• BIST 93.420
  • Altın 282,358
  • Dolar 5,8853
  • Euro 6,5462
  • Trabzon 21 °C

NELER OLUYOR-3

Ö. Faruk Altuntaş

Yine “neler oluyor” diye sormadan yazıya başlayamadık. Olan bitenler ve yaşanan tartışmalar, insan aklının sınırlarını zorluyor.

            “Fesih mi?” yoksa “Seçimlerin yenilenmesi mi?” biçiminde Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve daha sonra Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın katılması ile süregelen tartışma, sadece insan aklının sınırlarını değil, çarpıtma ve demagojinin sınırlarını da zorluyor. Siyasal hırsın, insanın gözünü ve gönlünü nasıl kapattığını gösteriyor.

            Cumhurbaşkanı Erdoğan, 23 Mart 2017’de yaptığı konuşmada, Kılıçdaroğlu’nu kastederek, “Yalan söylüyor. Ne diyor ‘Cumhurbaşkanı Meclisi feshedebilir’… Cumhurbaşkanının Meclis’i fesih yetkisi yok. Böyle bir şey yok. Akşam yatıyor bir başka yalan, sabah kalkıyor bir başka yalan. Adeta yalan makinesi” diyor;

27 Mart 2017’de yaptığı konuşmada ise, ”Cumhurbaşkanının Meclisi feshetme yetkisi var diyor, yalan söylüyor. Cumhurbaşkanının Meclisi feshetme yetkisi yok. Bunu ispat et, ben Cumhurbaşkanlığından istifade edeceğim” diyor.

Bakan Bozdağ ise, “Anayasa paketinde Cumhurbaşkanının TBMM’yi fesih yetkisi yoktur. Sadece TBMM seçimlerini yenileme yetkisi vardır, Fesih ayrı bir şeydir, seçimlerin yenilenmesi ayrı bir şey” diyor.

                                                       ***

Gerçek durum nedir; “Meclis’in feshi” ile “Seçimlerin yenilenmesi” aynı anlama mı geliyor, vatandaş aynı şeyi mi anlıyor, yoksa bu terimler farklı anlama mı geliyor?

Anayasa Değişiklik Kanununun 11. maddesi ile Anayasa’nın 116. maddesinde yapılan değişiklik şöyle:

“Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, TBMM genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır… Seçimlerin birlikte yapılmasına karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder”.

Çok açıktır ki, “Fesih” kararı ile doğan sonuç, olağan süresinden önce “parlamento seçimlerinin yenilenmesidir” ve “Seçimlerin yenilenmesi” terimi ile aynı anlamı taşırlar. Anayasada gösterilen prosedüre göre yeni bir seçim takvimi başlar. “Fesih” denmesi ile “Seçimlerin yenilenmesi” denmesi arasında hiçbir fark yoktur. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Bakan Bozdağ dışında bu terimlere farklı anlam yükleyen kimse yoktur.

Bozdağ, fesih kararı ile parlamentonun görevi sona erer; seçimlerin yenilenmesi durumunda ise parlamento ve vekillerin görevi yenileri seçilinceye kadar devam eder diyerek, kavramlara anlamlarının ötesinde teknik sonuç yüklüyor.

Oysa fesih işlemi ile feshin uygulama tarihi farklıdır ve bu tarih ayrıca belirtilir ya da bellidir. Ancak işlemin kendisi değişmez. Her iki durumda da yapılan işlem ve ortaya çıkan sonuç, eski parlamentonun görevinin olağan süresinden önce sona ermesi ve yeni seçimin yapılmasıdır.     

Nitekim Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof.Dr. Şükrü Karatepe de Anayasa Hukuku isimli kitabında, Anayasanın mevcut 116’ncı maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanının TBMM “seçimlerini yenileme” yetkisinden söz ederken, “seçimleri yenileme” terimini değil, “fesih yetkisi” terimini kullanıyor. Karatepe, şöyle yazıyor:

“1982 Anayasası’nın 116. maddesine göre aşağıda belirtilen iki şart gerçekleştiğinde, yürütmenin yasamayı fesih hakkı doğar...”

Hatta AKP’nin referanduma yönelik hazırladığı, “20 Soruda Yeni Anayasa” başlıklı broşürde de açıkça “fesih yetkisi yeni sistemde seçimlerin karşılıklı olarak yenilenmesi yoluyla gerçekleşebilecektir. TBMM 3/5 çoğunlukla, Cumhurbaşkanı da dilediği zaman bu yetkiyi tek başına kullanabilir” diyerek kendi iddialarının aksini yazıyor. Ne yazık ki bu yazılı metinler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın salvolarından önce yazıldıkları için silinemiyorlar ve görmek isteyenler için varlıklarını sürdürüyorlar. Tabii ki gözünü kapatanlar için değil, görmek isteyenler için.

Kamuoyunun gözü önünde geçen bu çarpıtma ve açıklamalar, referanduma sunulan anayasa değişikliğinin ne anlama geldiğini de gösteriyor: Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri biçiminde birbirinden ayrı organlar eliyle kullanılan ve birbirini denetleyip dengeleyen yetki ve kuvvetler, şimdi tek elde toplanıyor; demokrasi rafa kaldırılıyor; istibdat, bir tür krallık / sultanlık yönetimine geçiliyor.

                                                            ***

Yargının ayaklar altına alındığına ilişkin çarpıcı bir gelişme, bu yazının yazıldığı gün basına sızdı.

İstanbul’da 29 gazetecinin yargılandığı davada, 21 kişi adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. İstanbul Başsavcısının istemi ve itirazı üzerine 26. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye kararını kaldırdı ve sanıklar tekrar tutuklandı.

Asıl ilginç gelişmeler bundan sonra başlıyor: HSYK konuyu gündemine aldı ve gazetecileri serbest bırakan 25. Ağır Ceza Mahkemesi başkan ve üyeleri ile tahliye isteyen savcı için, tahliyelerin maksatlı olduğu ve gerçeklerle bağdaşmadığı düşüncesi ile resen soruşturma başlattı ve soruşturma tamamlanıncaya kadar Mahkeme heyetini görevden uzaklaştırdı.

Ne hukuk kaldı, ne adalet kaldı, ne de vicdan. Siyasal hırs ve kibir,  yeri ve göğü kapladı.

Bu nedenle “Hayır” diyoruz. Demokrasiyi benimseyen, başta AKP’ye oy verenler olmak üzere tüm yurttaşların, bu nedenlerle “Hayır” demesi gerekiyor.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.