yine diğer bir, ’’Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep aynı cevherin damarlarıdır’’sözüyle, tüm vatandaşların birbirlerini tamamladığı düşüncesinden hareketle kimsenin birbirine üstün olmadığını aynı cevherin damarları diyerek özellikle vurgulamıştır.
Türkçülüğü bölücülükle eş tutmak, Türkçülüğün esaslarını yazan Diyarbakırlı Ziya Gökalp’e yapılan haksızlık olmaz mı?
Türk kavramı etnik bir tanımdan ziyade; tarih, coğrafya ve sosyokültürel bir hamurdan oluşmuş önemli bir değeri ifade etmektedir. Atatürk, ‘’Ne mutlu Türküm diyene’’ demekle Türklere milli bir ruh ve şahsiyet kazandırmayı hedeflemiş ve azınlıklarla birlikte tüm milleti kucaklamıştır.
Kürtlerin veya Gürcülerin kendilerini nasıl hissediyorlarsa ifade etmelerinde de herhangi bir kısıtlama ve sorun olmamalıdır. Zaten bu sorun aşılalı da uzun bir zaman olmuştur. Ancak 1984’den beri devam eden bölücü terör olayları ile Kürtleri aynı kefeye koymak yanlışlığına da düşülmemelidir. Vatan, bayrak ve millet sevgisi kimsenin tekelinde değildir.
Milliyetçilik esasen ırkçılık anlamına gelmediği gibi, milletini sevmek, milletiyle beraber ilerleme yolunda çaba göstermek ve ait olmak duygusu dünyada var olan ve doğal bir gerçektir. Heimatlos (hiçbir ülkenin vatandaşı olmayan insanlara uluslararası hukukta verilen isim) olanların maddi ve manevi nasıl sıkıntılar ve sorunlar yaşadığı gerçeğini hatırlamak lazım.
Atatürk; elde edilecek başarı için, en kötü ihtimalleri ve her türlü tehlikeyi göze alarak ya devlet başa ya kuzgun leşe düşüncesiyle Milletin topyekûnu ile emperyalistlere karşı çıkmış ve Ulus-devleti kimseyi ayrıştırmadan kurmuştur. Esasen, Irkçılık yapan milletleri görmek ve anlamak isteyenler varsa emperyalist ülkelere bakmalıdır.
Keşke insanlığın tarifi yeniden yapılsa ve sömürünün olmadığı, hakça ve insanca düzen içinde kardeşçe yaşanabilse…
Ama olamayacaktır. O halde dalgalandığını gördükçe içimin titrediği bayrağımla neden övünmeyeyim, ait olduğum milletimle neden gurur duymayayım, neden Türkçülük yapmayayım. ‘’Ne mutlu Türküm diyene’’ ve Sefer Özgür’ün İran’da 1970 yılında yaptığı konuşmanın sonunda gururla ve heyecanla zikrettiği gibi “Feda canım sana feda Türkiye’m ve Bayrağım.’’
NİYE MÜFTÜ?
İçişleri Bakanlığı evlendirme memurluğu yetkisi için görev verebileceği kurumlar arasına İl ve İlçe müftülüklerini de ekledi. Ülkemizin coğrafi şartları dikkate alınarak insanların resmi nikâha ulaşılabilirliğini artırmak maksadı ile yapıldığı iddiası, art niyetli düşünceyi örtmek amacını gütmekte veya insanları kaba tabiri ile saf yerine koymaktır.
Böyle bir sorunlu durum yok, ama varsayalım nikâh işlemlerinde çok sıra var, çözüm aslında çok kolay. Belediye Başkanları, bazı memurlarına da görevlerinin yanında ikiz görev olmak üzere bu yetkiyi verir veya muhtarlara yetki verilirse söz konusu sorun(varsa) rahatlıkla çözülür. Neden dini bir kuruma medeni kanuna göre nikah kıyma yetkisi verilir ki?
Her zaman ki ayrıştırıcı kafa burada da görevini yapmıştır. Bu kadar ayrışmadan sonra birde toplumu; müftüde nikah kıyanlar yani dindarlar ile belediyede nikah kıyanlar yani dinsizler diye bir kez daha bölmenin anlamı var mı? Böyle bir olasılığın olması bile uygulamanın vazgeçilmesi için yeterli bir nedendir.
KADIN KOLLARI
Partilerin ve Sivil Toplum Örgütlerinin Kadın Kollarının olmasını, kadınları aşağılayıcı bir örgütlenme modeli olarak görüyorum.
Kadın Kolları olmasının gerekçesi, kadınların siyasete katılmalarını teşvik etmek ise; yapılacak düzenleme, erkeklerle eşit haklarda siyaset yapmasını sağlayacak tedbirlerin onur kırıcı olmadan alınmasıdır. Örneğin; Yönetim kadroların yarısı cinsiyet kotası olarak belirlenebilir veya Muhtarlık Bölgesi Temsilciliklerinde daha fazla yer verilirse daha onurlu ve verimli olur. Oysa ki, halen Kadın Kolları Başkanları Yönetim toplantılarına katılır ama oy bile kullanamazlar.
Diğer gösterilen bir gerekçe de, ev ziyaretlerinde kadınların erkeklere nazaran daha verimli olmaları ki, o zafiyet de yönetimdeki çoğalan kadınlar ve aktif kadın üyelerle kolaylıkla giderilebilir.
Bu haliyle devam eden uygulama kadınları aşağılayıcıdır ve ilkel biçimiyle devam ede gelmektedir. Zamanın şartları ve maksadına uygun kurulmuş olduğunu düşünsek bile artık misyonunu çoktan tamamlamıştır.
Medeni Kanunla bir çok Avrupa ülkesinden önce haklarını kazanan kadınlarımıza yapılan bu haksızlık derhal kaldırılmalıdır. Kadınlarımız daha iyilerine layıktır.
Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.