

Özdemir Kumaş’ın sahiplerinden Ali Zafer Özdemir: “1960- 70’li yıllarda bir gelenek vardı. Fındık ve Tütün üreticileri ürün satımından sonra mağazaya gelir kendine ve yetişmiş oğlu varsa ona en kalitelisinden birer takım elbiselik kumaş kestirirdi. Zaman her şeyi değiştirdi, kumaş satışları ve müşteriler günbegün azaldı.”
‘Özdemir Kumaş’ nasıl kuruldu? Geçmişinden biraz bahseder misiniz?
Babam ve Amcam 15 yaşında Zonguldak’ta yorgancı dükkanı açtı. Burada biraz para kazanınca Samsun’a geçtiler. Daha sonra 1943 yılında Trabzon’da Kemeraltı Terziler Sokakta yorgancı dükkanı açtılar. Yorgancılık yaparken dükkanın bir köşesinde de kumaş satışına başladılar. O zamanlar 3 çeşit kumaş vardı. Savaş zamanları, yokluk devri insanlar yiyecek ekmek zor buluyordu. Yorgancılık devan ederken aynı yerde bir başka dükkan alıp manifatura işine başladılar. Zaman içerisinde kumaş çeşitleri arttıkça iş yavaş yavaş büyüdü ve 1973 yılında Semerciler başındaki bu yerimize taşındık. Özdemir Kumaş adını 1969 yılında aldık.
İşin başında asıl amcam Hurşit Özdemir vardı. Babam Ali Özdemir, 1945 yılında ikinci dünya savaşı sırasında çok genç bir yaşta Sarıkamış’ta öldü. Biz ikinci kuşak olarak bu işi devam ettiriyoruz.1973 yılında 9 yıllık öğretmenlik hayatından sonra istifa ettim ve bu işle uğraşmaya başladım. Çocuklarımız üniversite okudu, başka mesleklerde çalışma hayatına atıldı. Tekstil sektörü her geçen gün kötüye gittiği için bu işin de çekiciliği pek kalmadı.
Müşteri profilinden bahseder misiniz? 70’li yılların müşterileri nasıldı?
1960 ve 70’li yılların müşteri profili başkaydı. Köylüler her Fındık satımında, Tütün satımında yani ürettikleri tarım ürünlerinin satımından sonra mağazaya gelir kendine ya da yetişmiş oğlu varsa ona birer takım elbiselik kumaş kestirir, terzisine verir diktirirdi. Bu genel bir kural haline gelmişti. O zamanlar böyle bir gelenek vardı. Zaman içerisinde her şey değişti, bu günle mukayese ettiğimizde çok fark var. Köylünün durumu da çok kötü, Tütün üretimi artık yok, şimdi Fındık da yok edilmeye çalışılıyor, Çayın durumu ise biraz daha devam eder ama onun sonu da Fındık ve Tütün gibi olacaktır. Hayvancılık hepten bitti, köylünün geliri olmadığı gibi köylerde de adam kalmadı. Hepsi şehirlere göç etti. Dolayısıyla buradan bir müşteri değişikliği oldu. Bunun dışında biraz parası olanlar da İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerden alış verişini yapıyor.
.jpg)
Daha çok kimler elbise diktiriyor?
Artık insanlar kumaş alıp terziye verip kendilerine elbise diktirmiyor. Sadece çocukluktan, ailesinden gelen bir alışkanlıkla, kendisine bir giyim tarzı oluşturmuş insanlar ile boyu ve kilosu konfeksiyona uygun olmayan insanlar kumaş alıp elbise diktiriyor. Bir de gelir düzeyi orta ya da ortanın altında olanlar da kumaş alıp elbise diktiriyorlar. Kaliteli bir kumaş alıp diktirdiğiniz bir takım elbiseyi en az 5 yıl, hatta daha da fazla giyebilirsiniz. Biz konfeksiyondan giyinmiyoruz, gömleklerimiz, pantolonlarımız, ceketlerimiz hep diktirmedir.
En iyi kumaştan bir takım elbise kaça mal olur?
Bir müşteri en kaliteli dediğimiz Altın Yıldız’ın kumaşını alsa 100 TL verir. Dikiş de yerine, terzisine göre değişir. Eğer Batpazarı’ndaki hazırcılara diktirirseniz, 50-80 TL arasında dikiş parası verirsiniz. Ama bunun dışında bir terziye diktireyim derseniz, o zaman da fiyat 200-300 arasında değişiyor. Ismarlama yapılan bir elbise iyi bir terzinin elinden çıkmışsa 4 takım hazır elbiseye değer.
Kumaş çeşitleri arttıkça kalite de düştü diyebilir miyiz?
1940’lı yıllarda bütün kumaşlar Türkiye’de dokunurdu, hepsi Türk malı idi. Günümüzde ise kumaş ve tekstil sanayinin yüzde 75’i yurtdışına bağımlı. Şu anda bizim dükkanımızda bulunan kumaşların çoğu Çin, Japon, Endonezya, Tayland gibi ülkelerde üretiliyor. Konfeksiyon mallarının yüzde 90’ı Çin malıdır. Dışarıdan gelen bu kumaşlar ucuz değil, çok ucuz. Ekonomik krizlerden en çok tekstil sektörü etkileniyor, şu anda Türkiye’de tekstil işi yapan fabrika sayısı bir elin parmakları kadar kaldı diyebiliriz. Bunlar da çok eski ve kaliteli mal üreten Altın Yıldız, Aksu Kumaş gibi.
Trabzon’da kumaş satan kaç mağaza kaldı?
Trabzon’da 2-3 tane kumaş satan mağaza kaldı, çünkü günümüz şartları daha fazlasını kaldırmıyor. Kumaş satışları sürekli geri gidiyor, müşteri standardı belli, zaman geçtikçe bu müşterilerden eksilme oluyor ve yerine yenileri gelmiyor. Örneğin eskiden okulların açıldığı dönemlerde 70-80 top siyah önlüklük kumaş satardık. Bir top 50 metreden oluşuyor, bu da 4 bin metre ediyor. Ama şimdi konfeksiyon gelişince bir de okulların kıyafetleri farklılaşınca bunu takip etmenin imkanı kalmadı.
Bizimle unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?
6,5 yıl Trabzonspor’un Genel Saymanlığını yaptım. Mehmet Ali Yılmaz’ın başkanlığında 2 yıl çalıştım, Sadri Şener’le 1993 yılında çalıştım. Daha sonra Faruk Özak ile devam ettim 1997 yılında da görevi bıraktım. Şu anda Trabzonspor’un Divan Kurulu üyesiyim. Tam olarak hatırlayamıyorum 1995-96 yılları Trabzonspor ile İngiltere’nin Borningam şehrine gittik Aston Villa ile oynayacağız. O zamanlar bir adet vardı, şehrin ileri gelenleri Vali, Belediye Başkanı, Rektör, Emniyet Müdürü ve kulübe maddi manevi katkı yapanları da maçlara götürürdük. İngiltere’ye gittik, 16 kişiyiz, statta bize 4’erli sandalyelerden oluşan arka arkaya dört sıra verdiler. Ben ikinci sırada oturuyordum, arkamda da Emniyet müdürü Aydın Genç ve hanımı oturuyor. Maç devam ediyor Faruk Özak ve ben habire dua okuyoruz. Bu işin dua tarafı da vardır. Maç 1-0 devam ediyor, biz yeniliyoruz ama bizi orada adeta boğuyorlar. Sürekli hücum ediyorlar. Eğer karşılaşma 1-0 biterse biz onları Trabzon’da 1-0 yendiğimiz için maç uzatmaya gidecek. Maç uzarsa bizim onlara dayanmamız mümkün değil. Görüntü bu. O arada baktım saha kenarında Şenol Güneş hoca Gürcü futbolcu Kaçerova’yı ısıtıyor. Ben de içimden, ‘Şu Kaçerova girse de bir şeylere sebebiyet verse, bir şeyler olsa’ diye geçirdim. İki dakika sonra Kaçerova oyuna girdi, dualarımız kabul oldu ve 88’inci dakikada golü attı. Gol atılır atılmaz biz 16 kişi ayağa fırladık, yerimize otururken ben bayıldım. Yüzüme kolonya vurarak beni ayıltmaya çalışıyorlardı. Kendime gelmeye başladım ama o arada bir gol de yedik ama bu gölün bir önemi kalmadı, eledik onları. Vali Alaattin Yüksel beni teskin etmeye çalışırlarken ben de; “Vali bey ne diyorsun 1,5 milyon dolar, 1,5 milyon dolar, o gol bize 1,5 milyon dolar kazandırdı” diyerek ayıldım. Alaattin beyle arada bir görüşüyoruz, bu olayı hep hatırlatır bana.
Röportaj: Fatma Yavuz



