

Üniversiteli 5 arkadaş ‘Pop Resital’ müzik grubu ile 1970’li yıllarda Trabzon’un ‘Emperyal Gazinosu’ gibi gözde mekanlarında, özel gecelerde müzik yapıyor, grubun gitaristi Necmettin Şahinler’in deyimiyle adeta Trabzon’un tozunu atıyorlardı.
Zaman içerisinde İslami düşünce ile tanıştığını belirten Şahinler, eski hayatını geride bırakarak yoğun bir okuma sürecine girdi. Dini kitaplar yazan Şahinler, ‘Kabe ile Konuşan Adam’ ve ‘Siyah Örtülü Ev’ adlı eserleriyle ödül almaya hazırlanıyor.

Necmettin Şahinler kimdir? Kendinizden biraz bahseder misiniz?
Necmettin Şahinler, Trabzon’da doğmuş, Trabzon’un havasını suyunu almış, bütün eğitim sürecini Trabzon’da geçirmiş, Eğitim Fakültesinin Tarih bölümünden mezun olmuş, okumayı düşünmeyi, üretmeyi çok seven bir kişi. Mesleğim olan öğretmenliği yapmadım. Babama da söylemiştim niyetim ikinci bir fakülte okumaktı. Son zamanlarda da Kuran eksenli düşündüğüm için bu bir İlahiyat Fakültesi olabilirdi. Fakat babam iş hayatında yalnızdı, ona destek olmak için mecburen onunla çalışmaya başladım. Ama okumaya karşı olan hevesim hiç eksilmedi. Çok güçlü bir okuma süreci geçirdim. Ondan sonra da insan bazı şeyleri paylaşmak istiyor dolayısıyla içime bir kitap yazma isteği düştü.
Üniversitede okuduğunuz yıllardan biraz bahsedelim, o zamanlar hayata nasıl bakıyordunuz? Hayatı nasıl yaşıyordunuz?
Bizim ailede müzik geleneği var, bu yetenek ağabeyimde, babamda var, onlar daha çok halk müziği ile ilgileniyorlardı. Beni ilkokul ikinci sınıfta mandolin kursuna gönderdiler. Gerçekten çok güzel mandolin çalıyordum. Ortaokula geldiğim zaman hala evde saklıyorum üzerine vak vak resimleri yapıştırdığım bir gitar aldım. Lise 3’e kadar öyle geldim. Lisede Kamil Oruç adında bir öğretmenimiz vardı, müziğe aşık birisiydi. O öğretmenimiz okulda bir orkestra kurmak istedi, ben de o zamanlar elektrogitara heves ettim. Hatırlıyorum, İstanbul’da babamla Zeynel Abidin müzik markete gittik. Oradan bana kırmızı bir elektrogitar aldık, çok güzeldi. Tabii ki o dönemlerde Trabzon’da böyle elektrogitarlar, pedallar, vak vaklar falan yok. Bir toplulukla müzik yapmak neymiş o zamanlarda öğrendim. Üniversite yıllarında müzik hayatım devam etti. Beş arkadaş ‘Pop Resital’ adında bir müzik grubu kurduk. O zamana göre yabancı parçaları çok müthiş çalardık. Pink Floyd hayranıydım. Trabzon’un en iyi demeyeyim ama iyi gitaristlerinden bir tanesiydim.
Grup olarak ne kadar zaman müzik yaptınız?
Çok zaman müzik yaptık diyebilirim. O zamanlar Trabzon’da düğün salonu yoktu, bir tane evlendirme salonu vardı. Taç kulüp diye bir yer vardı. Emperyal Gazinosu vardı. Biz bütün düğünlerde, balolarda, çaylarda, yılbaşı gecelerinde müzik yapıyorduk. Hatta Trabzon’u fetih ettik, ilçelere de gitmeye başladık. Bir Torul maceramız var ki başlı başına bir olaydır. O zamanlar Torul’da elektrik yoktu ama biz oraya elektrogitar getirmiştik.
Konser vermek için mi Torul’a gittiniz?
Torul’da bir düğüne davet edildik, çok enteresandır, Torul’un tarihinde ilk defa bir düğüne orkestra çağırılıyordu. Ama Torul’da elektrik yok, orkestranın bütün aletleri de elektrikli nasıl olacak diye merak da ediyorduk. Torul’a gittik, orada bütün elektronik aletlerimizi jeneratörle çalıştırdılar. Biz geniş bir düğün salonuna gideceğimizi sandık ama bir ilkokulun tiyatro salonunda çaldık. Sahne küçük, düğüne gelen davetlilere yukarıdan bakıyoruz. Gelinle damat salona geldi ama dans edecek yer yok. Biz Komparsita çalmaya başladık, adet yerini bulsun diye gelin ve damat dans ede ede sahneyi bir baştan diğer başa geçti, tek danslık bir düğün oldu. Bir de o zamanlar ideolojik kamplaşmaların en yoğun olduğu dönemlerdi. Bu anlamda Torul tehlikeli bir yerdi. Söylememiz için birçok istek istenildi ama repertuarımız sınırlı her isteği çalmak da mümkün değildi tabii.
Siyasi gerginliklerin olduğu yıllar ama siz buna rağmen müzik yapıyordunuz…
Evet öyle oldu, aslında biz üniversitenin keyfini çıkartamadık. Çünkü herkesin birbirini düşman gördüğü, öldürdüğü, dinlediği müzikten, okuduğu gazeteden dolayı olayların çıktığı, kurtarılmış mahallelerin olduğu, okula gidiş yollarının farklı olduğu yıllardı. Öyle bir ortamda okudum o yüzden de ben biraz ortada kaldım. Millet o işlerle uğraşıyordu biz de müzik yapıyorduk.
Bu müzik serüveni üniversiteden sonra bitti mi?
Şöyle bir şey oldu, bitmedi de benim bu İslami düşünceyle tanışma sürecim çok sert oldu. Sert olunca sanki bu süreci bu düşünceyi, bu yaşamı seçmiş olmam diğer şeyleri yapmamam gerekiyormuş gibi keskin bir düşünceye sebep oldu. Halbuki hiç ilgisi yoktu, sadece müzik yoktu hayatımda amatör kümede top oynadım, 24 Şubat futbol kulübünde kalecilik yaptım, takımın tarihine, en fazla gol yiyen kaleci olarak geçtim. Aslında ben golleri sahanın hastane tarafında yerdim, bloklar tarafında ise kızlar balkondan seyrediyor diye gol yememek için canla başla mücadele ederdim, süper kalecilik yapardım. Diğer tarafa geçince dikkatim dağılırdı, her gelen top gol olurdu.
‘İslami düşünceyle tanışmam sert oldu’ dediniz, bunu biraz açar mısınız?
Şöyle ki; bizim annemiz babamız muhafazakar, bu işleri bilen insanlar. Ama gençler biraz farklı oluyorlar, ben de çok hızlı ve canlı birisiydim, arkadaş gurubum da öyleydi. Yani Trabzon’un tozunu atan bir guruptuk. Arkadaşlarımın isimlerini vermeyeceğim çünkü hepsi işadamı oldu, hepsinin aileleri var, güzel işler yapıyorlar. Her yeni düşünce ilk anda insanın içerisinde bir tepki oluşturur. Bir hazım dönemi vardır, o dönem geçtikten sonra ben de yavaş yavaş attıklarımın hepsini geri aldım. Çünkü o dönemlerde elektrogitarımı ve diğer müzik aletlerimi vermişim. Şimdi bakıyorum ben ne yapmışsam oğlum da aynısını yapıyor. Müziğe çok düşkün elektrogitarı var teknik anlamda her türlü sahip. Büyük kızım çok güzel keman çalıyor.
Yaşam şeklinizi tamamen değiştirmenize neden olan şey neydi?
Bu çok zor bir soru, bunu anlatmak kolay değil. Bir aile geleneği var, annem rahmetli bu konuda üzerime çok düşerdi. Aslında bu sadece benim sorkunum değil, hepimizin sorunu. İnancını yaşamak istiyorsan onun gereklerini yerine getirme noktasında da gayretli olmak gerekiyor. Bu bende biraz keskin oldu ama sonradan normale döndü. İşin ham ve softalık kısmı bende bitti. Daha esnek oldum, bu da olması gereken çok doğal bir şeydi. Cat Stevens’ın da ilk geçiş dönemlerine baktığım zaman aynı sıkıntıları onun da yaşadığını görüyorum. O da müziği bırakmıştı ama sonra toparladı. Toplumun bize vermiş olduğu din anlayışının biraz taklit din anlayışı olduğunu anladım. O nedenle önce İslam Klasiklerini okumak için zaman ayırdım. Benim için bu alan daha hayati hale geldi. Bir takım gerçeklerle karşılaştığınız zaman bir takım şeylerden de fedakarlık yapacaksınız. Nereye ağırlık veriyorsan diğer taraf biraz hafifler.
Bu düşüncenin altyapısını oluşturmak için İslam klasiklerini okuduğunuzu söylediniz. Okuduklarınız size bildiklerinizden farklı ne öğretti?
Piyasada birçok iletişim kitabı var, onları da okudum ve baktım ki hepsi Batı kaynaklı şeyler. Yani bunlar bizim dinimizin, inancımızın içerisinde var, hatta öyle bir noktaya geldim ki o kitapların kenarlarına ayetler ve hadisler yazmaya başladım. Hazreti Peygamberimiz diyor ki; aranızda selamı yayınız. Selamdan güzel bir şey var mı? Bütün bunlar bizim dinimizin içerisinde zaten var. O zaman ben bunları neden yabancı bir kaynaktan okuyayım ki. Aslında bilinen şeyler çok fazla ama bu bilinenler hayata dökülmüyor.
Biraz da yazdığınız kitaplardan ve katıldığınız etkinliklerden bahsedebilir misiniz?
Çok ciddi çalışıyorum, sürekli yazıyorum, çok güzel şeyler üretiyorum. Ürettiklerimin karşılığını da alıyorum. 1986 yılında kitap çıkarmaya başladım. Kuran merkezli, düşündüğüm şeyleri kitaplaştırarak insanlarla paylaştım. Şimdiye kadar bana gelip de ‘burada ne yapıyorsun?’ diyen olmadı. Sen sorduğun için söylüyorum. 30 tane basılmış kitabım var. Kitap yazayım şöhret olayım gibi bir endişem yok. Bu 30 kitabın içerisinden 2 tanesi Erzurum Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültelerinde yardımcı ders kitabı seviyesine geldi. Bu öyle çok basit bir şey değildir. Yine yaklaşık 30 tane de basılma aşamasına gelmiş yazılarım var. Kitap fuarlarına katılıyorum, bir ay önce TÜYAP Kitap Fuarında imza günüm vardı. 6,5 saat hiç yerimden kalkamadım, 300’e yakın kitap imzaladım. Benim alanım Kuran’ın daha çok insani boyutu, Tasavvuf ile ilgili. O nedenle çok seçkin ve iyi bir alt yapısı olan okuyucu kitlem var. Önceden bu anlamda Trabzon’u çok düşünürdüm ama şimdi hiç düşünmüyorum. Her ay İstanbul’a gidiyorum, kitaplarımı okuyan çok güzel bir çevre oluştu orada. Trabzon’dan bana hiç böyle bir şey gelmedi. Sadece üyesi olduğum Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği beni birkaç kez davet etti ve plaket verdi. Yaklaşık 6 ay kadar önce ‘Kabe ile Konuşan Adam’ ve ‘Siyah Örtülü Ev’ adında iki kitabım çıktı. 2010 yılı Şubat ayında ‘Kutlu Doğum Haftası’ etkinlikleri çerçevesinde, İstanbul Cevahir Otel’de bir gece düzenlenecek. O gecede bir yabancı bir de Türk yazara ödül verilecek. Türkiye’den ödülü alacak yazar olarak beni seçmişler. Kutlu Doğum Haftasında her yıl farklı bir konu seçilir. Bu yılın konusu ‘Kabe’. Benim de Kabe üzerine yazılmış 2 eserim olduğu için, böyle bir ödüle layık görmüşler, bu çok sevindirici ve onur vericidir.
Keşke müziğe devam etseydim şeklinde bir düşünceniz oldu mu?
Şu anda oğlum müzikle uğraşıyor, evde gitarı var. Ben de arada sırada gitarı elime alıp çalıyorum. Şimdiki gençler romantik parçaları, klasik parçaları bilmiyorlar. Ben de oğluma onları çalıyorum onun da hoşuna gidiyor. Ama şu anda imkanım olsaydı benimle aynı kafa yapısını paylaşan insanlarla tekrar bir grup kurmayı isterdim.
Peki hiç öğretmenlik yapmayı düşünmediniz mi?
Bunu çok istedim, hatta bir ara ailemi de terk etmeyi çok düşündüm. Tayinim Giresun’a çıkmıştı. Çekip gideyim dedim, öğretmelik yapayım, daha idealist olayım dedim. Fakat bu içinde bulunduğumuz iş yeri dededen babaya kalarak devam etti. Şahinler soyadı ile neredeyse yüz yıllık bir gelenek var ortada. Gönlüm babamı bu kadar ağır bir yükün altında tek başına bırakmaya razı olmadı.
Röportaj: Fatma YAVUZ



