Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
" Eczacılar gizli iflas içerisinde "
01 Şubat 2010 / 11:36
Eczacıların büyük bir bölümünün gizli iflas içerisinde olduğunu belirten Eczacı Mehmet Ongan, “Türkiye’de eczacı sadece rafından ilacı alıp veren kişi değildir. Eczacıya bir danışman, bir doktor gibi bakılıyor, biz en son eczacıyız” dedi.

Eczacı Mehmet Ongan’la tiyatro, siyaset, Trabzonspor ve eczacılık mesleği üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Mehmet Ongan sorularımıza içtenlikle cevap verirken çok önemli tespitlerde de bulundu.

Siz çok yönlü bir insansınız, eczacılığın dışında sanat, siyaset ve spor alanlarında da çalışmalarınız var. Bütün bunlardan hangisi hayatınızın ilk sırasına koyuyorsunuz?

Önce sanat, çünkü çocukluğumda bizim evde sürekli bir sanat faaliyeti ve hareketlilik vardı. Babam 1957 yılında Avrupa’da tahsilini bitirip Trabzon’a döndükten sonra 1963 yılına kadar amatör foto kulübü, amatör tiyatro kulübü, amatör sinema kulübünün kuruluşuna öncülük etmiş kişilerdendi. Tabii ki bütün bunları tek başına başarmadı, arkadaşları vardı. Bizim evde hem fotoğraf hem sinema hem tiyatro sürekli konuşulurdu. Bunun dışında Trabzon’a turne için gelen tiyatro sanatçıları evimize gelirdi, onların oyunlarını izlerdik. Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi’nin arkasında 120 kişilik bir salon vardı. Orada film gösterileri yapardık. Köy sinemalarına kiralık filmler verirdik. Dolayısıyla çocukluktan beri hep sanatla iç içeydik. Bu nedenle sanatı başa almak istiyorum. Trabzonlu olup ta Trabzonsporlu olmamak mümkün değil. 1994 yılıydı Trabzonspor yönetim kuruluna yedek üye olarak yazıldık. Sadri Şener’in istifasından sonra Faruk Özak başkan oldu, biz de asıl üyeliğe geçtik böylece Trabzonspor maceramız başladı. Siyaseti ise 2 dönem yaptım ve ayrıldım çünkü hiç bana göre değildi. Spor, sanat ve siyaset üç ‘S’ aslında bir kentte bir şeyler yapmak istiyorsanız, insanları doğru yönlendirmek istiyorsanız bu üçüyle de uğraşmanız gerekir. O nedenle biz de bu üçüyle de uğraşmaya çalıştık, ama ne kadar başarılı olduğumuz bilemiyorum.

Geçtiğimiz yıl Trabzon’da ‘Letafet’ adlı bir oyunu babanızın anısına sahneye koydunuz. Bunu her yıl yapacak mısınız?

Bunu her yıl yapamıyoruz maalesef. Eşimle birlikte bundan 4 yıl önce İstanbul’da bir kültür, sanat şirketi kurduk. O şirketin tiyatro bölümü de var. Orada ‘Letafet’ diye bir oyun sahneledik. Daha sonra o oyunu Haluk Ongan’ın doğum günü olan 13 Ocak’ta Trabzon’da da sergiledik. Tabii o günün bizim için çok özel bir anlamı vardı.

Babanızın adının verildiği Trabzon Devlet Tiyatrosu Haluk Ongan sahnesinden biraz bahsedebilir misiniz?

Haluk Ongan 52 yaşında öldü ve Trabzon’da bulunduğu son 20 yılda sanatın inşasına çok önemli tuğlalar koydu. 1997 yılıydı o zamanın Trabzon Tiyatro Müdürü Burak Karaman bunu fark etmiş olacak ki bir gün bana geldi, ‘Trabzon’da tiyatro tarihini araştırdığımda hangi taşı kaldırsam Haluk Ongan’ın adı çıkıyor karşıma. Gel babanın adının sahneye verilmesi için bir öneride bulunalım” dedi. Ben de, “Bizim asla böyle bir talebimiz yok. Burası Türkiye, parkların, sokakların, caddelerin isimleri siyasi iktidarlar değiştikçe değişiyor. İleride böyle bir şey olursa daha çok üzülürüm. Eğer bu isim hep orada kalacaksa bu öneriyi getirelim” dedim. Burak Karaman da, “Devlet Tiyatroları tarihinde asla böyle bir şey olmamıştır. Bunu bir deneyelim” dedi. Yılların biriktirdiği arşivleri, fotoğrafları, gazete haberlerini toparladık ve bu teklifi Ankara’ya ilettik. Dönemin Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Bozkurt Kuruç, Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun bu talebine olumlu baktı. Tabi bu bizi çok sevindirdi. Trabzon Devlet Tiyatrosu 1987 yılında kurulurken 4 aday il vardı. Bunlar; Trabzon, Samsun, Rize ve Erzurum. Dönemin Kültür Bakanı Mesut Yılmaz Rizeli, dolayısıyla Rize’de olabilirdi, Samsun, Erzurum Büyükşehir oralarda da olabilir ama Trabzon şeçildi. Neden? Çünkü o kentlerin tiyatro geçmişlerine bakıldı. Tabii ki bunun oluşumunda da Haluk Ongan’ın 20 yıl amatörce yaptığı çalışmaların da büyük payı olduğu için olay buraya kadar geldi.

Babanızdan kalan bu kültürel mirasa nasıl sahip çıkıyorsunuz?

Bizler de Haluk Ongan’ın bıraktığı mirası Trabzon’daki sanatçıların her türlü problemine elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışarak, bir sanatçı dostu, bir tiyatrocu dostu olarak sahip çıkmaya çalışıyoruz. Benim kızım İstanbul’da güzel sanatlarda tiyatro okuyor, büyük kız kardeşim Viyana Üniversitesi tiyatro bölümü mezunudur dolayısıyla ailenin bireyleri de sanatla ilgili.

Trabzon’a yeni bir tiyatro binası yapılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Trabzon’un gerçekten yeni bir tiyatro binasına ihtiyacı vardır. Ama bu her nedense yerel seçimlerde gerek belediye başkan adayları, gerek milletvekillerimiz gerekse bakanımız pek seslendirmedi. Yanılmıyorsam Türkiye’de 81 ilin 11’inde yerleşik tiyatro var ve Trabzon bunlardan biri. Bunun değerinin bilinmesi lazım. Seyircinin de o tiyatroya sahip çıkması lazım. Şu anda eski hapishaneden bozma Hüseyin Kazaz Kültür merkezi çok yetersiz, Hamamizade sanıyorum yakında açılacak ama oranın içinin planını bilemiyorum. Ama Trabzon’a gerçekten yakışır bir tiyatro binasının yapılması gerekir diye düşünüyorum. Bu kentin nasıl ki geçmiş 4 bin yılı çok önemliyse gelecek 4 bin yılda da çok önemli olacaktır. Bunu da yaşanan gelişmeler ve Dünya’nın Trabzon’a bakışı gösteriyor zaten. O nedenle herhangi bir şekilde oluşabilecek bir tiyatro binası konusunda elimizden gelen katkıyı vereceğiz.

Trabzonspor 25 yıldır şampiyonluk yüzü göremiyor. Neden şampiyon olamıyoruz?

Son 25 yıldır Trabzonspor’da her türlü sistem denendi. Her türlü başkan, her türlü yönetim kurulu, her türlü kadro her şey denendi. Bence artık bu kadar denemeden sonra bir doğrunun bulunmuş olması lazımdı. Bence Trabzon doğumlu, Trabzonlu çocukların mutlaka takımın iskeletinin yarısını oluşturması lazım, bu olmazsa olmaz. Yani 11 kişi kadro, 18 kişi ana kadro 25 kişi diğerleriyle birlikte derken bu 25 kişi içerisinde 10 tane Trabzonlu mutlaka olmalı diye düşünüyorum. Bunun dışında bir takım gerçekler de var, yani İstanbul kulüpleriyle bizim ekonomik olarak yarışma şansımız yok. Yabancı bütçeniz 10 TL ise, bu paraya 6 tane yabancı alacağınıza yine aynı parayı harcayarak 3 tane yabancı almanız lazım. Yani 6 tane orta kalitede yabancı almaktansa 3 tane çok iyi yabancı oyuncu alıp, 3 tane de Türkiye’den Trabzonlu olmayan çok iyi oyuncu ile takviye ederseniz sanıyorum böyle bir kadro yapısı Trabzonspor’u daha çok başarıya taşıyacaktır.

Trabzonlu antrenör ve futbolcularla, ‘Trabzonspor ruhu’ tekrar kazanılır mı?

Yerli bir antrenörün bir malubiyetten sonra duyduğu üzüntüyü, ya da bir galibiyetten sonra duyacağı sevinci asla hiçbir yabancı antrenörde bulamazsınız. Yerlinin yabancısında da bulamazsınız. Trabzonspor’un şampiyonluk yıllarına bakıyoruz, futbolcular bir maçı kaybettiklerinde üzüntüden kafalarını duvarlara vuruyordu. Öyle Trabzonsporlular vardı. Trabzonspor’da son 25 yılın en başarılı 3 dönemine baktığınızda, Faruk Özak, Atay Aktuğ ve Sadri Şener dönemlerinin diğerlerine oranla daha başarılı olduğunu görebiliyoruz. Aslında sorunuzun cevabı birazda bunun içerisinde saklıdır. Birçok Trabzonlu da bunun farkındadır, evet ruh kaybolmuştur, ruhu da yabancılarla sağlayamazsınız. Ruhu ancak Trabzonlu çocuklarla sağlarsınız. Ama onlara güvenerek, sahip çıkarak, onlara şans vererek, yoksa alıp kadroda 2 sene tutup birine kiraya vermek, ya da sen olmadın git demekle olmaz. Bu konuda biraz cesur olmamız lazım.

Peki bu dönemden umutlu muyuz?

Bu dönemden ben şahsen umutluyum. Çünkü Şenol hocanın gelmesiyle birlikte bir umut doğmuştur. Şenol hoca Trabzonsporludur, Trabzonludur, 24 saatinde futbol ve Trabzonspor’u düşündüğüne inanıyorum. Bence Türkiye’nin en kariyerli hocasıdır. Fatih Terim, Mustafa Denizli diyorlar ama Şenol hocanın bir Dünya 3’üncülüğü apoleti var, 6 kere de Trabzonspor’da şampiyonluk görmüş. O nedenle Şenol hocanın gelişinden sonra hem kulübün, hem takımın çok daha toparlanıp, çok daha keyifli işler yapacağına inanıyorum.

Trabzonspor’un başarısında yerel medyayı nereye koyuyorsunuz?

Televizyonlarda da söyledim, yazılarımda da anlatmaya çalıştım, eğer bu kentte 7 tane yerel gazete, 5 tane yerel televizyon varsa bunu Trabzonspor’a borçlular. Fakat maalesef bizim bu bölümlerde çalışan arkadaşlarımızın çoğu yapıcı değil de sanki Trabzonspor’un kuyusunu kazmak için bir takım çabalar içerisinde. Gazetecilik yapayım derken Trabzonspor’a kötülük yapıyorlar. Trabzonspor için 1 olumlu haber çıkıyorsa buna karşılık 9 olumsuz haber yapılıyor. Tabii ki eleştireceğiz ama daha transfer yapılmadan adam gelmeden, ya da işte yönetim bir karar aldığında daha uygulamadan kıyametleri koparıyoruz. Onun için yerel medyaya rica ediyorum biraz daha yönetimlerin yanında olsunlar. Eğer eleştiri yapıyorsan karşısına öneriyi de koyacaksın. Ama salt eleştireyim diyorsanız, bu Trabzonspor’un bir 25 yıl daha şampiyonluk görememesinin nedenlerinden biri olur.

Hükümet sağlık sektöründe birtakım düzenlemeler yapıyor. Eczacılar için de bazı düzenlemeler getirildi. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir Avrupa Birliği sevdamız var. AB’ye girmek için de bir takım uyum yasaları var. AB’nin yaptığı araştırmalara göre Türkiye’de kişi başına düşen ilaç ödemesi yüksek miktar. Ve Türkiye’de tüm Dünya’da olduğu gibi ortalama yaşam artıyor. Yaşlı nüfusla birlikte raporlu ilaç kullanım oranı artacak. Dolayısıyla da ülke olarak ilaç giderlerimiz artacak. AB diyor ki; senin AB’nin diğer ülkelerine göre kişi başına düşen ilaç harcaman fazla, bunu düşür. IMF’de, ben sana borç veriyorum sen de şu kadar ilaç harcaması yapıyorsun, bu çok fazla, bunu düşür diyor. Hükümet bu rakamı nasıl düşüreceğini düşünüyor ve ilacı ucuzlatarak, eczacının kar oranını düşürerek, Özel hastanelere bir takım kısıtlamalar getirerek bunu yaparım diyor. Fakat bütün bu kararları alırken, sanayici ne diyecek, eczacının durumu ne olacak, doktorun durumu ne olacak düşünmüyor. O sadece kendisine verilen rakama düşmek için bir takım önlemler alıyor. Bütün bunların içerisinde bizim savunduğumuz birçok doğru hamlesi de var hükümetin. Ama bir kısım medya sanki eczacılar ilaç fiyatlarının düşüşüne karşıymış gibi yayınlar yapıp hastayla eczacıyı karşı karşıya bırakıyorlar. Aslında son 20 seneye baktığımızda Türkiye’deki ilaç fiyatları hakkında tüm eczacı odaları, eczacılar Türkiye’de ilaçların pahalı olduğunu ve ilaç fiyatlarının düşürülmesi gerektiğini zaten söylüyorlar. Fakat şimdi ilaç fiyatı düşünce sanki biz istemiyoruz gibi lanse ediliyor, asla böyle bir şey yok. Biz yıllarca ilaçta KDV olmaz dedik ama o dönemin hükümetleri bizi hiç duymadı. Sayın Başbakan her konuşmasında örgütlenme tavsiyesinde bulunuyor ama eczacılara gelince de ben örgüt mörgüt tanımam gerekeni yaparım diyor. Ya da Amerika’yı örnek gösteriyor ve orada ilaçların marketlerde satıldığını söylüyor. Ama biz Amerika birliğine değil Avrupa Birliğine girmeye çalışıyoruz. Avrupa’da ilaçlar markette satılmıyor.

Hükümetle eczacılar arasında bir restleşme var mı?

Biz 24 bin üyesi olan çok güçlü bir örgütüz. İki saat içerisinde eyleme gidebilecek durumdayız. Bizim 18’inci bölgeye 500 üye kayıtlıdır son kapatma eyleminde 5 eczanemiz bunu deldi. 500’de 495 katılım oldu. Sayın Başbakan, biz kendi eczanelerimizi bulup açarız diyor. Tabii ki bulurlar, açarlar ama 24 binde 2 bin 400’ü zor bulurlar. Bu da Türkiye genelinde hizmet vermeyi sağlayamaz. Ben öyle kentler biliyorum ki o kentte hiçbir eczacı bu şartlarla anlaşma yapmaz. Türkiye’de ilaçta karlılık hiçbir Avrupa ülkesinde bu kadar kötü durumda değil. 24 bin eczanenin 10 bini iflas etmiş durumda, raftaki ilacı kendinin sanıyor ama onu depoya verse vergi borçlarını ödeme şansı yok, gizli iflas içerisindeler. Bizim eczacıların kar marjlarında iyileştirme yapılması konusunda dayatmalarımız var.

Eczacılar şu anda zarar mı ediyor?

Eczacılar şu anda kazançlarıyla masraflarını ödeyecek durumda değildirler. İlaç fiyatı düşüyor, cironuz düşüyor, ciro düşünce karlılığınız düşüyor, fakat SSK artıyor, muhtasar artıyor, elektrik artıyor, su artıyor, vergi dilimleri artıyor. Yani dün 10 TL’yi yapamadığınız ödemeleri bugün 7 TL’ye yapmanızı istiyorlar. Biz de bunun mümkün olmadığını söylüyoruz.
Bu nedenle bizim sıkıntılarımız var.

Bu düzenlemelerden sonra bazı hayati ilaçlar eczanelerde bulunamıyor, bu bir yaptırım mı?

Bunun eczacıyla yakından uzaktan ilgisi yok. İlaç depolarıyla da ilgisi yok. Bu direk sanayi ile ilgili. Çünkü diyelim ki patent sahibi bir firmanın bir tane uçuk merhemi var ve bu 17 TL. Devlet dedi ki, bunun fiyatını 3. 90 kuruşa düşeceksin. 17 TL’lik ilaç bu fiyata düşer mi? O zaman ben de madem bu fiyattan da kar ediliyordu o zaman neden yıllardır bu merhemi bu kadar yüksek fiyattan sattırdın bana diye sorarım. Firma da ne yaptı ben ilacımı bu fiyattan satamam dedi ve ilacını geri çekti. İlaç bir süre ortalıktan kayboldu. Birkaç gün evvel baktım ilaç yeniden piyasaya çıktı fiyatı 15 TL. Zaten ilaç sanayi artık yabancı kaynaklı oldu çünkü yerli ilacı da baltalıya baltalıya Türk ilaç sanayini de yabancılara sattık. Savaşlarda stratejik silahlardan biri de ilaçtır. Dolayısıyla Türkiye’de ilaç üretimi kalmadı.

Hastanelerin ilaç satma olayı ve Türkiye’de çok fazla eczane olduğu konusunda ne düşünüyorsunuz?

Yeni bir yasamız var ama rafta duruyor, orada 3 bin kişiye 1 eczane olacağı yazıyor. Trabzon’un merkez nüfusu 240 binse bölü 3 bin eşittir 80 eczane. 81’inci eczaneyi açmak için nüfusun 243 bin olması gerekiyor. Böyle bir yasa bekliyor. Bu yasa geçtiği taktirde şu anda Trabzon’da 140 eczane var, verilen hakkı da geri alamayacağınız için en az Trabzon’da 20 yıl eczane açılamayacak. O yasa teklifine göre, Türkiye’nin nüfusu 72 milyon derseniz, 3 bine böldüğünüz de 24 bin eder, yani Türkiye’de 24 bin eczane olması gerekiyor. Zaten 24 bin eczane var. Türkiye’de fazla eczane yok. Ama bir caddede 20 tane yan yana eczane gördüğünüz zaman fazla gelebiliyor. Öyle ilçelerimiz var ki 1 tane eczanesi var. Bu 24 bin eczanenin yaklaşık 12 bini üç büyük şehirde geri kalan 12 bini de 78 şehirde. Böyle bir dengesizlik var. Hastanelerden ilaç satışına gelince, bunu zaten yapıyorlardı. Ama oralardaki ilaç israfı gerekse ihalelerde yapılan usulsüzlükler ilaç satışlarının hastanelerin dışına çıkarttı. Bunu yaparak aslında tasarruf ettiler. Birçok alanda özelleştirme yaparken kalkıp ta Türk halkını tekrar hastanelerde ilaç kuyruklarına sokamazsınız.

Eczacılar birliğinin bu konudaki görüşü nedir?

Eczacılar Birliğinin ilk düşüncesi halk sağlığını aksatmadan neler yapabilirizdir. İkinci düşüncesi de tabiî ki meslektaşını korumak. Gerçekten eczacılıkta büyük bir kesim zor durumda ve bütün bu dayatmalar eylemler onları korumak için. Türkiye’de eczacı sadece rafından ilacı alıp veren kişi değildir. Özellikle Anadolu’da, ilçelerde eczacı danışman, doktor yani biz en son eczacıyız. Bunun yanında üzerimizde çok yük var. Biz hasta geldiği zaman ona kullanacağı ilaçları anlatmak istiyoruz. Ama bize o kadar iş yüklediler ki sekreterlik yapıyoruz, tahsildarlık yapıyoruz, noterlik yapıyoruz, narkotik memurluğu yapıyoruz, bir tek eczacılık yapamıyoruz çünkü vakit kalmıyor.

Mehmet Ongan kimdir?

1960 yılında Trabzon’da doğdum. İlkokulu maalesef şuanda yıkılmış olan Kurtuluş ilkokulunda okudum. Ortaokulu özel köşk ortaokulunda, liseyi Trabzon lisesinde okuduktan sonra, Marmara üniversitesi eczacılık fakültesinden mezun oldum. 25 yıldır faal olarak eczacılık yapıyorum. 50 yıldır Trabzon’da yaşıyorum. Eczacılar odasında 15 yıl yöneticilik, 1997-1999 yılları arasında 2 yıl başkanlık yaptım. Trabzonspor’da 2 dönem yöneticilik yaptım. 12 Eylül’ün kapattığı partilere iadeyi itibar verildiği dönemde rahmetli Ertuğrul Atakan’ın başkanlığında CHP’de Trabzon il başkan yardımcılığı yaptım. Evliyim 2 çocuğum var.

Röportaj: Fatma YAVUZ



 

DİĞER HABERLER


Röportaj Haberleri
Bugünkü EKSPRES'i Okumak İçin TIKLAYIN