Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ustaömeroğlu'ndan Açıklamalar ! . .
28 Ocak 2010 / 14:28
Mimar Gürol Ustaömeroğlu, Trabzon’da yapı yaparken tarihi dokunun dikkate alınması gerektiğini söyledi. Ustaömeroğlu, “Trabzon kent merkezindeki mimari kalitede ne yazık ki Konya Ovasında yapı yapılıyormuş gibi davranıldı” dedi.

Daha çok ne tür konutlar planlıyorsunuz?

Trabzon’da çeşitli sosyal konutlar yaptık ama daha çok büyük tip villalar üretiyoruz. Hatta bunların bir bölümü malikaneye kadar gidebiliyor. Bunların dışında Kızılay’ın Bölgesel kan merkezinin binasını yapıyoruz. Devlet, Kızılay ve Belediye üçlüsüyle güzel bir çalışma örneği gösterdik, KTÜ’nün de katkıları oldu.

Trabzon’un tarihi bir dokusu var, çarpık yapılaşmadan dolayı pek ortaya çıkamasa da böyle bir doku var. Siz bir mimar olarak ürettiğiniz projelerde bu tarihi dokuyu dikkate alıyor musunuz?

Kesinlikle alıyoruz. Benim doğduğum mahallenin adı şimdi Yeni Cuma mahallesi olarak geçiyor. Eski adı Boztepe mahallesiydi. Ben oranın yerlisiyim ve benim doğduğum ev taşlıklı yani avlusu olan bir evdi. Dedemizin eviydi orası ben de belli bir yaşa kadar o evde yaşadım. Dolayısıyla o evde çok güzel çocukluk anılarım vardı. Mahalle kültürünü biz orada yaşadık. Dolayısıyla geleneksellik o zamanlardan bana biraz işledi. Benim üniversitedeki ilk projem geleneksel konutlardır. Mesleğe bile böyle merhaba dedik. Bir geleneksel yanım var, bunu hiçbir zaman atmak istemiyorum. Bu doğduğum andan meslek hayatıma gelen kısım. Meslek hayatımda Rus mimarlarla ortak çalışmalarımız oldu. Rusya’ya çok proje ürettik. Büyük şatolar, malikaneler.



Geleneksel ile moderni birleştirme konusunda sıkıntı mı yaşıyoruz?

Evet sıkıntı yaşıyoruz. Ayrıca bunu da gerektiği zaman ayıramıyoruz. Trabzon kent merkezindeki mimari kalitede ne yazık ki Konya Ovasında yapı yapılıyormuş gibi davranıldı. Modern yapılara karşı değiliz tabii ki, ben de modern yapılar yapıyorum ama modern yapıyı veya o uçuk dediğimiz yapıları biraz daha farklı bölgelere kaydıralım. Yapıları yaparken kent merkezinde olduğumuzun farkına varalım. Böyle bir kent merkezi nerede var. Bu tür sıkıntılarımız var. Biz tarihi mirasımızı daha yeni fark ediyoruz ve bu tarihi mirasımızdan ekonomik gelir elde etmeyi henüz daha öğrenmedik. Şurada kaç bin yıllık surlarımız var, daha onları turizme açamadık. Ben Rus mimarlarla çalışırken adamlar bir şehir mobilyasını, şehrin her hangi bir yerine konulacak bir çiçekliği bile tasarladıklarını gördüm. Bunu mimar tasarlıyor ve o mimar tasarladığı çiçekliği heyecanla bana gösteriyor, ‘bunu ben tasarladım diye’. Bizim buradaki belediyenin şantiyesinde gelişi güzel beton kalıba dökerek yapmıyorlar bu işi. Biz Trabzon’da ne yazık ki bırakınız böyle çiçeklikleri yaptığımız mimarinin değeri yok. Biz bunları daha yeni yeni öğreniyoruz. Sıkıntı büyük ama çözülmeyecek gibi değil, eğitim her şeyi çözer.

Rusya ile eskiye dayanan özellikle mimari alanda bir etkileşim de var…

Tabii ki var, sınır komşusu olan ülkeler bir şekilde birbirlerine kültür transferi yapmışlardır. Bizim bu saf Türk mimarisidir diyebileceğimiz yapı çok nadirdir. Bir kere bu eski binaları yapan ustalar Ermeni ve Rum dolayısıyla her usta kendi yerel figürlerini katabiliyor binalara ve sivil mimari dediğimiz akım böyle oluşuyor. Dolayısıyla bu Rus mimarlarla yaptığımız ortak çalışmalar benim hayatımdaki köşe noktalardan biridir. Bu nedenle tarihi çevrede yapı yapma konusunda biraz hassasımdır. KTÜ’de, part-time olarak ders veriyorum orada da bunu öğrencilerime aşılıyorum. Trabzon kent merkezinde bir yapı yaparken Konya ovasındaki gibi düşünemezsiniz. Muş ovasında bina yapıyormuş gibi bakamazsınız olaya. Çünkü Trabzon çok eski bir kent 4 bin yıllık tabirlerini kullanmak istemiyorum, onu herkes söylüyor zaten. Trabzon’da bu anlamda laboratuar titizliği içerisinde çalışılması gerektiğine inanıyorum. Şehrin mimari envanterini çıkaracaksınız ve yapılan yapılara gerekirse müdahale edeceksiniz. Bu dünya’daki bütün tarihi kentleri olan ülkelerde kullanılıyor. Örneğin; Fransa’nın Paris kentinde eski Paris denilen ve tarihi dokunun korunduğu yerde bir binanın renginini dahi kafanıza göre değiştiremezsiniz.

Ama orada şöyle bir durum var, eski Paris tarihi dokusuyla aynen muhafaza edildi ve hemen yan tarafına yeni Paris kuruldu. Trabzon için böyle bir şey yapılamadı…



Evet doğrudur fakat biz çok komplike yaşamayı seviyoruz. Aslında bunlar bir birine bağlı konular. Biz kent yaşamıyla köy yaşamını ne yazık ki iç içe yaşıyoruz. Dünya’daki birçok medeni ülkenin yüzyıllara mal olan yaşam şeklini biz 20-30 yıla sığdırmaya çalışıyoruz. Modern yaşam ve köy yaşamı bir arada, kültür burada bir sıkıntı yaşıyor. Kültür ve Tabiatı varlıklarını koruma kurulu ile son yıllarda Trabzon’da kültürel değerlerimize, tarihi binalarımıza önem veriyoruz, bu bir gerçek. Bu biraz da ekonomi ile alakalı bir durum. Devlet hiçbir zaman kalkıp ta vatandaşa, ‘sen bu binanı yapamıyorsan ben yapayım’ demiyor. Kent merkezindeki o eski bina öyle kalıyor. Şimdi ise Belediye güzel bir uygulama başlattı ve Kunduracılar Caddesinde devam ediyor. Belediye tarihi binayı alıyor ve aslına uygun bir şekilde restore ediyor. Bu iyi bir şey ama Trabzon eski bir kent, biz 21. yüzyıldayız ve bu uygulama yeni başladı. Burada acı olan şu; aslında ülke olarak ta bu hataya düştük. Avrupa Birliği standartlarını getiriyoruz değil mi? Bunu Avrupa Birliği istediği için mi yapıyoruz, biz hak ettiğimiz için mi yapıyoruz? Burada bir handikap var, keşke bunu biz hak ettiğimiz için yapsaydık, Avrupa dayattığı için değil. Bu standartları yakalamak için Avrupa’ya mı ihtiyacımız vardı? Dolayısıyla burada da 2011 olimpiyatlarının suyu yüzü hürmetine böyle bir çalışa başlatıldı, güzel bir şey, ‘ölü rahmet bulsun da nereden bulursa bulsun’ ama keşke bunu yıllar önce yapsaydık.

Peki sizce bu çalışma tatmin edici mi? Yoksa 2011 olimpiyatları makyajı mı?

Bu samimiyeti süreç içerisinde göreceğiz. Biz yapılan çalışmaları izlemeye devam ediyoruz, Trabzon’da 2011 Olimpiyatları yapılacak ki biz bundan yüzümüzün akıyla çıkacağımıza inanıyorum. Ondan sonrasını da izlemeye devam edeceğiz. Bakacağız bu iş ne kadar 2011 olimpiyatlarıyla ilgili, halkımızın refah düzeyi, yaşam standardının yükseltilmesi için yapılıyordur buna bakacağız, zaman bize bunu gösterecektir. Aslında halkımız 2011 Olimpiyatlarının çok farkında değil. Ben bunu iki açıdan değerlendiriyorum; ya umurunda değil ya da çok doğal bir olay olarak görüyor (mu)? Bence burada yerel yönetime çok büyük bir görev düşüyor. Trabzon halkı bir şekilde bu konuya ısındırılmalıdır.

Birazda siyasetten bahsedelim. Demokrat Partide siyaset yapıyorsunuz, siyasete nasıl girdiniz?

Bu o kadar acı bir konu ki; biz 12 Eylül kuşağıyız, öncesini ve sonrasını iyi biliyoruz. Öncesinin kötü yanlarını atınız, o günleri özlüyoruz. Çünkü çok bilinçli, okuyan, idealleri için gerekirse kavga eden bir gençlik vardı. Ortak payda Türkiye idi. Ama ne yazık ki şu anda bunu göremiyoruz. 1980’li yılların sonlarına doğru Süleyman Demirel’in siyası yasaklara karşı verdiği mücadele beni Doğru Yol partisine yaklaştırdı.

Aileden gelen bir siyasi gelenek var mı?

Benim ailem çok siyasi değildir, hatta benim anne tarafımda çok fazla CHP’li var. Hatta Demokrat Partide siyasete girmeme onlar da şaşırmışlardı. Ben 1990’lı yıllarda Ankara’daydım. Süleyman Demirel’in bu mücadelesine çok hayran oldum. Siyasi yasaklar kalktıktan sonra ana muhalefet lideri ardından yapılan seçimlerde de başbakan olmuştu. Bu beni çok etkiledi, partiye üye olmadan partinin çok sıkı bir taraftarı oldum. Bunu bilen partili arkadaşlarım da 1999 yılında beni belediye meclisi üyesi olarak aday gösterdiler, o tarihten bugünlere kadar geldik. 2002 yılı seçimleri sonrası DP Trabzon teşkilatı başkanlığına Bekir Bülbüloğlu atanmıştı. İlk teklif ondan gelmişti. Bu beni çok duygulandırmıştı çünkü aktif olarak siyasete ilk defa giriyordum, teşkilatı tanımaya çalıştım ve hepsiyle kucaklaştım, ardından 2 yıl sonra da seçilerek Merkez İlçe Başkanı oldum.

DP’de siyasete devam mı yoksa siyaseti bıraktınız mı?

Siyaseti bırakmadım, Demirel’in söylediği bir söz vardır, bunu da Churchill söylemiş, ‘Siyasetin tek kapısı vardır, üzerinde ‘in’ yazar ‘out’ yazmaz.’ Dolayısıyla bu bir bayrak yarışıdır, zaten benim 3 yıl yasal görev sürem dolmuştu, uzatmaları oynuyordum. Ciddi bir seçim malubiyeti yaşadık ve ikinci defa meclis dışında kaldık. O aşamada tekrar aday olmadım ve açık olarak şunu söyledim; ‘benim beraber seçildiğimiz il başkanım şu anda yok. Genel başkanım bir bedel ödeyip çekildi. O dönemde herkes bir şekilde bıraktı. Ben de buraya kadar diyorum. Ama yarın benim partim beni tekrar bir yerde görmek ister tekrar gelirim ve partimin beni görmek istediği yerde yerimi alırım’ deyip çekilmiştim.

İçinde bulunduğunuz sürede siyaset sizi ne kadar tatmin etti, duygu ve düşüncelerinizi aktarabilme noktasında?

Bu konuda partililerimizin çok büyük teveccühünü gördüm. İlk olarak eski partililerimizi ziyaret ettik bu çok güzel oldu. Ben beklide birçok ilçe başkanına nasip olmayacak bir şey yaşadım. Partilerin Genel Başkanları il başkanlarını ne kadar ara bilmiyorum. Ama Genel Başkanımız Mehmet Ağar ile 3-4 günde bir telefonla görüşürdük. Ben gerçekçi bir siyaset yaptım diye düşünüyorum, yani genel başkanıma hiçbir zaman Trabzon’da iddialı bir şekilde yürüyoruz demedim. Ben düşüncelerimi yansıtma anlamında, genel merkezle ilişkiler anlamında tatmin olduğumu söyleyebilirim. Siyaset çok güzel bir şey, insana hizmet ve insanı anlama noktasında çok güzel, ben siyaseti konuşma olarak görmüyorum, öncelikle insanların dertlerini dinleme ve anlamayı tercih ediyorum.

Şuanda siyasetin neresindesiniz? Siyasi olarak beklentiniz var mı?

Tam ortasındayım. 8 yıllık aktif siyasi yaşamımda hiçbir zaman aday olmadım. Hep arkadaşlarımın önerisi, teveccühü ile adaylığımı açıkladım. Dolayısıyla böyle bir teveccüh gördüğümüzde tabii ki görevden kaçmam ama şu anda ciddi bir sıkıntı var. Partimiz meclis dışında, oy oranı düşük ve birleşme süreci devam ediyor. Hala bir doğum sancısı yaşıyoruz. Bunun nereye varacağı konusunda tam bir bilgiye sahip değiliz. Böyle bir dönemde bir şeylere aday olmak çok doğru olmaz. Teşkilatlar ayrı genel merkez ayrı telden çalıyor gibi bir havanın olduğu yerde boşa kürek çekmekte gereksiz. Şu anda durumu anlamaya çalışıyoruz.

Siz ayrıca karikatür de çiziyorsunuz…

Benim asıl resim yünüm vardır. Yusuf Katipoğlu ve Saldıran Özmen’in öğrencisiyim. Ortaokuldayken resim yarışmalarına katılıyordum. Ama lisedeyken o zamanların önlü mizah dergisi ‘gırgır’dan ve Oğuz Aral’dan etkilenerek karikatüre dönüş yaptım. Bunun nasıl olduğunu ben de bilmiyorum. Lise birinci sınıfta o tarihlerde haftalık olarak çıkan Karadeniz gazetesinde ücretli olarak karikatür çiziyordum. Ulusal ve uluslararası yarışmalara katıldım. Katıldığım karikatür yarışmalarının hemen hemen hepsinden ödül aldım. Trabzon’da karikatürün öncülüğünü yapmaya çalıştık.

Sizin bir de fötr şapkanız var. Bu şapka Süleyman Demirel’e olan hayranlığınızdan mı kaynaklanıyor?

Bu Türkiye’de bir dönüm noktası, bu şapka herkesi kucaklıyor, bu şapkanın ülkedeki manevi değeri çok büyük, siyasetteki yeri çok farklı, bunun çok özel bir anlamı var, ama hepsinden önemlisi bana yakışıyor daha doğrusu yakıştığını söylüyorlar. Ben bu şapkayı İstanbul ve Ankara’da taktığım zaman yolda yürürken herkes bakıyor. Ama Trabzon bu şapkayı o kadar kanıksadı ki kimse bakmıyor, o nedenle bunu Trabzon’da takmak çok keyifli. Bunlardan bende 6-7 tane var. Bu siyah şapkayı bana Nadir Saral hediye etti. Takma sözü veren arkadaşlarıma şapka hediye ediyorum.

Gürol Ustaömeroğlu kimdir?

Trabzon’da doğdum. İlk, Orta, Lise ve Üniversite eğitimimi Trabzon’da tamamladım. KTÜ Mimarlık bölümü mezunuyum. Askerlik görevini yaptıktan sonra 1990 yılında Ankara’da meslek hayatına başladım, birkaç büyük firmada ve akabinde kısa bir süre Sudi Arabistan’da mimar olarak çalıştım. 1994 yılında Trabzon’da mimarlık bürosu açtım. Yurtdışında özellikle Rusya’ya mimari projeler yaptım. Trabzon’da inşaat sektöründe çalışmam oldu ama müteahhitlik mimarlığı öldürüyor. Dolayısıyla ben mimarlığı daha çok sevdiğim için şu anda mimar olarak devam ediyorum. 1995 yılından beri de KTÜ’de, üniversitenin daveti üzerine iç mimarlıkta part-time olarak ders veriyorum.

Röportaj: Fatma YAVUZ

 


 

DİĞER HABERLER


Röportaj Haberleri
Bugünkü EKSPRES'i Okumak İçin TIKLAYIN